Milli Savunma önde

Belek'te 15'incisi yapılan 'Uluslararası Antalya Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nda ilk gün Genelkurmay bir adım geriye çekildi. Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bir adım öne çıktı.

Belek'te 15'incisi yapılan 'Uluslararası Antalya Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nda ilk gün Genelkurmay bir adım geriye çekildi. Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bir adım öne çıktı. Böylece Avrupa Birliği'nin bir isteğine uygun olarak, MSB'nin görev alanı vurgulanmış görüntüsü verildi.
Türkiye'nin güvenlikle ilgili, konferans çerçevesi içindeki yaklaşımları için dört kurum arasında işbölümü yapılmış olmalı. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanlığı, MSB ve Dışişleri Bakanlığı sözcüleri konuya değişik yönlerden yaklaştılar. Protokol bakımından değil, ama içerik yönünden en geniş yaklaşımı Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül yaptı. Sekiz sayfalık İngilizce konuşmada Türkiye'nin NATO ile ilişkili konumunu irdeledi.
Cumhurbaşkanı Sezer adına Dışişleri Danışmanı Büyükelçi Sermet Atacanlı, Atatürk'ün dış politikaya koyduğu 'Yurtta barış, dünyada barış' deyişini unutmadan, bu alandaki genel ilkeleri hatırlattı.
Asker-sivil işwbölümündeki ilginç düzenleme daha ziyade Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile Genelkurmay Başkanlığı adına konuşan Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı Hava Korgeneral Aydoğan Babaoğlu'nun yaklaşımlarında ortaya çıktı.
Vecdi Gönül daha önceleri askerlerin konuşmalarında vurguladıkları birçok hususu kendi gündemine almıştı. Bunu yapmakla 'Bu konulara Genelkurmay değil, MSB sahip çıkmalıdır' diyen AB ülkelerine adeta yanıt veriyordu.
Aydoğan Paşa'nın dokunmadığı askeri-siyasi sayılabilecek hususların hemen hepsi Bakan'ın konuşmasında vardı. Adeta MSB kendisine, AB ülkelerindekine benzer, yeni bir görev çerçevesi çizmiş, Genelkurmay'ın daha ziyade NATO ile çok sınırlı bir teknik çerçevede kalmasını sağlamıştı.
NATO bağlamında güvenlik konularının diğer genel sahibi Dışişleri Bakanlığı adına konuşan, Müsteşar Siyasi İşler Yardımcısı Büyükelçi Nabi Şensoy'un işi ise, görevin bir kısmı MSB tarafından alınınca, bir bakıma kolaylaşmıştı.
Türkiye'nin Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya'nın NATO'ya katılmasını arzu ettiği sık ifade edildi. Bosna-Hersek ile Sırbistan ve Karadağ'ın ancak 'Barış İçin Ortaklık' programına katılmaları öneriliyor. Asker ise Ukrayna ve Kafkas ülkelerinin de NATO üyeliğinden yana.
Konferansın ilk gününde Türkiye'nin askeri ve sivil kurumlarının sergiledikleri bir ortak yaklaşım ise, daha öncekilerden farklı olarak, terörizm konusuna ve Türkiye'nin güvenlik alanındaki yerinin önemine pek vurgu yapmamaları oldu.
Bir zamanlar NATO üyesi Türkiye'yi tamamen dışlayan AB'nin oluşturmak istediği Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası (ASGP) dolayısıyla ortaya çıkmış gerginlikten artık iz kalmamış görülüyor. Aydoğan Paşa konuşmasında AB'nin AGSP yoluyla belli başlı bir savunma unsuru ve güvenlik konusunda NATO'nun temel ortağı haline gelmekte olduğunu belirtti.
Bugün Avrupa'ya doğrudan bir tehdit olmadığına göre, sınırların savunulmasına dayalı bir güvenlik anlayışı da geçerliliğini yitirmiş gibi. Asker bu güvenlik havasının muhafaza edilmesini artık ülkelerin demokratlaştırılması ve ekonomik bakımdan geliştirilmesine bağlı olduğunu düşünüyor.
* * *
SPOR NOTU: Galiba sporda başarıyı çok çabuk kimi sporcuya yakıştırıyoruz. Başarıların devamlı hale gelmesini bekleyemeden karar veriyoruz. Kimi zaman tersi de oluyor. Kimi sporcuya başarısızlığı bir türlü yükleyemiyor, başarılı olduğu dönemi bir türlü akıldan çıkaramıyoruz. Galatasaray'ın son maçında bunun olumsuz iki örneğini gördük. Hasan Şaş hâlâ Brezilya'ya attığı golün kredisini kullanır gibiydi. Ribery ise çok hata yapmasına karşın hâlâ geldiğinden bu yana aldığı iyi notların korumasında görünüyordu. Herhalde Hagi de bu görüntüler etkisinde kalıp değişikliği çok geç yaptı. Netice, (galiba) Galatasaray'ın kazanabileceği maçta iki puan kaybetmesiyle noktalandı.