İsrail'in önemi

İsrail Türkiye için bölgedeki 'stratejik ortak' değil mi?</br>

İsrail Türkiye için bölgedeki 'stratejik ortak' değil mi?
Arap ülkelerinin Osmanlı İmparatorluğu döneminde, İngiliz tahrikiyle ayaklanmalarından itibaren, Türkiye'ye karşı takındıkları pek dostane olmayan tavır Türk-İsrail ilişkilerine çok etki yapmıştır.
1957-60 yılları arasında yöneticiliğini yaptığım Yeni Gün gazetesi başyazarı Cihat Baban'ın 'Araplardan hayır gelmez. İsrail ile ilişkileri geliştirip Afrika ülkelerine onların yardımıyla girmeliyiz' yaklaşımını zaman zaman hep hatırlarım.
İki ülke çıkarları son dönemde, farklılıklar içerip birçok, hem iç hem de uluslararası testten geçti. Galiba şimdi de, ilişki temelinde değişiklik yaratmayacak bir başka test süreci yaşıyoruz.
Erbakan başbakan iken dış politikada değişiklik olmadı. Erbakan Fantom uçaklarıyla ilgili anlaşmayı bile imzaladı.
İsrail'in sol politikacılarının Yahudi soykırımı ile Ermenilerin tehcirde uğradıkları durumu yan yana koyan demeçleriyle, 2000 yılı nisanında İsrail Eğitim Bakanı'nın benzer demecinin Türkiye'de yarattığı tepki hâlâ hatırlarda.
İsrail milli günü Ankara'da boykot edilmiş ama İsrail'in resmi görüşünün böyle olmadığı teminatı verilince ilişkiler yaralanmadan sürmüştü.
İsrail Türkiye'den su almayı erteleyip, Türk şirketlerine ayrıcalıklar tanımayınca doğan memnuniyetsizliğin karşıtı, İsrail askeri ihalelerde beklediğini bulamayınca orada oluşmuştu. Ama ilişkiler 2001'de olgunlaşmayı sürdürdü.
İsrail-Suriye ilişkilerindeki kimi önemli ve ilginç iniş çıkışlar da Türkiye'yi zaman zaman rahatsız etti. 1998 sonbaharında Türkiye-Suriye çatışması, Öcalan dolayısıyla,
gündeme gelince; İsrail'in Golan tepelerindeki kuvvetlerini azaltarak bu ülkeye destek verir havaya girdiği görülmüştü. Türkiye hem bu duruma hem de İsrail ilişkilerinden dolayı Araplar tarafından eleştirilmesine aldırmadı.
Bir başka test 2000 Eylül'ü sonunda Filistin-İsrail çatışmasında yaşandı. Türkiye ilişkisini gevşetmediği gibi, 2001 Ocak'ında deniz manevralarına katıldı. Ama İsrail-Filistin görüşmelerini özendirmeye çalıştı. İsrail içinde bulunduğu durumun Ankara tarafından iyi anlaşıldığını düşünüp memnun oldu.
Türkiye ve İsrail aynı görüşlere sahip olmadıkları, ikinci derecede öneme haiz uluslararası konularda, farklılıklarına fazla önem vermemeyi öğrendiler.
Kürt ve Filistinlilere sempati duymalarındaki
farklılıklar ilişkilere pek etki yapmadı.
İki ülke ABD'nin Irak politikasıyla ilgili olarak da ciddi farklılıklar içeren görüşlere sahip oldular. Türkiye Irak'a dayatılan ekonomik ambargonun hafifletilmesine öncelik verirken İsrail baskıya silah kontrolünün de eklenerek sürdürülmesini yeğledi.
Kosova konusunda da farklılıklar vardı.
Türkiye Kosova'daki Müslüman katliamının durdurulması için NATO müdahalesini kuvvetle destekledi.
İsrail NATO müdahalesini, insani boyutunu öne çıkararak göreceli destek verdi. NATO'nun Kosovalılara uzun vadeli askeri desteği benzerinin günün birinde, ortaya Filistin ile çatışma çıktığında kendisine karşı da kullanılabileceği olasılığını hep akılda tuttu. Ama şimdi görüldüğü gibi; korktukları olmadı. Ne NATO ne de ABD işin içine kuvvet kullanarak girdi.
Son İsrail-Filistin çatışması öncesi stratejik ortaklığın tehlikede olduğunu gösteren hiç işaret yoktu. Bunun için de yüzlerce milyon dolarlık tank yenileme ihalesi İsrail'e verildi.
Türkiye; Batı dünyasının, kısmen ABD de dahil, kendisine karşı silah konularında uyguladıkları, unutulması kolay olmayan baskıları yaşadı. İsrail bütün bu güç durumlarda, Türkiye'nin kuvvetle gereksinim duyduğu desteği sağlayan ülke oldu. Bunu en iyi değerlendiren tabiatıyla Genelkurmay idi.
Hükümet, iyi bilgilendirilmemiş ve siyasi
İslam'ın propagandasına açık kitlelerin sergilediği tepkilerin de etkisiyle, ağır sözlü suçlamalarda bulundu. Ecevit'in ölçüsüz ve beklenmeyen 'soykırım' benzetmesine rağmen, iki ülke arasındaki ilişkileri bozacak adım atılmadı.
Ama hiç kimse "İsrail'deki canlı bombalar Türkiye'de olsaydı, netice ne olurdu?" sorusuna yanıt veremedi.