Mesleğe övgü

Gün geçemez ki basına eleştiri getirilmesin. İtibarının ne kadar düştüğü, inanılırlığı kalmadığı öne sürülmesin.

Gün geçemez ki basına eleştiri getirilmesin. İtibarının ne kadar düştüğü, inanılırlığı kalmadığı öne sürülmesin. Bu hava içinde, mesleki yaşamınızda yarım asrı geride bırakmış bir gazeteci iseniz, neler hissedersiniz?
Söyleyeyim; önce 'Habercilik öldü' dersiniz. Birinci sayfa manşetlerinin artık köşe yazarlarının yazılarından üretildiğini hatırlatırsınız. 'Gazete haber olduğuna göre, artık gerisini siz anlayın' dersiniz. İşin can alıcı 'haber' yönünü bir yana bırakıp, mesleğinizde ön plana çıkacak başka alanlar ararsınız.
Her gün gazetelerin bir büyük kısmını doğrudan, bir kısmını da internetten okumaya çalışıyorum. Geçen hafta perşembe ve cuma günleri Radikal ve Milliyet'te gördüğüm dört yazı doğrusu içimi açtı.
Önce Radikal'de Altan Öymen'in 'Saat saat Van duruşması' yazısında tutuklu Van Üniversitesi Rektörü Prof. Aşkın'ın ilk duruşmasını okudum. Bu, isimleri şimdi iletişim fakültesi olan eski basın yayın okullarında ders konusu olacak, Altan'ın ustalığına yakışan bir yazıydı. Bunu sadece öğrencilerin değil, deneyimli gazetecilerin de okuması gereken bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Milliyet'te ertesi gün saptadığım yazılardan biri sayfa sırasına göre Melih Aşık'ın 'Açık Pencere' sütunundaki 'Van'da hukuk!' başlıklı, gene Van rektörünün duruşması ile ilgili, can alıcı bir noktayı vurgulayan yazıydı.
İki Mülkiye orijinli yazar, Öymen ve Aşık, Prof. Yücel Aşkın davasının ilk celsesinde sergilenen bir önemli noktayı ön plana çıkarmışlardı.
Bu nokta, dava başlangıcında alınan 'tutuklama' kararını onaylayan ve muhalefet eden yargıçlardan onayla-yanların değil de sadece muhalefet edenlerin 'ihsası rey' de bulunup tarafsızlıklarını kaybetmeleriyle ilgiliydi.
M. Aşık bu can alıcı saptamayı, soru-yanıt üslubu içerisinde, İstanbul Baro Başkanı Kazım Kolcuoğlu'na yaptırmıştı.
Üçüncü yazı ise, hemen Melih Aşık'ın komşusu Ece Temelkuran'ın 'Kıyıdan' sütunundaki 'Sol, örgüt, parti; nasıl yapılmalı?' başlıklı yazıydı.
AKP'nin 2003'teki seçim zaferinden sonra beni hep düşündüren önemli bir soruna bu sütunda E. Temelkuran, Kristof Kolomb'un 'yumurta'sı gibi çözüm üretmişti.
AKP'nin, diğer partilerin yarattığı düş kırıklığına dayanarak seçim kazandığını düşünenler, 'Hâlâ AKP karşısında umut yaratacak bir parti yok' derken ve sol kesimde 'Neye dayanarak umut verici parti kurulabilir?' sorusuna yanıt ararken, Temelkuran, 'İşte size hareket noktası' diyen, düşündürücü ve inandırıcı bir yazı yazmıştı.
Milliyet'te dikkatimi çeken diğer yazı bu defa AKP'nin imam-hatiplilere sağlamak istediği yeni bir imtiyaz ile ilgiliydi. Gazetenin, deneyimli ve yetenekli Ankara Temsilcisi Dr. Fikret Bila 'Yön' köşesinde YÖK Başkanı'yla yaptığı bir konuşmayı irdelemişti.
'Prof. Dr. Teziç: Bu yönetmelik baypas girişimidir' diyordu...
AKP'nin hiç vazgeçmeden, her fırsatta gündeme getirip gerçekleştirmeye çalıştığı "imam-hatip öğrencilerinin, istedikleri meslekleri seçmelerini sağlayacak son Milli Eğitim Bakanı çabasının yasal olmayışı ortaya konuyor, sorunun Danıştay'da açılacak dava ile çözümlenebileceği düşündürülüyordu.
Medyanın, özellikle gazeteciliğin, son durumunu eleştirenlere genelde katılıyorum. Ama şu birkaç örnekte görüldüğü gibi, mesleğin hâlâ geçerliğini sürdürdüğüne de inanıyorum.
* * *
KİTAP NOTU- Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın ilk başbakanı) 'Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok' (1923 Parti Konferansı'na Rapor). Kaynak Yayınları. Yayınevi 'Ermeni Belgeleriyle Ermeni Soykırımı Yalanı' dizisini bu Ermenistan'da yasaklanmış kitapla başlatıyor. Orijinali Moskova'da Lenin Kütüphanesi'nde bulunan raporu Türkolog Arif Acaloğlu çevirmiş. Rapor 1923 Nisan ayında Taşnaksuyun Partisi'nin Bükreş'te yapılan Yurtdışı Konferansı'na sunulmuş.