Kim karşılıksız verir?

Medya son günlerde, CIA ve FBI başkanlarının Ankara'ya gelişleri dolayısıyla ABD'nin Türkiye'ye ne kadar yakınlaştığını...

Medya son günlerde, CIA ve FBI başkanlarının Ankara'ya gelişleri dolayısıyla ABD'nin Türkiye'ye ne kadar yakınlaştığını, hangi konularda işbirliği yapılacağını anlatan haberlerle dolu. Olup bitenlere, yazılanlara ve söylenenlere anlam bulmaya çalışırken 1980'li yılların başında, önce MİT Müsteşar Yardımcılığı, sonra da 1. Ordu Komutanlığı yapan, değerli asker merhum; Orgeneral Recep Ergun ile bir konuşmamı hatırladım. Kritik dönemlerde MİT'te görev yaptığında İsrail, Lübnan'ı işgal etmiş, PKK ile ilgili tüm bilgileri ele geçirmişti. Bunlardan ne kadarını dostu Türkiye'ye verdiğini sorduğumda, "Kimse tam karşılığını almadan bir şey vermez" demişti.
Sadece PKK'nın 4 bin kadar oldukları tahmin edilen militanı Kandil'de bulunduğundan değil, PKK'nın bölgedeki tüm faaliyetleri Kuzey Irak'ta cereyan ettiğinden, bu örgütle ilgili tüm bilgilere ABD'nin sahip olduğu muhakkak. Ama acaba Türkiye, bırakın ABD'nin PKK'ya karşı fiilen harekete geçmesini, onlardan ne kadar bilgi alabiliyor?
ABD sadece dünyanın en ileri teknolojileriyle teçhiz edilmiş haber alma sistemleriyle Kandil'i izlemiyor.
K. Irak'taki iki Kürt müttefikinden sağladığı insan istihbarat elemanları vasıtasıyla PKK militanlarının her hareketinden haberdar. Ama Washington'daki resmi kaynakların görüşlerini yansıtan bir meslektaş "Türkiye'ye asla operasyona dönüştürülebilecek istihbarat bilgisi verilmiyor.
Verilmesi de söz konusu değil" diyor.
Ama şimdi Türk-ABD ilişkilerindeki dengelerin değişmekte olduğunu gösteren işaretler doğru yorumlanyorsa, durumda değişiklik olabilir.
ABD karşılığını alarak Türkiye'ye, şimdiye kadar esirgediklerinden bir kısmını verebilir. Çünkü Irak'ta ortaya çıkmakta olan durumun kontrolü konusunda ABD'nin Türkiye'den çok önemli istekleri olabilir. İşte o zaman da CIA ve FBI başkanlarının böyle olağanüstü şekillenen ziyaretlerinin, ardında başka istekler yoksa, boşuna yapılmadığı anlaşılır.
Gerçek durumun anlaşılması için daha bir süre beklenmesi gerekiyor. Ancak, önemli olacağı muhakkak, yeni ABD istekleri ortaya çıktığında, tabii bunların ne kadarının ortaya çıkacağı da ayrı bir konu, doğru değerlendirme yapılabilecek.
Bilmiyorum Başbakan Erdoğan ve onun pek de deneyimli olmayan danışmanları son günlerin gelişmelerini nasıl yorumluyorlar? Hele hele Erdoğan'ın yönetimdeki kimi uygulamalarını alışılmamış üslupla eleştiren, Beyaz Saray'a yakınlıkları bilinen, yazarların tavrını nasıl yorumluyorlar?
Görebildiğimiz kadarıyla, son haftalarda olup bitenler, ABD'nin Türkiye'ye sadece meşru kanallardan değil, alışılmamış yöntemlerle de yaklaşmakta oluşu AKP iktidarını tedirgin etmiş gibi görülüyor.
Bütün bu ABD çabaları arasında bir tanesi daha önemli ve daha öncel gibi görünüyor. O da Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olandır diye düşünüyorum. Çünkü ABD, birçok ciddi sebepten dolayı, TSK üzerinde ne kadar olumsuz etki yaptığını biliyor. Onun için de yaraladığı ilişkileri tamire daha fazla önem veriyor. Türkiye'ye ciddi bir şey verecekse, herhalde bu alandaki beklentilerine karşı verecek.
* * *
SPOR NOTU: Modası geçmiş, mahalle futboluyla Avrupa futbolu arasındaki en görünür fark oyuncuların ayaklarında gereksiz top tutmayıp, isabetli paslarla oyunu hızlandırmaları ortaya çıkıyor. Bunu yapan futbolcular hemen dikkat çekiyor. Vazgeçilmez oluyorlar. İşte bunun son örneklerinden biri Saidou, diğeri de İlic. Çarşamba akşamı Beşiktaş'ın Portekiz'deki maçını seyrederken, bu takımın yeni Fransız antrenörünün Avrupa damgasını takımına ne kadar çabuk vurduğunu düşündüm. BJK yeni disiplinli düzeni içinde adeta, yakın geçmişteki durumu düşünüldüğünde, tanınmaz bir havaya bürünmüştü.