Görev kimin?

Önce Irak'taki gibi, Güneydoğu'da, yollara yerleştirilmiş patlayıcılarla başlayan terör işaretleri daha sonra Ege'nin turistik yörelerine kaydı.</br>PKK'nın, bu yıl beklenen 20 milyon turisti caydırmayı hedef aldığı da biliniyordu.

Önce Irak'taki gibi, Güneydoğu'da, yollara yerleştirilmiş patlayıcılarla başlayan terör işaretleri daha sonra Ege'nin turistik yörelerine kaydı.
PKK'nın, bu yıl beklenen 20 milyon turisti caydırmayı hedef aldığı da biliniyordu. Ama bilinmeyen, şimdiye kadar hep Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verilen, terörü durdurma görevinin muhatabının kim olacağı idi.
Bu soru AKP iktidarının, artık sıkı yönetim ve olağanüstü hal uygulanmayan bölgede, askeri uzak tutmaya çalıştığı işaretlerini vermesinden doğmuştu. Nitekim İlker Paşa son konuşmasında mücadelenin yasaya göre İçişleri Bakanlığı sorumluluğunda valilerce yürütüldüğünü hatırlattı.
Bölgenin, eğilimleri çok belli, belediye başkanları ve kimi siyasileri açıkça 'Operasyon istemiyoruz' diyebiliyorlar. Diğer yandan da kimi valiler ancak bıçak kemiğe dayandığında asker isteğinde bulunuyor.
Olayların boyutlarının birçoğu siyasi iktidarın kararı ve yaklaşımı ile ilgili.
Bu koşullarda süren terörü kim ve nasıl önleyecek?
Kuzey Irak'tan PKK sızmaları ve oradan gelecek destek nasıl durdurulacak?
Bu konudaki genel tehdit değerlendirmesini kim yapacak?
Başbuğ "... hukuk düzeni ne olursa olsun, TSK'nın olaya bakışı, verdiği önem derecesi, mücadeleye sağladığı katkının büyüklüğü hiçbir zaman değişmez" diyor. Ama sorun bu değerlendirme ve kararlılıkla bitmiyor. Çünkü daha sonra önerdiği, terörle mücadeleyi en üst düzeyde koordine edecek bir yeni düzenlemenin AKP iktidarında kaygı ve hatta korku yarattığı görülüyor.
Konunun, geçen mücadele döneminde yaşanan ve bir türlü çözümlenemeyen yanı da var. MİT, Genelkurmay istihbaratı, jandarma istihbaratı ve polis istihbaratı arasında, geçen mücadele döneminde bir türlü sağlanamayan, eşgüdüm nasıl sağlanacak?
Polis tüm turizm bölgelerinde, jandarma ile birlikte önleyici önlemleri, bu kadrosu ve bu eğitim düzeyiyle alabilecek mi?
En üst düzeydeki konumuyla, Cumhurbaşkanı Sezer olayları, toplumu ve dünya kamuoyunu alarme etmeden izlerken, "Ülkedeki huzur ortamını bozmaya çalışanlara hiçbir zaman izin verilmeyecektir. Çirkin saldırı düzenleyenler emellerine ulaşamayacaklar" diyor. Ama konuyla ilgili AKP iktidarının yetkililerinden hiç ses çıkmıyor.
Medya, şimdiye kadar göstermediği, bilinci, sebebi ne olursa olsun, sergiliyor. Teröristlerin oyuncağı olmayıp olayları büyütmüyor. Ama kaygı yok olmuyor.
Yukarıda işaret ettiğim sorulara iç rahatlatıcı yanıtlar verilmedikçe kaygısız kalmak olası değil. Tırmanmaların, şimdi kimsenin arzu etmediği sıkıyönetim ilanına gitmeden önlenmesi siyasi iktidarın alacağı gerçekçi önlemlere bağlı.
Hükümet Kuzey Irak'taki PKK oluşumunu önlemek için ABD'ye ya da ne olduğu pek belli olmayan, sözde Irak hükümetine mi, yoksa o bölgeyi kontrol altında bulunduran Kürtlere mi başvuracak?
Güneydoğu'ya sızmış teröristlere karşı görevi, siyasi kaygıları da dikkate alacak, geliştirilecek Emniyet teşkilatına mı yoksa, görev verildiğinde artık etki yapamayacağı, elini kolunu bağlayamayacağı askere mi verecek?
Sivil ve askeri istihbarat teşkilatlarını bir araya getirip eşgüdüm sağlayacak mı?
Irak'ta iki yıl önce işgal unsurlarına karşı kullanılmaya başlayan, uzaktan kumandalı patlayıcılar yöntemi, Genelkurmay'ın dikkatinden kaçmamış ve bunlara karşı gerekli eğitim çalışmaları o günlerde başlamıştı. Ama ABD'nin Irak'ta bu patlamalara karşı kullandığı zırh gücünü TSK ne ölçüde sağlayabilecek?
Şimdi asıl önlemler turistik bölgelerde, yoğun toplulukların bulunduğu yerlerde alınmak zorundadır. Bu da daha ziyade istihbarat servislerine düşecek bir görev.
1984-99 arasındaki PKK'ya karşı mücadelenin sürdüğü dönemlerde, görevlerin kime düştüğünü biliyorduk. Şimdi AKP'nin, görünen ya da görünmeyen siyasi kaygılarının gerginleşmekte ve kimilerini korkutur hale gelmekte olan duruma nasıl etki yapacağı merak ediliyor.