MİT-TSK ve Öcalan

Oldum olası Türkiye'de karşı karşıya olduğumuz sorunların, dünyanın diğer köşelerindeki benzerlerini izlemeye çalışırım. 'Orada neler oluyor, bizde neler oluyor' sorularının yanıtlarından dersler çıkabilir mi diye bakarım.

Oldum olası Türkiye'de karşı karşıya olduğumuz sorunların, dünyanın diğer köşelerindeki benzerlerini izlemeye çalışırım. 'Orada neler oluyor, bizde neler oluyor' sorularının yanıtlarından dersler çıkabilir mi diye bakarım. 1984'ten bu yana süren PKK sorunu da bu araştırma konularının başında gelir.
1992 Eylülü'nde Peru'nun başkenti Lima'da, bu ülkenin PKK'sı olan 'Sendero Luminoso' SL (Parlak Yol) lideri profesör Abimael Guzman yakalandığında, ilk defa Öcalan'ın neden yakalanamadığını düşünmüştüm.
Aradan tam yedi yıl geçtikten sonra, 1999'da Öcalan da yakalandı. Türkiye'ye getirildi. Guzman'a orada uygulanan benzer bir muhakemeden sonra, bir özel cezaevine konuldu. Orada, nasıl SL terör faaliyetleri durduysa, bizde de PKK'nın terörü durdu.
Peru'da Guzman devlet güçleriyle işbirliği yaparak, karşılığında cezaevindeki yaşam koşullarının iyileşmesini sağlıyordu.
International Herald Tribune gazetesinin 1993 Ekim 23-24 ve Kasım 30 tarihli sayılarında Guzman-Peru anlaşmasının ayrıntıları yayımlandı. Son derece katı bir gözetim koşulları, ancak Guzman'ın, o zaman 15-20 bin civarında olduğu düşünülen SL militanının terör faaliyetini durdurmasıyla, iyileştirilmişti.
1999'da Öcalan'ın cezaevindeki durumunu, Peru'da uygulanması sürdürülen rejim ışığında izlemeye çalıştım. Türkiye'nin Öcalan ile ilgili olan güvenlik görevlilerinin de, en azından benim gibi bir meraklı gazeteci düzeyinde olup bitenleri değerlendirdiklerini düşündüm. Gelişmeleri bu varsayımdan hareketle değerlendirdim, yorumladım.
Yorumlarım daha ziyade eleştirel oldu. Türkiye'nin Peru'dan ders almamasının nedenlerini hiç anlayamadım.
Şimdi bakıyorum Milli İstihbarat Teşkilatı'na müsteşar olan, eski müsteşar yardımcısı, o zaman Öcalan'ı cezaevinde görmüş. Anlaşılan MİT ziyaretleri de bir dönem sürmüş. Sonra askerlerin karşı koymasıyla bu temaslara son verilmiş.
Bir dönem, neredeyse her hafta Öcalan'ın cezaevinden verdiği demeçleri ve yazdığı makaleler basında yer alırdı. İzleyemediğim PKK yayın organlarının Öcalan değerlendirmeleriyle dolu olduğu söylenirdi.
Bunların Öcalan'dan sağlanan neyin karşılığı olduğunu hep merak etmişimdir.
Peru'da Guzman'ın yakalanmasından devlet, terörün durdurulması, SL'nin pasifize edilmesi alanlarında çok yararlandı. Daha sonra gene önemli gelişmeler ortaya çıktı. Peru yüksek mahkemesi Guzman'a ömür boyu mahkûmiyet cezası veren, sıra dışı mahkemenin kararını iptal etti. Ama normal mahkemede yinelenen muhakeme, hem ülkede yeni rahatsızlıklara yol açtı hem de Guzman ve taraftarları durumun değişmeyeceğini düşündüler.
Türkiye'de kamuoyu, PKK ile mücadele konusunda devletin, çeşitli ilgili birimleriyle, nasıl mücadelesini sürdürdüğü konusunda aydınlatılmıyor. Her şey sanki sır perdesi ardında. Medya da konuya sadece sansasyonel ayrıntılar ortaya çıktığında ilgi gösteriyor. Ne Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İletişim Dairesi ne de İçişleri Bakanlığı olup bitenleri anlamlı kılacak bilgilendirmeye yanaşmıyor. Hemen her şey gizli. Bundan dolayı da, MİT, Peru'da olduğu gibi, bir süre Öcalan ile ilgilenmiş, onu hücresinde görmüş, haberi duyulunca, 'Herhalde yararlı adımlar atılmıştır' diyorsunuz. Adımların ne olduğunu bilmeseniz de...
* * *
KİTAP NOTU: 'Bor Kapanı', yazan Hasan Çetin. E Yayınları. 'Suudi Arabistan'ın petrolü, Türkiye'nin bor'u. Bor stratejik madendir, bor yakıtı ile çalışan araba, kanser tedavisi.. menopoz.. ABD işgali.. IMF borçları' kitap kapağında yer alan başlıklar. Bir de 'İlhan Selçuk önsözüyle' yazısı. 283 sayfalık kitapta bor ile ilgili çok şey var ama asıl 'Türkye'nin bor'u kapana nasıl sıkıştı?' başlığı altındaki 110 sayfalık bölüm sorunu ortaya koyuyor. Bu değerli madenin özelleştirilmesi sürecinde olup bitenler de geniş boyutta irdeleniyor. Hasan Çetin, Yankı dergisinde birlikte çalıştığımız meslektaşlardan. Maliye kökenli Mülkiye mezunu.