Gündemdeki asker

Aslında Genelkurmay Başkanı'nın zaman zaman yaptığı açıklamalar dikkatle okunsa, asker için, ülkedeki koşullar ne olursa olsun, kırmızı çizgilerin ne olduğu anlaşılsa, bu tartışmalara gerek kalmayacak.

Aslında Genelkurmay Başkanı'nın zaman zaman yaptığı açıklamalar dikkatle okunsa, asker için, ülkedeki koşullar ne olursa olsun, kırmızı çizgilerin ne olduğu anlaşılsa, bu tartışmalara gerek kalmayacak.
Askerin, Atatürk önderliğinde kurulan bu Cumhuriyet'teki misyonu ve işlevi açıkça anlaşılacak. O zaman, belki karanlıkta ıslık çalmanın gereği kalmayacak.
Son 45 senedir, 1961'de zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay ile mülakat yaptığım günden bu yana, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yakından izleyen bir gazeteciyim. Gözlemlerimi kısaca özetlersem şunu rahatça söyleyebilirim: Bu güç tamamen Atatürk prensiplerine göre oluşturulmuştur. Askeri liseye ilk adımını attığı günden itibaren, bu camiadan emekli olup ayrılıncaya kadar, geçtiği her kademede subaylar Atatürkçü Düşünce Sistemi'ne göre eğitilirler. Buna göre yetişirler.
Sistemin temelini anayasal rejime sahip, ülkeyi iç ve dış tehlikelere karşı koruma oluşturur. Rejimin esası da Anayasa'nın değiştirilmesi önerilemeyecek giriş maddelerinde belirtilmiştir.
İşte bu maddelerin içeriğinin korunmasında TSK tarafsız kalamaz. Bunu, görev süresini 2006 Ağustosu'nda tamamlayacak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de defalarca ifade etmiştir.
Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana on binlerce, yüz binlerce subay TSK içinde bu prensiplere bağlı olarak yetişti. Aynı prensiplere göre sivil nesiller de yetişti.
Ama ülkede bir grup, bir türlü bu düşünceleri özümsemedi. İçine sindirmedi. Bugün AKP iktidarında hissedilen gerginlik ve tedirginlik bu durumdan ileri geliyor.
Bundan dolayı da, AKP'nin zaman zaman attığı, Anayasa'nın temel maddelerinin ruhu ile uyuşmayan adımların yaratacağı tepkiler tartışılıyor.
Hava gerginleşince 'Asker neden suskun?' diyenler olduğu gibi, 'Artık askere bakmayın, demokrasi içinde kamuoyu oluşmalı. Anayasal kurumlar duruma egemen olup rejimin değerlerine sahip çıkmalı' diyenler oluyor.
Meşru rejimi kim koruyacak?
Cumhurbaşkanı öncülüğünde, topluma önderlik edecek aydın kitleler yetiştiren üniversiteler mi? Anayasal rejimin temellerine inanmış siyasi partiler mi? Medya mı? Diğer anayasal kurumlar mı? Yoksa asker mi?
Cumhuriyet'in temel vasıflarını muhafaza ederek demokratik düzen içinde yaşamasını istemeyenlerin ülkede ciddi bir potansiyel oluşturmadığına hep inandım. Şimdi bunların AKP iktidarında, Erdoğan'ın liderliğinde, ülke gerçeklerini idrak ederek, kimsenin huzurunu kaçırmadan, kendilerine verilen demokratik şansı kullanmalarını temenni ediyorum.
Bunun için partizan olmayan bir Cumhurbaşkanı'nın mevcudiyetinin şans oluşturduğuna inanıyorum.
Yeter ki bilinen demokratik koşulların getirdiği siyasi güç sahipleri, ülkede neyi değiştirip neyi değiştirmeye güçlerinin yeteceğini iyi hesaplasınlar.
Ülkedeki genel havanın sağlıklı bir zeminde muhafaza edilmesi için, öncelikle toplumun ayrılmaz bir parçası olan ve eğilimleri tartışılmaz bir zeminde sergilenen askerin konumu dikkatten kaçmasın. Bunun kişilere değil, çok sağlam temellere dayalı, ülke için yaşamsal önemi olan bir kuruma ait olduğu unutulmasın.
Genelkurmay başkanlarının tavrı doğru algılansın.
Cumhurbaşkanı'nın temel görevinin, Cumhuriyet'i koruma konusunda, tarafsız kalmak olmadığı, basit gerçeği artık anlaşılsın.
* * *
SPOR NOTU: Fiilen spor yaptığım dönemlerde olduğu gibi, daha sonraki spor muhabirliğim sırasında da hakem davranışları üzerinde durduğumu hatırlamıyorum. Şimdi de pek farklı yaklaşım içinde değilim. Maçları izlerken yapılan hakem hatalarını görüyorum. Ama sporcuların sportmenlik sınırlarını ihlal eden tepkilerine, koşullar ne olursa olsun, hak vermiyorum. Olayların çığırından çıkmaması için yetkililerin harekete geçmesini bekliyorum.