Irak Kürtleri

İki Irak Kürt grubunun bölgelerinde yaptıkları çok yönlü toplantıyla ilgili gelişmelere Ankara'da farklı bakan, farklı değerlendirmeler yapanlar var.

İki Irak Kürt grubunun bölgelerinde yaptıkları çok yönlü toplantıyla ilgili gelişmelere Ankara'da farklı bakan, farklı değerlendirmeler yapanlar var.
Devletin içinde olup ellerinde sağlam veriler bulunan bu grup, gelişmelerden pek tedirgin gözükmüyor.
Bir yandan yıllardır Bağdat kontrolü dışında yaşayanların bir merkezi koordinasyon noktası oluşturmasını normal buluyorlar. Diğer yandan da Türkiye'nin gerek içteki, gerek dıştaki Kürtlere bakış açısının pek farklı olmaması gerektiğine inanıyorlar.
"Irak Kürtlerine oradaki Türkmenlerden pek farklı bakmamak gerek" diyorlar.
Bağdat'ın kontrol alanı dışına çıkarıldıklarından sonra Türkiye'nin bu gruplara uyguladığı politikayı hatırlatıyorlar.
Gerçekten yakın geçmişte Türkiye, Kuzey Irak'taki gelişmelerin dışında kalmak istemedi. Meydanı sadece ABD-İngiliz ve Fransız resmi ya da gayriresmi kuruluşlarına bırakmadı. Hiç olmasa ne olup bittiğini oradan izlemeye çalıştı.
Bu arada, özellikle Barzani'nin bölgesine yerleşme eğiliminde olan PKK unsurlarıyla mücadele etmek için, bu grupla oldukça yakın işbirliği yaptı.
Ortak Kürt Meclisi toplantıları sırasında, hatta Kerkük'ü başkent kabul edecekleri bir anayasanın oluşması sırasında, bu çevreler hiç de tehlike karşısında gibi görülmüyorlardı.
Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, "Türkiye buna izin vermez. Kerkük ve Musul'da hakkımız vardır" tarzında konuşur, Misakımilli sınırlarını hatırlatırken, onlardan itirazlar gelmişti.
Konuların içinde olan bir kilit makam sahibi, "Nereden çıkarıyorlar şimdi bunu. Bizim kimsenin toprağında gözümüz olmadığını bilmiyorlar mı?" dediğinde, siyasi olmayan çevre bakış açısının farklı olduğunu görmüştüm.
Şimdi dostum Prof. Baskın Oran ve zaman zaman, galiba unutulmamak için konuşan Yaşar Kemal daha da ileri giden çözümler üretiyorlar. İşleri bu konuları kapsayanları geride bırakan yaklaşımları hesapsızca sergiliyorlar. Özgür düşünceye kim ne der? Ama onların da Türkiye'nin kabul edebileceği sınırlar hakkında bilgisi olmasında yarar var.
Kürt Meclisi toplantısı sonrasında gerginleşen hava yumuşamış görünüyor. Bunda, Habur kapısından sağladığı geliri yitiren Barzani'nin pek alışılmamış eleştiri ve meydan okumalarının son bulmasının rolü var.
Talabani de demeçlerle ilişkilerin eski haline gelmesine katkıda bulundu. Ama asıl önemli rolü güvenlik makamlarının oynadığını düşünüyorum. Bir yandan, yeri geldikçe, K. Irak'ta bir Kürt devleti kurulmasına izin verilmeyeceğini vurguluyorlar. Diğer yandan Kürt gruplarına farklı yaklaşımlarının yararını bizlere bile hissettiriyorlar.
ABD'nin Bağdat'a yönelik saldırısının gerçekleşmesi halinde, hem Türk
hem de Kürt durumunun mümkün olduğu kadar bundan zarar görmemesi
için formüller tasarlıyorlar.
***
KİTAP NOTU: Genelde, daha ziyade dini siyasette kullanmayan partiler hakkında araştırmalar yapılır. Kitaplar yazılır. Bu
defa ikiye bölünen dinci hareket, özellikle AKP'nin kamuoyu yoklamalarında ön plana çıkmasıyla, dikkat çekti. 30 yıldır Erbakan'ın kişiliğinde simgelenip gelen bu hareket şimdi ikiye bölünmüş görünüyor. Bu
harekete 'Milli Görüş' adını veriyorlar. Yavuz Selim isimli bir araştırıcı bölünmeyi, 'Milli Görüş Hareketindeki Ayrışmanın Perde Arkası-Yol Ayrımı' isimli 568 sayfalık bir kitapta inceledi. Şimdi iki cephede bulunan, eski siyaset arkadaşlarıyla uzun konuşmalar yaptı. Bu arada yakın geçmişin, daha ziyade söz konusu kesimle ilgili siyasi gelişmelerinin ilginç ayrıntıları da ortaya çıktı. Doğrusu bu çok hacimli kitabın okunması kolay değil. Ama şöyle bir karıştırdığınız zaman özellikle ilgi çekici bölümler buluyorsunuz. Örneğin TBMM'ye yemin için başörtülü gelerek ciddi bir krize sebep olan Merve Kavakçı'nın adaylığına, Abdullah Gül ile Cemil Çiçek'in nasıl engel olmak istediğini öğreniyorsunuz. Malum görüşün önde gelen 25 kişisiyle yapılmış çok ayrıntılı konuşmalar kitapta aynen yer alıyor.