Komutan değişimi

AKP iktidarının üç yıldır sürdürdüğü yönetim tarzından doğan kimi dalgalanma gündeme yeni unsurlar getiriyor.

AKP iktidarının üç yıldır sürdürdüğü yönetim tarzından doğan kimi dalgalanma gündeme yeni unsurlar getiriyor. Bunlardan biri, 2006 Ağustosu'nda görev süresi dolacak Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Hilmi Özkök ile ilgili.
27 Mayıs'tan sonra Genelkurmay başkanlarının değişimi daima ülkenin en önemli ve en hassas konularından olmuştur.
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'den sonra Cevdet Sunay seçilince Cemal Tural'ın bu göreve getirilmesi sorun yaratmadı. Ancak Tural görevinin son yılında, süresinin uzatılması için Demirel hükümetine, çeşitli yollardan baskı yapmaya kalkınca hava gerginleşti. Demirel bir yandan komuta kademesinin nabzını yokladı, diğer yandan da bu tür tayinde kilit rol oynayacak Sunay'ın görüşünü aldı. Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi içinde Tural'ın alışılmamış tutumlarını kimse onaylamıyordu. Koşullar oluşunca, Tural süresi dolmadan görevinden Yüksek Askeri Şûra'ya alındı. Yerine Tağmaç getirildi.
Tağmaç'ın süresi dolduğunda, yerine TSK içinde yetenekleriyle ön plana çıkmış Faruk Gürler'in gelmesi, 12 Mart askeri müdahalesine yeni boyut getirdi. Konu, süresi dolmakta olan Sunay'ın yerine kimin cumhurbaşkanı seçileceğiydi. Gürler'in adaylığı söz konusu olunca, Sunay, Gürler'i senatör yaptı. Yerine TSK geleneklerine göre K. K. Komutanı Semih Sancar getirilince, yaratılan hava Gürler'in değil, emekli oramiral Fahri Korutürk'ün cumhurbaşkanı seçilmesini sağladı.
Sancar'ın süresi dolarken, Demirel sıradaki Adnan Ersöz'ün Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na gelmesini engellemek için, Sancar'ın süresini iki defa uzattı. Aklında başka aday vardı ama Korutürk, TSK geleneğinin bozulmasına karşı çıkınca, hiç akılda olmayan Kenan Evren önce K. K. Komutanı, sonra da Genelkurmay Başkanı oldu.
12 Eylül'den sonra Evren, Genelkurmay Başkanlığı'nı muhafaza etti. Seçimler yapılınca, beş aylığına Nurettin Ersin Genelkurmay Başkanı oldu. Onu TSK içinde seçkin yeri olan Necdet Üruğ izledi. Ama o süresini tamamladığında TSK ciddi sarsıntılar geçirdi. Çünkü Üruğ'un kendi yerine getirmek istediği K. K. Komutanı Necdet Öztorun'u Evren istemiyordu. Necip Torumtay'ın bu göreve getirilmesi için Evren, Başbakan Özal'ı destekledi. Böylece Özal, 'İstediği adayı Genelkurmay Başkanı yapan başbakan' olarak itibar sağladı. Bu operasyon Batı'da 'Türkiye'de siyasetçiler askeri kontrol ediyor' intibaının yayılmasına da yardım etti. Aslında Cumhurbaşkanı'nın isteği ve onayı olmasa, Özal da, Demirel gibi, bir Genelkurmay Başkanı adayını engelleyemezdi.
Genelkurmay Başkanı olan Necip Torumtay, kendisini o göreve getiren Özal, Cumhurbaşkanı iken, kurallara uymayan 'Irak'a karşı güneyde cephe aç' isteğini reddederek, son derece önemli bir davranışla istifa etti.
TSK tarihinde görülmemiş bu tutum Türkiye'nin 1. Körfez Savaşı'na, usullere uymayan cumhurbaşkanı kararıyla katılmasını önledi. Özal maceradan vazgeçti.
Genelkurmay Başkanlığı Torumtay yerine gelen Doğan Güreş görevi sırasında siyasi gündemde yer aldı. Torumtay'ın erken istifasıyla başlayan görev süresi, sekiz ay uzatılarak ağustosa getirildi.
Güreş'ten sonra gelen İsmail Hakkı Karadayı değil, ama onun yerine gelen Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun süresinin bir yıl uzatılması, Ecevit'in üçlü koalisyonu sırasında gündeme geldiyse, Kıvrıkoğlu'nun da olumlu yaklaşmamasıyla gerçekleştirilmedi.
Hilmi Özkök'ün ismi ile ilgili, görevinin bir yıl uzatılabileceği ya da 2007'de cumhurbaşkanlığına AKP adayı olacağı yorumları yapıldı.
Oysa Cumhurbaşkanı onayı gerektiren görev süresinin uzatılması, TSK gelenekleriyle birlikte, hukuk kurallarını da zorlayacağından, Sezer'den kolay tasvip alamayacaktı. AKP tarafından cumhurbaşkanı seçilmesine ise kimse itiraz edemezdi. Yeter ki AKP, anayasal rejime, Atatürkçü Düşünce Sistemi'ne ne kadar sadık olduğu bilinen bir Genelkurmay Başkanı'nı içine sindirebilsin.
Hilmi Paşa'nın bu satırlar yazılırken yaptığı açıklama benim için hiç sürpriz olmadı. Ne görev süresi uzatma ne de AKP'nin cumhurbaşkanı adayı olma gündeminde yoktu.