Konuşmaması gerekenler

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün geçen hafta yaptığı konuşma hem geniş bir çevreyi rahatlattı hem de kimi itirazlara sebep oldu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün geçen hafta yaptığı konuşma hem geniş bir çevreyi rahatlattı hem de kimi itirazlara sebep oldu.
CHP adına konuşan bir sözcü "Konuşmaması gereken konumda olanlar konuşarak gündem oluşturuyor.
Biz bunları söyleyince çıt yok" dedi.
Bu sözlerde acı bir gerçek var.
O da Türk demokrasisi içinde anamuhalefet partisinin etkisinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor.
Diğer yandan da, istendiği kadar yasalarda değişiklik yapılsın, halk nezdinde büyük itibara sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu ağırlığının ne kadar büyük olduğu ve muhafaza edilmekte olduğu anlaşılıyor.
Konuşmaya karşı çıkanlar daha ziyade 'Avrupa Birliği'ne üye olacağız ama orada hiçbir ülkede askerler böyle konuşmuyor' noktasını vurguladılar.
Doğru söylüyorlar. Ama bunu söylerken ne TSK'nın Türk toplumu içindeki yerini ve şimdiye kadar üstlendiği işlevi dikkate alıyorlar, ne de AB üyesi ülkelerin şimdi bulundukları noktaya nasıl geldiklerini düşünüyorlar.
Düşünmedikleri bir ana nokta daha var: o da AKP iktidarında sürmekte olan kimi ana sorunun yarattığı rahatsızlıklara anayasal kurumların (Cumhurbaşkanı ve TSK dahil) nasıl yaklaştıkları.
Son örneği de Anayasa Mahkemesi verdi.
Yakın geçmişte, 1970'li yılların hemen başında da ülke önemli sorunlarla karşı karşıya kalmıştı. Görev başındaki siyasi iktidar bu sorunları çözmek için gerekli değerlendirmeyi yapamıyor, üst düzeyde ortaya konulan kaygılara da yanıt veremiyordu. Bu ortamda zamanın kudretli Hava Kuvvetleri Komutanı, Cumhurbaşkanı Sunay'ın da bulunduğu bir üst komutanlar toplantısında görüşlerini hazırladığı notlardan okumuş, buna 'Muhsin Batur muhtırası' denilmişti. Sonraki gelişmeler hatırlardadır. Şimdi durum farklı.
Türkiye de, aradan geçen 35 yıl sonra çok yol aldı. Anayasal kurumlar canlı.
Üç yıl önce AKP'nin iktidara geçmesinin kimi çevrede ne büyük kaygı yarattığını yakından izledim. Yeni iktidarın Erbakan zamanında yapılan fahiş hatalara benzer adımlar atması bekleniyor ve zaman geçirmeden gereken önlemlerin alınması, tepkilerin gösterilmesi isteniyordu.
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bu eğilimler karşısında farklı bir yol seçti.
Hiç kuşkum yok AKP iktidarı sürecinde, son konuşmasında da vurguladığı gibi, anayasal rejimle ilgili gelişmelerin çok yakından izlenmesi sağlandı. TSK'nın hangi konularda 'taraf' olduğunu ve geri çekilmesi söz konusu olmayan 'kırmızı çizgiler' bulunduğunu yeri geldiğinde, kendi diplomatik üslubu ile ifade etti. Bundan dolayı da üç yıl içinde siyasi iktidarın atmayı tasarladığı, büyük kamuoyunu tedirgin edecek, adımlar ya atılırken durduruldu ya da atılmış ise geri alınması sağlandı.
Bu yaklaşımlardan sadece genelde ülke, özelde de kendisine ülkeye hizmet olanağı sağlanmış olan AKP yararlandı. Birtakım olumlu gelişmeler sağlandı.
Türkiye'nin bu son dönem içindeki talihsizliklerinden biri, belki de en önemlisi, siyasi iktidarın önemli yanlışlarını gündeme getirip onları uyaracak canlılıkta muhalefetin ortaya çıkmamış oluşudur.
Ne muhalefet partileri ne de medya, bu alanda üzerine düşeni yapmıştır.
Medyanın hali ortada. Kendisini doğrudan ilgilendiren ceza yasasıyla ilgili durumla mücadelesinin ne kadar yetersiz kaldığını hep birlikte izledik.
Başta anamuhalefet partisi olan CHP'nin halini ise yazımın başındaki sözleri ortaya koyuyor. "Biz Özkök'ün söylemlerini iki yıldır CHP olarak genel başkan, parti sözcüleri ve milletvekilleri düzeyinde sık sık dile getirdik. CHP ve sivil toplum örgütlerinin görüşlerine medya yer vermedi" diyor.
Sorunlar Genelkurmay Başkanı gündeme getirdiğinde iktidar ve medyada ciddiye alınıyorsa bunun sorumlusu asker mi?
Şimdi de Anayasa Mahkemesi. Başkanın yıldönümü dolayısıyla yaptığı, laiklikle ilgili 'türban' konuşmasını dikkatle ve ibretle okumak gerek. Özellikle siyasi geleceklerini bu konuya bağladıkları görülen siyasiler değerlendirme yapmalılar.
Çünkü attıkları ya da atmadıkları adımlarla bir fasit daireye girmiş görünüyorlar.