Komutan da öğrenir

Harp Akademileri Komutanı Hv. Orgeneral Faruk Cömert geçen hafta iki gün süren 'Gelişen Bilgi Teknolojisi ile Güvenlik Politikası ve Stratejileri Arasında Etkileşim ve Yönlendirme' konulu sempozyum tamamlanırken biraz şaşırmış görünüyordu.

Harp Akademileri Komutanı Hv. Orgeneral Faruk Cömert geçen hafta iki gün süren 'Gelişen Bilgi Teknolojisi ile Güvenlik Politikası ve Stratejileri Arasında Etkileşim ve Yönlendirme' konulu sempozyum tamamlanırken biraz şaşırmış görünüyordu. Çünkü dinlediği 11 bildiri içeriği, salondaki yüzlerce asker ve sivil dinleyici ile birlikte kendisini de, 'bilgi teknolojisi'nin nerelere kadar ulaştığı hususunda şaşırtmıştı.
"Bunları yarınların, 10 yıl sonrasının, komutanı olacaklara vermek için bu sempozyumu düzenlerken boyutların bu kadar büyük olduğunu tahmin etmemiştim" dedi.
Harp Akademileri üç kuvvete (Kara, Hava, Deniz) kurmay subay yetiştiren üç akademiyle birlikte, ileride general ya da amiral olabilecek binbaşı, yarbay ve albay rütbelerindeki kurmay subaylara altı aylık kurs veren Silahlı Kuvvetler Akademisi'ni bünyesinde bulunduruyor.
Her yıl düzenlenen sempozyumlarda, bu camia için en üst düzeyde bilgi yükleyecek konular ele alınıyor.
Bu defa seçilen konu son derece teknik idi. 11 konferans sunandan sadece biri emekli korgeneral, diğerleri ise genelde meslekleri mühendis olan üniversite öğretim üyeleri idi.
Komutanlık kendi öğrencileri (bunlara 'müdavim' diyorlar) ile birlikte,
İstanbul'da oturan emekli orgenerallerle korgeneralleri sempozyumlara davet ediyor. Bu defa sanıyorum konu çok teknik olduğundan sivil katılımlar pek fazla değildi. Örneğin sempozyumlarda her zaman görmeye alıştığım emekli Genelkurmay Başkanları İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu ile kimi emekli kuvvet komutanlarını göremedim.
Medya da aynı yaklaşım içinde kaldı. Oysa dinlediğimiz ve esaslarını kavramaya çalıştığımız hususlar, konunun uzmanı olmayanlar için, son derece ilginç ve şaşırtıcı idi.
Faruk Paşa, bu kendileri için de görece yeni olan yaklaşım ve
bilgilerin genç kurmaylarca nasıl özümseneceğini ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne çağın gereklerine göre yetişmiş yeni komutanları nasıl vereceğini heyecanla anlatırken, "Bunlar bizim için de çok yeni" diyor.
Bilimsel teknolojik gücün önemi genelde biliniyor da, her biri 20 dakikayı geçmeyen ve slaytlar eşliğinde, kolay anlaşılır şekilde sunulan bildiri içerikleri büyük ilgi çekiyor ve modern savaşlar hakkında çok öğretici oluyor. Bu yeni güç beraberinde 'bilgi harbi', 'ağ merkezli harp', 'etki odaklı harekât', 'harekât ağı değerlendirmesi' gibi yeni kavramları getiriyor.
Tüm teknolojinin ve en gelişmiş silah sistemlerinin kullanılması bile yeni elektronik sistem ve kaynağı bir-iki ülke elindeki yazılımlarla engellenebiliyor.
Bu durumda ABD'nin Irak'ta karşılaş-tığı durum ortaya çıkıyor. 'Türkiye için güvenceli çıkar yol asimetrik savaş mı?' sorusu gündeme geliyor.
Harp Akademileri, her zaman ön plana çıkarılmasa da, TSK'nın temel boyutlarından birini hep hissettiğiniz bir mekân. Ülkenin 'Atatürk ilke ve devrimleriyle şekillenmiş; laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti' yapısı ve TSK'nın 'Ulusumuzun emrinde bir silahlı kuvvet' oluşu hep vurgulanıyor.
'Aydınlanma ışığından yeterince yararlanamamış, değişime karşı çıkmayı kalıtımsal özellik haline getirmiş, özgürleşmemiş zihinler' eleştiriliyor.
Faruk Paşa, bir havacı olarak, Atatürk'ün 1936'da Eskişehir Tayyare Alayı'nı ziyaret ederken yaptığı, uzayı bugünkü kullanılan haliyle değerlendiren sözlerini hatırlatmadan edemiyor.
Atatürk 70 yıl önce, geleceğin teknolojisi hakkında konuşurken, "...
Bir gün insanoğlu uçaksız da göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de Ay'dan bize mesajlar yollayacaktır" dedikten sonra, "... Gelişen teknoloji bize daha şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görevse, Batı'dan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir" diye ekliyor.