İrlanda'dan trafik dersi

Trafik ile ilgili yetkililerle çok konuşmuşumdur. Ülke üzerine kâbus gibi çöken bu felaketi önlemek için ne yapmayı düşündüklerini sorduğumda, çoğu kez 'Bu bir eğitim meselesi' diye söze başlarlar.

Trafik ile ilgili yetkililerle çok konuşmuşumdur. Ülke üzerine kâbus gibi çöken bu felaketi önlemek için ne yapmayı düşündüklerini sorduğumda, çoğu kez 'Bu bir eğitim meselesi' diye söze başlarlar. Böylece milyonlarca yaya ve araç sürücüsü vatandaşın genel eğitimi ne zaman tamamlanırsa o zaman felaketten kurtulabileceğimizi ifade ederler. Bu durumda fazla konuşmaya gerek kalmaz.
Rüşvet alan görevliler listesinin en başında trafik polislerinin geldiği de saptanınca, kuralların uygulanması da tesadüflere kalır. Yetersiz karayollarındaki araç sayısı süratle artan ülkemizde, kuralların uygulanması sağlanamayınca, kimse artık trafik konusunda umut verici olamaz.
Oysa, trafik kural ihlallerinin önlenmesinin en geçerli yönteminin, kontrol yapanların görevlerini ciddiyetle yerine getirmesi olduğu Batı'da bilinir.
Türk emniyet görevlileri eğitim eksikliğinin ardına sığınmaya çalışarak sorunu çıkmaza sokarken, Avrupa Birliği'nin gönülsüz üyesi; 4 milyon nüfuslu İrlanda, bugünlerde yeni ve kararlı uygulamasıyla bize de bir ders verdi.
1990'lı yıllarda bu ülke yolları yeni araçlarla ve bunların yaptıkları ölümcül kazalarla doldu. Bunun üzerine kararlı bir ulaştırma bakanı yeni kural ve reformlarla, iki ay önce işe koyuldu.
Bizde de -sözüm ona- olduğu gibi hatalı sürücülere hem para cezası veriliyor, hem de her hatada ehliyetlerine iki puan yazılıyor. Puanlar 12'ye vardığındaysa ehliyete el konuluyor.
Bakan, "Bu program uygulandığında 2003 yılında ehliyet sahibi olmak artık bir hak değil imtiyaz olacak" diyor.
İrlanda'da, ilk defa, sürücüler ehliyetlerini artık yanlarında taşıyacaklar. Araba kullanırken cep telefonu kullanamayacaklar, kemerlerini mutlaka bağlayacaklar.
Program şimdiden netice vermeye başladı. Ekim ayında kazalarda ölenlerin sayısı 31'ken kasımda 22'ye düştü. Geçen yıl aynı ayda 40 kişi ölmüştü.
Noel mevsimi 28 Kasım'da başladıktan sonra polis aşırı hız ve alkollü araba kullanma suçlarından dolayı 6 bin 700 kişiyi tutukladı.
Nüfusu 4 milyonun bile altında olan bu ülkedeki uygulamayı İstanbul'a yansıtsanız, bir aydan az sürede 20 bin kişiden fazla sürücünün tutuklanmış olması gerekiyor. Düşünebiliyor musunuz?
Geçenlerde, tüm hafta sonu, dört yıl içinde ilk defa can kaybının olmadığı trafik durumuyla geçince, İrlanda basını bakanı kahraman ilan etti.
Aslında İrlanda, AB'nin trafik yönünden en geri ülkesi değil. Örneğin İrlanda'da her 100 bin nüfusa yılda 11 trafikten ölüm düşerken, Portekiz'de bu rakam 28. Ama trafik güvenliği için çaba gösteren sivil toplum örgütü, 'Neden İngiltere ile aynı düzeye gelmeyelim?' diyor.
Komşu İngiltere'nin yolları AB içinde en güvenli.
Türk Emniyet yetkilileri zaman zaman, kontrol ve kuralları ciddi uygulama ve ceza yazma yerine, trafik araçlarını yol kenarlarına görünür şekilde dizerek caydırma yoluyla sürücüleri daha iyi eğiteceklerini düşünürler.
Netice ortada.
Yasalarla yükseltilen cezaların kimi trafik polislerine rüşvet olarak yansıdığını öne sürenler de olur. Ankara'da polisin, kuralları ciddiyetle uygulamamak için öne sürdüğü bir başka gerekçe de 'Başkentte çok etkili kimse var. Milletvekilleri ve onların yakınları var. Bizi şikayet edip
başka yere tayin ettirirler' şeklinde olmaktadır.
Ankara trafik bakımından, bir zamanlar trafiği en kötü büyük kent olan İstanbul'u geride bırakmıştır.
Şu bizim, birkaç yüz metrelik, üzerinde altı yaya köprüsü olan, başkentin en işlek caddesi Meşrutiyet'e bakınız. Üzerindeki 16 otobüs durağına sürekli park yapan özel araç ya da taksileri görevli polisler sadece seyreder. Yayalar istedikleri yerlerden karşıdan karşıya geçerler. Sorumlular, vatandaşla alay eder gibi, Avrupa ülkelerinde hep görülen, yolun sağının, otobüs duraklarının otobüslere ait olduğunu göstermek için, bir sarı şeritle ayırmışlardır. Ama bu kural da başkaları gibi uygulanmaz.
Otobüsler yolcuları caddenin ortasında alıp indirirler.
Ankara'da sürücülerin kemer takmadıkları, araç kullanırken cep telefonlarıyla konuştukları çok görülür. Başkentte tam 42 yıldır araba kullanırım, bir defa bile alkol kontrolüne rastlamış değilim. Karayollarında aracımı hep 90-100 kilometre arası hıza bağlayıp seyahat ederim. Yanımdan süratle geçenlerin hız kontrolü yapan ekiplere takıldıklarını çok az görürüm.
Türkiye'de ölümlü trafik kazaları, kurallar uygulanmadıkça hep sürecektir.