Hilmi Paşa üslubu

Avrupa Birliği istediği kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türk kamuoyu üzerindeki etkisini yok etmeye...

Avrupa Birliği istediği kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türk kamuoyu üzerindeki etkisini yok etmeye, kendi ülkelerininkiler düzeyine indirmeye çalışsın. Bunda başarılı olabilmesi için Türkiye'de, TSK'nın büyük çapta itibar yitirmesi, siyasetçilerin de büyük itibar kazanması gerekecek.
Bunun olup olmayacağını, hep birlikte görmeye devam edeceğiz.
Askerin itibarı, temsil ettiği fikirlerden olduğu gibi, sağlam disiplininden de geliyor. 14 yaşında askeri liseye girip Atatürkçü Düşünce Sistemi'ne göre yetişen kişi, yaşamının sonuna kadar (TSK'dan ihraç edilenler hariç) bu temellere bağlı kalıyor. Onun için, mesleğinde 50 yıl kaldıktan ve en üst rütbeye ulaştıktan sonra, Genelkurmay başkanı olan komutanlardan, temel inançları bakımından, farklılık beklememek gerekiyor.
Kimi komutan, ülkenin içinde bulunduğu koşullardan dolayı, kamuoyu karşısında kendini daha baskı altında hissedip, daha geniş alanda davranıyor. Kimileri de hareket alanını daha dar tutuyor.
Hilmi Paşa son görevine geldiğinde ülke alışılmamış bir siyasi iktidar değişikliği içindeydi. Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana, devrimleri ve ilkeleri içlerine sindiremedikleri düşünülen bir kesim (seçim sisteminin yardımı ve diğer partilerin itibar kaybıyla) iktidara gelmişti. Laik ve demokratik Cumhuriyet'e inananlar kaygı içindeydiler. Gözler öncelikle rejimin koruyucusu bilinen askere çevrilmişti.
Askerde bir grup 'Gelişmeleri izleyelim. Bize, yasalarla tevdi edilen alanda yanlışlıklar görürsek, usulüne uygun girişimde bulunalım' diyordu. Diğer kesimse bu kadar hoşgörülü olmayan 'sertlik' taraftarıydı.
Hilmi Paşa birinci grubun üslubuna sahipti.
Konuşmalarını dikkatle incelerseniz, açıkça anayasal ilkelere ne kadar sahip çıktığını gösteren açıklamalara rastlarsınız. Bunlardan söz ederken daima 'Ben bu konularda asla tarafsız değilim' diyerek kırmızı çizgilerinin ne olduğunu ortaya koymuştur. Ama bu sınırları iyi belirtilmiş alan dışında, üzerine düştüğünü düşündüğü doğruları başka zeminlerde ve başka üslupla ifade etmeyi yeğlemiştir.
Örneğin; Kıbrıs konusunda Genelkurmay'ın doğru bulduğu hususları yasal zeminde sonuna kadar savunmuş, ama siyasi iktidar daha sonra, kendi doğru bildiğini yaptığında, eleştirisini gene kapalı kapılar ardında, kendi üslubuna göre ifade etmiştir.
Bütün bu uygulamalar, Türkiye AB kapılarını, üye olmak için aşındırır ve iç kamuoyunda da TSK'ya karşı, elle tutulur bir kampanya yürütülürken sergilenmiştir.
Ama bu son üç yıldır süregelen gidişi, AKP iktidarının, özellikle türban konusunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden aldığı olumsuz bir karar, dönemece getirdi.
Siyasi iktidar köktendinci tabanı karşısında takındığı tavır ve söylemleriyle, anayasal rejimi özümsemiş kitlelerin umutsuzluğa kapılıp dikkatlerini TSK üzerine çevirmesine yol açtı.
İşte o zaman Hilmi Paşa üslubu, çeşitli yöntemlerle, çeşitli açılardan eleştirilmeye başlandı. Hatta işin içine, TSK kural ve geleneklerine göre, 2006 Ağustosu'nda yerine gelecek Orgeneral Yaşar Büyükanıt da karıştırılmak istendi.
Genelkurmay'dan yapılan açıklama, konuyla ilgili olanlara, doğru düşünme zemini sağlamış olmalı.
Geride AKP iktidarının, anayasal Cumhuriyet rejimine bağlı olan kitlede yarattığı huzursuzluk kaldı.
Bu konuya askerin karışmamasını sağlamak için, rejime diğer demokratik kurum ve kuruluşların sahip çıkması, AKP'nin, iktidar olanaklarını, her türlü yönteme başvurarak, kullanarak rejim değişikliği sağlayamaya çalışmayacağına toplumu inandırması gerekecek.