Meslektaşım Çetin

'Genel Yayın Yönetmeni: Çetin Emeç 1935-1990'. Doğan Yayıncılık.</br>Kitabı, sanki Galatasaray Lisesi altıncı sınıfta tanıdığım Çetin'i yeniden öğreniyormuşum gibi...

'Genel Yayın Yönetmeni: Çetin Emeç 1935-1990'. Doğan Yayıncılık.
Kitabı, sanki Galatasaray Lisesi altıncı sınıfta tanıdığım Çetin'i yeniden öğreniyormuşum gibi, içime sindire sindire, zaman zaman gözlerimin buğulandığını hissederek, baştan sona okudum.
Bu satırları yazmak için de epeyce bekledim.
Aslında 'Kitap'ta yayımlanan yazımda, hakkındaki düşüncelerimin her alanını kapsayan noktalar vardı. Ama ölümünden 15 yıl sonra, meslektaşlara ulaştırılması gereken kimi gözlemlerimi bu köşede sergilemenin yararına inandığımdan, bu satırları yazmaya karar verdim.
Yazının içeriğine uygun başlık 'Meslektaşım Çetin' olmalıydı. Ama onu, daha ziyade hep 'arkadaş' olarak görmüştüm. İlişkilerimiz de hep öyle sürmüştü.
Gazeteciliğe, profesyonel olarak, 1953'te başladığımdan bu yana birlikte çalıştığım ve diğer gazetelerde gözlemlediğim genel yayın müdürleri arasında ikisinin Türk basınına büyük boyut eklediğini düşünüyorum.
Bunlardan biri Abdi İpekçi, diğeri ise Çetin Emeç'tir.
İpekçi'nin vasıfları hakkında çok yazdım. Batı gazeteciliğini Amerika'da öğrenmişti. Çetin Emeç ise gazetecilikteki temelini babası, zamanın saygın gazetesi Son Posta'nın sahibi Selim Ragıp Emeç'in yanında atmış, sonra sadece kendi yetenekleriyle, Hafta Sonu, Milliyet ve Hürriyet'te özgün ve başarılı uygulamalar gerçekleştirmişti.
Çetin'in diğer hiçbir yöneticide görmediğim yeteneğinde söz etmek istiyorum.
Bu karmaşık, çok boyutlu olayları izleme ve izlerken bunlardan haber
olacak en ilginç ve en önemli unsurları bulup çıkarmak, habere giriş cümlesi yapabilme yeteneği idi.
Basın mesleğine yabancı olmayanlar bilirler. En başarılı gazeteciler hakkında bile haksız eleştiriler, arkalarından yapılır. Tartışılma olanağı verilmez.
Çetin için de kimi meslektaşın 'Muhabirlere manşet olacak başlık verir, bunun altının doldurulmasını ister' söylentisini yaydığına şahit olmuşumdur.
Bu, ne olayları yakından izlemiş ne de Çetin'in yönettiği gazetelerde
ortaya koyduğu, başarılı sayfaları dikkatle gözden geçirmiş kimselerin, samimiyetle yapacağı bir eleştiridir.
Onun yaptığı, kendisinde mevcut olan bir büyük gazetecilik yeteneğini, kendisiyle birlikte çalışan haber yazarlarına sunmaktı.
Çetin'in zamanında haberlerin içine yorum katılmazdı. Köşe yazılarından manşetler çıkmazdı. Onun için de gazetelerin esasını, özenle üretilmiş,
özel haberler oluştururdu.
Birlikte Hürriyet'te çalıştığımız yıllarda, hemen her sabah yaptığımız telefon konuşmalarında, olup bitenleri dinleyip, benden dişe dokunur bir haber gelmeyeceğini gördüğünde sorardı: "Acaba bu anlattıklarından şöyle bir giriş yapılabilecek bir haber çıkabilir mi?"
İşte Çetin'in, başka bir yöneticide görmediğim yaratıcı tarafı buydu.
Aslında haber konuları toplantılarda tartışılır. Muhabirler habere yöneltilir. Topladıkları bilgiler daha deneyimli yöneticilerle değerlendirilir. Önemli yönleri çeşitli kademelerden geçerek olgunlaşır. Yayımlandığı gazetenin mesleki başarısının çekirdeğini oluşturacak şekli alır.
Bu oluşum büyük ve yetenekli bir kadro işidir.
İşte Çetin Emeç çalıştığı gazetelerde, sözünü ettiğim yeteneğiyle, gerektiğinde kadrolarının önüne geçerek onlara alışılmamış dinamizm sağlamıştır.
Çekirdekten yetişmiş, meslekle ilgili çeşitli yeteneklere sahip olduğunu birlikte çalışarak gözlemlediğim Çetin'in özelliklerini en iyi değerlendiren herhalde ona çeşitli alanlarda çalışma olanağı sağlayan Erol Simavi olmuştur.
Çetin, Hürriyet'teki son görevinde yazdığı köşe yazılarıyla, o günlerin çok önemli sorunlarına dikkat çekmiş, sanıyorum o yazılar incelendiğinde görüleceği gibi, basit tetikçilerin ardındaki terör örgütünün böylece hedefi olmuştur.
Çetin'i bir defa daha, rahmetle anıyorum.