İran tavsiyesi'Türkiye'de

'Türkiye'de laiklik bir anayasa ilkesi olarak uygulanmaya devam ediyor. Bu, devletin belki ilk yılları için, ülke açısından gerekliydi.

'Türkiye'de laiklik bir anayasa ilkesi olarak uygulanmaya devam ediyor. Bu, devletin belki ilk yılları için, ülke açısından gerekliydi. Ama, şimdi artık bu ilkeyi aynı tonda devam ettirmenin gerekli olduğuna inanmadığımız gibi, laikliğin tüm İslam âlemine zarar verdiğini de gözlüyoruz. Biz İran'da din adamlarını paraya boğarak bu işi hallettik. Bu nedenle sizden de laiklik ilkesini bir anayasa kuralı olarak kullanmaktan vazgeçmenizi rica ediyorum.'
Bu sözleri İran Şahı Rıza Pehlevi, 1969 yılında İran'ı ziyaret eden, zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a, Tahran'a ayak bastığında, 'Sizinle özel bir konuyu konuşmak istiyorum' diyerek, o gece yemekte söylüyor. Yemekte Sunay ile birlikte, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri, Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi ve olayı şimdi nakleden, Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Dairesi Genel Müdürü Fahir Alaçam var.
Şah'ın bu önerisi Türk tarafını şaşırtırken, Sunay rahat. Kimseye danışma gereği duymuyor. Önce, başta Şah olmak üzere tüm İranlıları sevdiğini söylüyor. Sonra: "Ülkenizin gerçek dostu olarak konuşacağım, Türkiye'de laiklik ilkesinin uygulanmasına devam olunması ne İslam âlemine ne de Türkiye'ye zarar verir. Zira, laiklik din karşıtı bir ilke değildir. Sadece din ile devlet işlerinin ayrılması, birbirine karıştırılmamasıdır. Türkiye, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet'in varlığını sağlamlaştıran diğer ilkelerin de uygulanması sayesinde çok önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bu bakımdan, Türkiye'nin laiklik ilkesini terk etmesi düşünülemez. Ayrıca, Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Türk ordusu da bu ilkenin arkasındadır" deyip, ekliyor: "Siz bize bir tavsiyede bulundunuz. Samimiyetinize inanıyorum. Şimdi ben de size bir tavsiyede bulunacağım ve sizin de benim samimiyetime inanmanızı rica edeceğim.
İran'da bir ordu vardır. Fakat, görebildiğim kadarıyla, bu ordu sizin ordunuzdur ve tümüyle size bağlıdır. Yarın, Allah göstermesin size bir şey olsa, bu ordu ertesi gün dağılır. Bu itibarla size dostane ve içten tavsiyem, İran ordusunu bir an önce İran milletinin ordusu haline dönüşmesini sağlayacak önlemleri hemen almaya başlamanızdır. Bundan hem İran milleti hem de siz kazanırsınız."
Sunay'ın yanıtı yemekte soğukluk yaratmış. Soğukluk tüm gezi boyunca sürmüş. Ne Türkiye ne de İran görüşlerinde değişiklik yapmış. Sonuç biliniyor: 10 yıl sonra Humeyni, Şah'ı devirdi.
Şah'ın ordusu Humeyni ordusu oldu.
Emekli büyükelçi Fahir Alaçam'ın bu anısı 'Dış Politikamızın Perde Arkası-23 Büyükelçinin Olaylara Bakışı' isimli, Ümit Yayıncılık tarafından yayımlanan, editörlüğünü emekli büyükelçi Turhan Fırat'ın yaptığı, 310 sayfalık kitapta yer aldı. Kitapta 23 diplomat Türkiye'yi yakından ilgilendiren; Kıbrıs, Yunan, Avrupa Birliği, İnsan Hakları, Bulgaristan, Irak, Ermeni sorunları, general De Gaulle'ün Türkiye ziyareti, Yugoslavya, Tanzanya, Cezayir, Tunus, Suriye, Moldova-Gürcistan ilişkileri ile Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Muharrem Nuri Bilgi hakkındaki görüşlerini, anılarını yazdılar. Yukarıya aldığım bölüm ise: 'Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın İran Ziyareti' başlığı ile kitapta yer aldı.
Sağduyuya dayalı sağlam değerlendirmelerine, bir gazeteci olarak defalarca şahit olduğum Sunay'ın yanıtının isabeti yanındakileri etkilemişti.
Bu öyküyü okuduğumda, emekli Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'dan dinlediğim bir öykü hatırıma geldi.
İ. Hakkı Paşa 1979'da, Humeyni ihtilalinden sonra İran'dan kaçıp Türkiye'ye gelen bir İran generalini karargâhında misafir ettiğinde ona sormuş, "Din adamlarının hâkimiyeti ile son bulan bu gelişmeyi nasıl oldu da fark edemediniz?" demiş.
Masa üzerindeki çiçek saksısını gösteren konuk: "Şuradaki çiçeği her gün görüyorsunuz. Ama büyüdüğünü fark edebiliyor musunuz?" diye yanıtlamış. Sanıyorum bu anı İsmail Hakkı Paşa'nın son görevi sırasındaki yaklaşımlarında önemli etki yapmış.
* * *
BAŞBAKAN NOTU: Fransa olaylarının boyutlarını kavramak için Batı'nın önde gelen birkaç gazetesinde yayımlanan incelemeleri tercüme ettirse acaba Başbakan Erdoğan gene "Sebep ya da sebeplerden biri türban" der miydi?