Komutan itibarı

Ankara'da gazeteci olarak olup bitenleri tam 53 yıldır izliyorum. Geriye dönüp baktığım zaman askerin sadece ülkede işler iyi gitmediği zaman gündeme geldiğini görüyorum.

Ankara'da gazeteci olarak olup bitenleri tam 53 yıldır izliyorum. Geriye dönüp baktığım zaman askerin sadece ülkede işler iyi gitmediği zaman gündeme geldiğini görüyorum.
Ya iç güvenliğin, diğer görevli güçlerce kontrole alınamadığında, ya demokrasinin, özgürlüklerin tehlikeye girdiğinde ya da Anayasa'da yazdığı şekliyle rejimin tartışmalı hale gelmesi durumunda, askerin rol oynaması akla geliyor. Yoksa asker kışlasında kalıyor. Gündeme çıkmıyor.
Kimi görüş sahipleri "Bu olağanüstü koşullarda bile askerin işe karışmaması gerekir. Türkiye benzer bunalımlardan kendi sivil yöntemleriyle çıkabilir" diyor.
Bu 'sivil çıkış' çok pahalıya mal olsa da, sağlıklı olur diye düşünüyor.
Ama Türkiye'nin koşulları ve askerin bu koşullar içindeki özel yeri, onların sırtlarında yumurta küfesi olmadan, yaptıkları önerilerinin uygulanmasına olanak sağlayamıyor. Böylesine bir riske katlanılamıyor.
Ülke normal koşullar içinde yaşarken kimse askerden yardım beklemiyor.
Bu değerlendirmenin ne kadar gerçekçi olduğunu test etmek kolay. Sadece gazete koleksiyonlarını gözden geçirmek yeter.
Yazımın konusu, olağanüstü koşullar ortaya çıktığında,sorunların çözümü için başka çıkar yolun görülmediği hallerde, gözlerin çevrildiği askerin komutanının halk nezdindeki itibarının önemi.
Bu sağlam temeller üzerine oluşturulan itibar, Türkiye'nin başka birçok ülkede görülen 'askeri yönetimler' benzeri çıkmazlara itilmesini önlüyor. Böylece asker ister kendisinden beklenen konularda görüş bildirsin, ister en uç olasılıklarda müdahale etme durumunda kalsın, eninde sonunda kendi gelenekleri ve disiplini içerisinde kışlasına çekilebiliyor.
Şimdi sorun, ülkede geniş bir kesimce, anayasal rejimin temellerine sahip çıkmayacağı varsayılan, bir siyasi iktidar yönetiminde askerin üstlenmesi gereken görevin ne olacağı ve komutanın bu görevdeki rolü.
Anayasal rejime içten bağlı olanlar, AKP'nin zaman zaman attığı karşı adımlardan kaygılanıyorlar. Bu rejimin, kendini koruyan kurumlarının tavırları kaygılarının karşılanmasına yetmediğinde, ister istemez askere bakıyorlar.
Askeri komutan temsil ediyor.
Komutanın sorumluluğu ve görevi büyük.
Hem ülkeyi yöneten sivillere rahat çalışabilecekleri ortamın sağlanmasına yardım etmek hem de halk nezdindeki itibarından yararlanarak, gerektiğinde belli ve sınırlı konuda, asla partizan olmayan, anayasal rejimin temelleri hakkında ,toplumu rahatlatacak görüşlerini belirtmek.
Komutan bu önemli görevi doğru yapabilmek için hem komutası altındaki kuvvetler üzerinde itibarını muhafaza etmek, hem uygulanmakta olan anayasal rejimin kurallarını ihlal etmeden siyasi iktidara görüş bildirmek zorunda.
Bunun için de tüm kamuoyu karşısında ağırlığını muhafaza etmeli.
Türkiye için bu durumun önemi çok özel ve büyük.
27 Mayıs'tan sonra Başbakan İsmet İnönü'nün, Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Cevdet Sunay ile ilişkilerindeki yaklaşımını hiç unutmuyorum.
Başbakan, tarihi şahsiyet, İsmet İnönü Genelkurmay'a, Sunay'ı ziyarete geldiğinde, asla Sunay'ın kendisini Aslanlı Kapı'ya kadar inerek yolcu etmesine izin vermemiştir. Böylece onun asker üzerindeki saygınlığına katkı yapmıştır.
Komutanın öncelikle kendi kuvvetleri nezdinde itibarlı olması gerekir diye düşünmüştür. Aksine durumun yaratacağı netice 27 Mayıs öncesi görülmüştür.
***
SPOR NOTU: Danimarka'ya karşı geçen cumartesi oynanan maçın en başarısız oyuncusu, Galatasaray'ın lig maçlarında çok başarılı olan Hasan Şaş idi. Bunu kişisel bir psikolojik değerlendirme yaparak söylemiyorum. Maç başlar başlamaz, kullandığı top sayısı ve aldığı neticeyi saydığım için söylüyorum. Hasan Şaş ayağına gelen 12 toptan sekizini kaybetti. Bunu eskiden de yapıyordu. Ama GS'nin yeni antrenörü Gerets yetenekli öğrencisinin bu bariz hatasını durdurarak onu eski parlak günlerine götürmüştü. Kontrolsüz kalan Şaş'ı gördük. Terim ona ancak ilk devre sonuna kadar dayanabildi.