Hükümet susarsa

Ülkenin yönetiminden en üst düzeyde sorumlular nasıl kimi gelişme karşısında suskun kalabiliyorlar? (Nasıl vurdumduymaz olabiliyorlar? demek istemiyorum.)

Ülkenin yönetiminden en üst düzeyde sorumlular nasıl kimi gelişme karşısında suskun kalabiliyorlar? (Nasıl vurdumduymaz olabiliyorlar? demek istemiyorum.)
Brüksel'den, Avrupa Birliği'nin kimi resmi çevresinden öyle sesler geliyor ki, basit bir TC vatandaşı olsanız da, rahatsız olmamanız olası değil.
Bu sesler karşısında 'Yöneticilerimiz nerede?' diyenler yanıt bekleyedursunlar, yanıt emekli muvazzaf kesimiyle "... Biz Türk milletinin özü ve ayrılmaz bir parçasıyız" diyen askerlerden geliyor. Komutanlar yarının subaylarına hitap eder, güncel sorunları irdelerken: "Unutmayın rütbeniz gelecekte ne olursa olsun hesap vereceğiniz esas unsur bize sonsuz güven besleyen Türk milletidir" diyor.
Bu da şimdi görevlerini ihmal eden yöneticileri ve onlarla birlikte 'Neden bizde asker AB'de olduğu gibi davranmıyor?' diyenleri rahatsız ediyor.
Konu son haftalarda sürekli gündemde. Atatürk'ün duvarlardaki fotoğraflarının indirilmesinden tutun da, güvenlik güçlerinin PKK terörüne karşı operasyonlarının durdurulmasını isteyenlerin tavırlarına, ülkede milliyetçiliğin artmakta oluşunu öne sürerek şikâyette bulunanların üslubuna, hilafeti getirmek isteyenlerin çığlıklarına suskun kalan yöneticilerin tavrına tepki büyüyor.
Sonunda, 2006 Ağustosu'nda Genelkurmay Başkanı olacak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Kara Harp Okulu ders yılı açılışında askerin bakış açısını ağır bir üslupla ortaya koyuyor.
Bakış açısı tamamıyla Anayasa temelleri üzerine kurulmuş. 'Kemalizm' yerine 'Atatürkçü Düşünce Sistemi' kullanılıyor. Askerin meşru çizgiler içindeki işlevi vurgulanıyor. "Türkiye'de milliyetçilik yükseliyor mu?" diyenlere yanıt "... Bizim milliyetçiliğimiz, Atatürk milliyetçiliğidir. Kendi ulusumuzu tabii seveceğiz ve daha açıkçası sevmeyenlerden de nefret edeceğiz" deniyor.
Olumsuz, kaygı yaratıcı gelişmeler karşısında, yarının subaylarına
'Ümitsizlik, bir askerde olmaması gereken bir düşünce tarzıdır' öğüdü verilirken, sanki bu sözler, kaygı içindeki bir kesim kamuoyuna yöneltiliyor.
Yöneticiler kimi gelişmelerin, kamuoyunun bir kesimi olan, askeri nasıl etkilediğinden habersiz görünüyorlar.
Üniformalılar emir komuta düzeni içinde zemin ve zamanı beklerken, daha dün emekliye ayrılmış bir komutan görüşlerini gazetede 'Atatürk resimlerinden rahatsız olanlar' başlığı altında, bir AB kesiminden gelen yaklaşıma, kendi camiasının tepkisini ortaya koyuyor.
Komutan da Harbiyelilere 'Ne senden vazgeçeriz Atam, ne de senin eserinden' diye haykırmalarını öğütlüyor. Onlara "Unutmayınız ki Cumhuriyet'i kuranlar onu korumaya da muktedirler" diyor.
Bir yanda terör diğer yanda etnik ayrımcılık üretmeye çalışanlara, hilafeti ve şeriatı getirmeye, Türkiye'yi kaos ve çatışma ortamına sokmak isteyenlere kendilerinin sonlarını hazırlamakta oldukları uyarısı da var.
Sanıyorum AB ile 3 Ekim'de yapılması beklenen görüşmeler yaklaşırken Türkiye'de birçok kesim oradan gelen, kolay yenilip yutulmayacak mesajlar karşısında susmaya, içinden gelen sesleri bastırmaya çalışıyor.
AB, Türkiye'nin hakkı olan anlayışı göstermediği takdirde olacakları merakla bekliyoruz.
***
KİTAP NOTU: 'Göz Göre Göre...
Kapana Düştü Türkiyem', yazan Sadi Somuncuoğlu. Bilgi Yayınevi 'Bir Millet Uyanıyor' serisi 4. kitap. 475 sayfalık bu kitap için yazar "Türkiye'nin deneme tahtası yapılmasına daha fazla izin verilemez. Bölünüp bölünmeyeceğini denemek kimsenin hakkı da, haddi de değildir. O halde bu kapan mutlaka kırılmalıdır, kırılacaktır da!" diyor. 'Öcalan Dosyası', 'AB'nin yalanları, odaktaki Kıbrıs, hedefteki Lozan ve uyutulan Türkiye' ile 'Vatandaş olarak gündemim' kitabın bölümleri. Son söz ise 'Çaresiz değiliz.'