MGSB çatlağı

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) konusunda AKP iktidarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri arasında görüş ayrılıkları olması bekleniyordu. Görüş ayrılığı sivillerle askerlerin iç ve dış tehdit unsurları hakkındaki farklı değerlendirmelerinden ileri geliyordu.

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) konusunda AKP iktidarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri arasında görüş ayrılıkları olması bekleniyordu. Görüş ayrılığı sivillerle askerlerin iç ve dış tehdit unsurları hakkındaki farklı değerlendirmelerinden ileri geliyordu.
Bu farklılık, belgeyi hazırlayan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'nin bir sivil oluşuyla da vurgulandığında, ortaya daha açık çıktı.
Belge son MGK toplantısında, çeşitli sebeplerden dolayı, irdelenemeden, görüşülmesi ertelendi.
Belge ile ilgili olarak tarafların, neredeyse tüm yaklaşımlarını, Cumhuriyet gazetesinin askerlerle ilgili sağlam kaynaklara sahip olduğu bilinen Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay açıkladı.
Görüş ayrılıkları dolayısıyla MGK toplantısından önce Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök arasındaki mutabakatla, Cumhurbaşkanı Sezer'den erteleme istendiği anlaşıldı.
Bugüne kadar askerin güvenlikle ilgili kaygısı temelde iki noktada toplanır. Dış tehdidin Yunanistan'dan geldiği, iç tehdidin ise irtica ve bölücülük kaynaklı olduğu düşünülür.
Kabaca ele alındığında; Yunanistan tehdidi Ege'de kara ve hava sahasını genişletme hevesini muhafaza etmesiyle ilgilidir. Yunanistan bu tehdidi muhafaza ettikçe Türkiye de kamuoyuna pek yansıtılmayan bir yaklaşımla buna öncelik verir.
Asıl AKP ile sürtüşme konusu Türk Silahlı Kuvvetleri'ne Anayasa ve diğer yasalarla verilmiş olan mevcut rejimin korunması hususlarıyla ilgilidir.
Başbakan Erdoğan'ın yakın geçmişte, Erbakan'ın iktidar ortaklıkları sırasında, köktendinci taraftarlarını memnun etmek için zaman zaman gündeme getirdiği konuların ülkeye nelere mal olduğunu bildiği varsayılır. Bundan dolayı da üçüncü yılını doldurmakta olan iktidarı sırasında, bu konulara pek girmediği ya da girişinin hatalı olduğunu anladığında adımını geri aldığı düşünülür.
Bu konuda eğer korkulan kriz yaratıcı itibar kayıplarına uğramamışsa, bunda Hilmi Paşa'nın üslubunun ve kişiliğinin rol oynadığı söylenebilir.
Şimdi AKP içinde değişen durumun Erdoğan'ı kimi konuda, yapılabilir sandığı hususlarda 'bir şeyler' yapmaya zorladığı söylenebilir.
İşte MGSB konusundaki çatlağın da bu durumla ilgili olduğu söylenebilir.
Türk kurmayları Yunanistan'ın tutumunda gördükleri potansiyel tehdidin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olması halinde ortadan kalkabileceğini değerlendiriyorlar. Yunanistan da bunu bildiğinden Türkiye'nin AB ortaklığını destekliyor.
Ama irtica ve bölücülüğün yarattığı tehdit potansiyeli konusunda politikacılar hep kendi siyasi çıkarlarını ön plana alma eğiliminde olmuşlardır. Çünkü kimi taraftar kitlelerinin din ile ilgili isteklerine ılımlı yaklaşımla, Güneydoğu'da PKK terörüne karşı fazla tepki gösterilmemesinin kendilerine oy kazandıracağı düşünceleri pek bilinmeyen hususlar değildir.
Bu kaygıların bir kısmından şimdi ana muhalefet partisi CHP'nin kendini kurtarmakta olduğu görülüyor.
Ama bölgedeki AKP eğilimli yönetimin yaklaşımından duyulan kaygıların ortadan kalktığı görülmüyor.
MGSB konusundaki çatlağın çok boyutlu olduğu, herhalde Başbakan ile yapılan beş saat süren toplantının temel sebeplerinden birini oluşturduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır.
Bugünlerde Ankara'da, siyasi iktidarın başrolü oynadığı gelişmelere bakanlardan karamsarlığa kapılanların çoğalmakta olduğunu görüyorum.
Bu havanın yayılmasının başlıca sebeplerinden birinin, iktidar oyununda rol alan taraflardan siyasi olmayanının kullandığı üslup olduğunu düşünüyorum.
Ama, ne olursa olsun,iki tarafı da memnun edebilecek bu yöntemin giderek ortamın daha gerginleşmesini önleyemeyeceğini de düşünüyorum.
Tabii AKP lider kadrosu olasılıkları iyi değerlendiremezse.