İyi ki Sezer var (2)

AKP içindeki kişisel rekabet şiddetlenince ülkenin genel havası da geriliyor.</br>Mücadelenin kahramanlarından kimi, bir yandan yakın geleceği için planladığı hedefe yönelik güven verici adımlar atmaya çalışıyor.

AKP içindeki kişisel rekabet şiddetlenince ülkenin genel havası da geriliyor.
Mücadelenin kahramanlarından kimi, bir yandan yakın geleceği için planladığı hedefe yönelik güven verici adımlar atmaya çalışıyor. Kimi de kendisine bulunduğu mevkiyi sağladığını düşündüğü tabanını memnun edeceğini sandığı ödünler vermeye.
Bu hava giderek tırmanacağa ve yakın geçmişte yaşadığımız bunalımları yeniden gündeme getireceğe benziyor. Ama arada bir fark var; o da Cumhurbaşkanı Sezer'in izlediği kararlı yol ve diğer anayasal kurumlara verdiği örnekle, Anayasa'da yazılı rejimin tehlikede olmadığı düşünülebiliyor.
Önce AKP'nin bir kanadı, laik devletin temellerine konulan bir dinamit olduğu düşünülen, yasadışı yollardan dini kurslar açılmasına olanak sağlayacak girişimlerde bulundu. Bu, Başbakan'ın açık desteğiyle yapılınca kamuoyunun bir kesiminde dalgalanma görüldü. Kaygının sınırlı kalmasının sebebi ise 'Nasıl olsa Sezer'den döner' düşüncesiydi.
Nitekim beklenen oldu. Cumhurbaşkanı devletin görevinin din devleti isteyen tarikatlar ve terör örgütlerinin yasadışı yollarla okul ya da kurs açmalarını önlemek olduğu kanısındaydı.
"... Yasaların izin vermediği kurumlarda din eğitimi yapılmasına, bu yerleri açmanın ve çalıştırmanın neredeyse teşvik edilmesine, bu kurumlara dolaylı destek verilmesine, zaman içinde ikili eğitime yol açacak nitelikteki düzenlemenin, laiklik ve öğretim birliği ilkeleriyle, çağdaş ve bilimsel eğitim anlayışıyla ve Cumhuriyet'in kuruluş felsefesiyle bağdaşmayacağı açıktır" dedi.
Siyasi iktidarın giderek daha pervasızca hareket ettiğini düşündüğünden, daha önce Erdoğan'a yolladığı bir mektubu da açıkladı. Mektup AKP hükümetinin yaptığı tayinlerden, şubat sonu itibarıyla 306'sını onaylamadığı hakkındaydı.
Bunun yasal sebeplerini de açıklıyor, iktidarın buna karşın vekâlet yoluyla istediğini yaptığını belirtiyordu.
Erdoğan bunu yetkilerine tecavüz olarak kabul etti. Sezer'i eleştirdi.
Bütün bunlara tepkiyse, genelde Anayasa'nın değiştirilmesi için öneri dahi yapılamayacak, temellerini koruyan kesime ilaveten işverenlerin büyük kuruluşu TÜSİAD'dan da geldi.
Türkiye, AKP iktidarında, bugüne kadar, kazasız belasız geldiyse bunda Erdoğan'ın zaman zaman gösterdiği, sağduyuya dayanıyormuş gözüken davranışları rol oynadı. Böylece AKP'nin var olduğu varsayılan niyetleri, biraz Cumhurbaşkanı yaklaşımı, biraz başka güçlerin kapalı kapılar ardında yapılan uyarılar ile gündemi daha fazla gerginleştirmeden ortadan kalkmış oluyordu. Ama şimdi, yukarıda işaret ettiğim AKP içi manevraların, en azından, Sezer ile aralarının daha fazla açılmasına sebep olduğu görülüyor.
Bu, demokrasi açısından sağlıklı bir oluşum. Sezer'in gayretlerine diğer kilit anayasal kurumlar, üniversiteler ve medya destek verdiğinde sorunların demokratik yöntemlerle çözümleneceği, işlerin çığırından çıkmayacağı düşünülebilir.
Bunun için de 'İyi ki Sezer var' demeye devam ediyoruz.
* * *
SPOR NOTU: Yunanistan ile oynanan milli maçın yarattığı düş kırıklığı tüm medyaya egemen oldu. Yunan basını ise bayram yapıyor. Başarısızlığın temelinde, oyun boyunca bizim takımın en az 50 top kaybı yapmasıyla, kısa boylu oyunculardan kurulu olmasına karşın, sürekli topu havalandırmış olması yatıyor. İşte o noktada işin içine bir antrenörün asla yapmaması gerektiği halde Ersun Yanal'ın, hava toplarına hâkim Hakan Şükür'ü 'Sistemime uymuyor' gerekçesiyle takıma almamakla yaptığı hata giriyor... Söz konusu maçı 'yüzkarası' haline getiren bir başka öğe ise maç başlarken söylenen Yunan Milli Marşı sırasında, küçük de olsa, bir kesim seyircinin ıslıklaması. Benzer davranış Yunanistan'da bize karşı yapılmış olsa bile.