Kuyruk çözümü

Milyonlarca insanı yakından ilgilendiren SSK hastanelerinin Sağlık </br>Bakanlığı'na devri aylardan beri konuşulan bir konuydu.</br>Hükümet 'Vatandaş rahat edecek. İstediği hastaneye başvurabilecek.

Milyonlarca insanı yakından ilgilendiren SSK hastanelerinin Sağlık
Bakanlığı'na devri aylardan beri konuşulan bir konuydu.
Hükümet 'Vatandaş rahat edecek. İstediği hastaneye başvurabilecek. İlacını istediği eczaneden alabilecek' diyordu.
Uygulamaya geçen hafta geçildiğinde hiçbir şey beklendiği gibi değildi.
Gazetelerin birinci sayfaları günlerce hastane önünde oluşan kuyruk fotoğraflarıyla doldu. Eczaneler ise hastaların ellerindeki reçetelere ilaç vermiyorlardı. İlaç bedellerini tahsil edememe kaygısı taşıyorlardı.
Kuyruk fotoğraflarıyla ispatlanan, gazete manşetleriyle ayrıntılı öyküler haline getirilen durum Başbakan'ı çok rahatsız etti. Önce sıkışıklığın bir-iki büyük kentte yaşandığını öne sürüp basını suçladı. Sonra da düzensizliğin 'kısa sürede' çözümleneceğini söyledi.
Gazetelerin sayıları yüzleri bulan köşe yazılarını izlemeye çalıştım. Acaba bu basit, ama basit olduğu kadar büyük ve sağlığı devletin lütfuna kalmış kitleleri ilgilendiren, önemli konuya neden gereken ilgi gösterilmemişti?
Sadece dünyanın ve ülkenin en önemli sayılan karmaşık sorunlarını irdelemeye alışmış köşe yazarı meslektaşlar değildi ilgilenmeyenler. Zaman zaman kendi ve bakmakla sorumlu oldukları yakınlarının kişisel gereksinimleri için de SSK sağlık hizmetlerine muhtaç muhabirler de, onların denetiminden sorumlu istihbarat şefleri de, konuya adeta yasak savar gibi yaklaşmışlardı.
En etkili çalışmayı ise foto muhabirleriyle onların çektiği fotoğrafları yayımlayan yazıişleri sorumluları yaptılar.
Yıllardır, birkaç ayda bir, SSK sağlık kurumlarına uğramak durumunda olduğum için, Türkiye'nin çeşitli yerlerinden Ankara'ya gelmek zorunda kalan vatandaşların nelerle karşılaştıklarını çok iyi bilirim.
Bütün eksikliklerine karşın, SSK sağlık kurumlarının ne kadar geniş ve çaresiz kitleye hizmet verdiğinin de şahidiyimdir.
Şimdi ne olacağını merak ediyorum.
Sağlık Bakanlığı hastaneleri milyonlarca SSK'lı hastaya hizmet verebilecek mi? Ya eczaneler, bu kadar hastaya, bedelini zamanında alacağından emin olmadığı ilaç verecek mi?
Devletin vatandaşına sağlamak zorunda olduğu, öncelikli iki hizmet vardır. Bunlardan biri 'can güvenliği', diğeri ise 'sağlık hizmeti' olmak gerekir.
Birincisi yıllardır, özellikle son dönemlerde kimi kentlerin sokaklarında, sağlanamaz hale gelmiştir. İkincisi ise, işkence yüklü ortamda sergilenmektedir.
Bu konudaki kaygımı hafifleten, umut veren bir haberi önceki gün Hürriyet'te gördüm. İzmirli avukat Senih Özay, şeker hastası olduğunu, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devredildiği gün ilacını hastaneden ve anlaşmalı eczanelerden alamadığı için mağdur olduğunu öne sürerek, İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na bağlı Tepecik Sağlık Hastanesi Başhekimliği ve Eczacılar Odası İzmir Şubesi'ne dava açmış.
Milliyet ise hastane önündeki kuyrukların fotoğraflarının çekilmemesi için hastane yetkililerinin önlem aldıklarını yazdı.
Şimdi sorun ve kuyruklar çözümlendi mi diyeceğiz?
***
SPOR NOTU: Pazar akşamı Beşiktaş-Sakarya maçını TV'den seyrederken gördüğüm sahneler ve işittiğim küfürler karşısında, hangi parlak zekâ ve zevk eseri olduğunu bilmediğim; futbola düzey getirmek için Futbol Federasyonu'nun 'Lütfen' ile başlayan slogan buluşunu hatırladım. "Lütfen. Taraflı olmak ya da tarafsız olmak bir hak. İmtiyaz değil. Hepimiz buna göre seyredeceğiz. Buna göre yöneteceğiz. Buna göre yazacağız. Buna göre konuşacağız. Yani kuralıyla oynayacağız. Spor hepimizin. Onunla oynamayalım lütfen" diyen sloganı... Şimdi anladınız mı ne yapmalıymışız?
l Futbolun uzmanlık isteyen strateji ve taktik yanlarının irdelenmesini uzman meslektaşlara bırakırım. Bir deneyimli seyirci ve spor muhabiri olarak gözlemlerim vardır. Batı'nın kalbur üstü takımları topları ayaklarında bekletmezler. İsabetli kısa paslarla oynarlar. Geçen hafta Galatasaray-Samsun maçını seyrederken dikkatimi bir kere daha çekti. GS'de eskiden kaptan Bülent kestiği topları uzun pasla ya rakibe ya da saha dışına atardı. Şimdi bunu Song yapıyor. Volkan ve Hasan ise ayaklarındaki topu kendi çevrelerinde bir kere dönmeden ve ne yapacaklarını düşünmeden kimseye atamıyorlar. Bu arada attıkları paslar da genelde hep başkalarına gidiyor. Orhan hâlâ topu kontrolüne almayı, stop etmeyi, sonra da Hakan ile Necati'ye ortalamayı gereksiz buluyor. GS'nin yapamadıklarını Samsun, isabetli, çabuk ve kısa paslarla yaptı.
Şimdi bu hafta sonu GS'nin BJK karşısında ne yapacağı görülecek.