Geç kalan başlangıç

1962 yılı yazında İngiltere'nin Wilton Park Konferansı'nda ilk defa Ortak Pazar (Avrupa Ekonomik Topluluğu) ve nihayet şimdiki ismiyle Avrupa Birliği konusuyla karşı karşıya geldim.

1962 yılı yazında İngiltere'nin Wilton Park Konferansı'nda ilk defa Ortak Pazar (Avrupa Ekonomik Topluluğu) ve nihayet şimdiki ismiyle Avrupa Birliği konusuyla karşı karşıya geldim. Orada dünyanın birçok ülkesinden gelen bilim adamları, siyasetçiler ve devlet adamlarının İngiltere'nin bu kuruluşa katılıp katılmaması üzerine yaptıkları konuşmaları izledim. Sonra Türkiye'ye dönünce bu konunun varlığını 1963'e kadar unuttum.
1963'te AET ile ortaklık anlaşması imzalandı.
1978'e kadar gene bu konuyu unuttuk. O tarihte de Türkiye'nin başka sorunları üzerinde durulurken 1987'ye Özal dönemindeki müracaata geldik.
Son 10 yıl içinde çabalarda hızlanma göründü. Ama iki yıllık AKP iktidarında AB'ye uyum için gerekli adımların atılmasını
-siyasiler ne düşünür bilinmez ama- Türkiye için son derece yararlı bulduk. Çünkü ülkenin son derece muhafazakâr olan TBMM'lerinden, normal koşullarda bu reform yasalarının asla çıkarılamayacağını hep düşündük.
Bütün bu dönemlerde, 1962- 2005 arasında konu Türk okuruna bir türlü anlaşılır çerçeveler içerisinde, tartışması için sunulamadı.
Ne düşündükleri ve ne dedikleri pek anlaşılmayan yazarlar ve konuşmacılar tekelinde kaldı. Topluma mal olmadı.
Çarşamba günü, başkanlığını değerli diplomat dost (emekli büyükelçi) Gündüz Aktan'ın yaptığı Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (ASAM) tertiplediği 'AB Sürecinde 17 Aralık Sonrası Gelişmeler' toplantısına katıldığımda 42 yıl önceki Wilton Park Konferansı'nı hatırladım.
ASAM'ın tartışmalı programına konuyla ilgili durumdaki uzmanlar, eski bakanlar, emekli sivil ve askeri ilgililer, bilim adamları katıldılar.
Konuşmacı olarak, eski Dışişleri Bakanı AKP Milletvekili Yaşar Yakış ile CHP Milletvekili, eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ, ODTÜ'den Prof. Dr. Atilla Eralp ve Ankara Hukuk Fakültesi'nden Prof. Dr. Tuğrut Arat bulundular.
Yaşar Yakış emekli büyükelçi olarak konunun gündemdeki diplomatik boyutlarından haberdar. Türkiye'nin AB ile müzakerelerin hemen her aşamasında Yunanistan ve Kıbrıs Rumları ile nasıl karşı karşıya kalacağı üzerinde durdu. Kıbrıs'ın çözümü için Türkiye'nin elinde Annan Planı'nı baskı aracı olarak kullanılabileceğine inanıyor.
AB üyelerinin ve katılmak isteyenlerin kendi özel koşullarına göre isteklerde bulunabileceklerinden bahsederken bir örnek verdi. Malta'nın üye olurken 'AB'nin Avrupalı ortakları asla Malta'da 'ikinci mesken' edinemez' koşulunu kabul ettirdiğini söyledi.
Bu 'Türkiye AB'den istekte bulunamaz' diyenlere yanıttı.
Sadece bu noktada beliren örneğin bile AB hakkında bilinmeyenlerin ne kadar sınırsız olduğunu ortaya koymaya yettiğini düşündüm.
Ortada Türk kamuoyu ve Türk okuru için söylenecek ve yazılacak çok şey var.
Bunlara anlaşılması en zor olanlardan başlamak yerine konuyu basite indirgemenin medya mensuplarının işi olduğunu düşünüyorum.
Tabii çetrefil konular ASAM'ın yaptığı gibi belli bir düzeyde uzmanlarca ele alınmalı. Görüşmelerin sonunda uzmanlara yöneltilecek sorularla sorunun iyi anlaşılması ve topluma anlatılması sağlanmalı.
Yakış'a yöneltilen sorular 'Bütün bu gayretlerle nereye varılacak?' gibi bir bilinmesi adeta olanaksız yöne gitti. O da bir diplomat olarak, özetlemek gerekirse yaptıklarımız ve yapacaklarımızın neticede ülke için sağlayacağı faydalara dikkat çekmekle yetindi. Ama kendini içinden çıkılması kolay olmayan bir durumdan kurtaramadı.
Konu Kıbrıs'la ve Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili olarak Türkiye'den beklenen ödünler idi. Dışişleri Bakanlığı'nın zamanında çok önemli görevler yapmış bir emekli büyükelçisi Yaşar Yakış'a sordu: "Siyasi alanda çok önemli isteklerle karşılaşıyorsunuz. Buna dayanabilecek misiniz?" dedi.
Türkiye için AB'nin ne kadar önemli olduğu hususu hep merak konusu.
Genelde bu soruya yanıt hamasi olur. 'Torunlarımızın geleceklerini düşünmek zorundayız' denir.
Ama Yaşar Yakış, emekli orgeneral, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'ın "AB'ye mahkûm muyuz? Üyelikte umutlu muyuz?" sorusuna gerçekçi yanıt verdi. Şimdi bulunulan noktada kesin konuşmak olanak dışıydı. Ama önemli olan, yukarıda da belirtildiği gibi, atılan adımların, yapılan reformların Türkiye çıkarı için ve çıkarı ile sınırlı olmasıydı.
AB üyesi İngiltere neredeyse yarım asırdır hâlâ AB ile ilgili konuları tartışıyor. Biz oldukça geç kaldık. Ama geç de olsa başlangıçta yarar var.