Küfedeki benzerlik

Bir bilgisayar oyunu daha önce yayımlanmış bir yazımın başlığındaki 'Yumurta küfesi' kelimelerinden dolayı, yanlışlıkla dün bir daha yayımlanmasına sebep oldu.

Bir bilgisayar oyunu daha önce yayımlanmış bir yazımın başlığındaki 'Yumurta küfesi' kelimelerinden dolayı, yanlışlıkla dün bir daha yayımlanmasına sebep oldu. Neyse ki konu güncel olduğundan pek yadırganmadı. Hatta olaylar hakkında bilerek konuşabilecek bir dost telefon edip 'Bu yazınla galiba bizi de eleştiriyorsun' bile dedi.
Okurlarımdan özür dileyerek, aslında dün yayımlanması gereken yazımı aşağıda sunuyorum.
***
Günlük köşe yazanlar için yapılmaması gereken hususlardan birinin, yazarın bulduğunu düşündüğü 'dâhiyane' fikirleri kâğıda dökmeden, fikirle ilgili
uzman görüşlerini alması olduğunu düşünürüm.
Bugünlerde daha ziyade sorumluluk taşımayanlar konuşuyor.
Emekli diplomatlar, seçim kampanyası yapan siyasetçiler, hatta şimdiye kadar pek görülmemiş emekli bir amiral ya da bir askerle sohbet yapmış köşe yazarı.
Konu Türkiye'nin Irak'a bir ABD saldırısı halinde ne yapacağı ya da ne yapması gerektiği.
Tabii bunun yanında; Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulması halinde Türkiye'nin bunu askeri müdahaleyle önleyip önleyemeyeceği. Ortada güçlü bir hükümet bulunmayınca her şey daha karışıyor.
Başbakan ve Milli Savunma Bakanı, hükümet bir türlü toplanamayınca, yaptıkları sert açıklamalarla karmaşayı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Kendisini seçim sonrasının başbakanı gibi gören, ama siyasi yaşamında hep, ciddi konularda ne düşündüğünü açıklamamayı ustalık sanan, bir parti lideri, görüş açıklama yerine 'Karar seçim sonrası verilmeli' diyor.
Sanki çevrede gelişen yaşamsal olaylar seçim sonrasını beklermiş gibi.
Muhalefet, asli rolünü oynayıp, iktidarı eleştirmeye çalışıyor da ne yapılması gerektiğini söyleyemiyor.
Çünkü müktesebatları belli. Güvenlik konularında ne tehdit değerlendirmesi yapacak halleri var ne de hangi önlemlerin alınması gerektiği hakkında teknik bilgileri.
Oysa demokrasilerde yöntem belli. Siyasiler hedefleri belirleyip askere bildirecek, asker de gereken hazırlıkları yapacak, önlemleri alacak.
Mevcut görüntü bunun yapılmadığını gösteriyor. Her olasılığı düşünmek askere kalıyor.
Bu sıkıntının 22 Ekim'de yapılacak Milli Güvenlik Kurulu'nda aşılması, Türkiye'nin 3 Kasım seçimlerine, ne yaptığını bildiğini dosta düşmana gösterecek bir konuma gelinmesini bekleyen çok.
Türkiye'nin bu noktada özeleştiri yapması gerekiyor.
Körfez Savaşı sonrası uygulamalarla bu noktaya nasıl geldik?
Irak Kürtlerine nasıl baktıkları bilinen ABD'nin İncirlik Üssü'nü 12 yıldır, bugünkü Kürt oluşumunu sağlayan uygulamalarına nasıl izin verdik?
Türk kamuoyunun pek haberi yok. İncirlik'te bugün 1.161 ABD, 215 İngiliz askeri yanında sadece 41 Türk var. Buna rağmen Genelkurmay
bu üssün tam kontrolümüz altında olduğunu, oradan kalkan çeşitli misyon sahibi uçaklardan alınan bilgilere ulaşıldığını söylüyor.
Bugüne kadar İncirlik'ten ABD uçakları, K. Irak'a yönelik 30 binden fazla çıkış yapmışlar. 1998'den bu yana 171 defa Bağdat hava savunma ve komuta-kontrol tesislerini imha etmek için bombalamışlar. Böylece askeri bakımdan büyük deneyim kazanmışlar.
İncirlik, ABD için, bu bölgede yapılacak askeri operasyonlar bakımından, hele Irak'a saldıracaklarsa, yaşamsal değerde.
Şimdi kendilerine bu kadar büyük stratejik olanak sağladığımız ABD ile gereken boyutlarda pazarlık yapmamız gerekmez mi?
Konunun ABD'li uzmanları bunun yapılmadığını, Türkiye'nin haklı kaygılarına bağlı görüşlerini, gereken kuvvetle, masaya getirmediği düşüncesindeler. "Türk hükümeti de, ekonomisi de zayıf. Zafiyeti dengeleyecek siyasi kuvveti bulup kullanmak gerek" deniyor.
Ecevit ve Çakmakoğlu'ndan gelen tehlike işareti veren sözlerin 'seçim kampanyası' için söylendiğini, durumun böylece abartıldığını öne sürenler de var. Böylece Irak Kürtlerinin hazırlıklarının bir devlet oluşturma anlamına gelip gelmediği üzerinde bile fikir birliğine varılamıyor.
***
KİTAP NOTU: Mesleğimle ilgili yazılar ve kitaplar beni hep ilgilendirir. Vakit buldukça bunları okumaya çalışırım. Barlas ailesinden Canan Barlas'ın 'Bab-ı Ali'den Çiftetelli'ye' isimli 122 sayfalık kitabını, siyasi değerlendirmelerini paylaşmadan, okudum.