Rahat rahatsız mı ediyor?

İşaretler laikliğin Anayasa'ya girişinin 68'inci yıldönümü kutlanırken belirdi. Cumhurbaşkanı içeriğiyle konunun önemli boyutlarını kapsayan bir demeç yayımladı.

İşaretler laikliğin Anayasa'ya girişinin 68'inci yıldönümü kutlanırken belirdi. Cumhurbaşkanı içeriğiyle konunun önemli boyutlarını kapsayan bir demeç yayımladı. Demokrasinin olmazsa olmaz prensibi olduğunu vurguladı. "Evrensel anlamı bir yaşam biçimi olmasında yatmaktadır" dedi.
"Laiklik aynı zamanda toplumdaki kimi farklılıklardan kaynaklanan karşıtlık ve çatışmaları da önleyen toplumlara barış ve hoşgörü ortamında yaşama olanağını tanıyan etkili ve olumlu bir yöntem olarak kendini göstermektedir" değerlendirmesini de galiba özellikle yaptı. Çünkü ülkede rahat ancak bu temel prensip geçerli olduğunda sağlanıyordu.
Dini siyasette kullanmak isteyenler kesiminden geldiği düşünülen AKP iktidarında, ülke çapındaki huzur havası, bu kurala uyulduğu kanısı yaratıldığında, hissedilmişti.
Başbakan Erdoğan hafta sonunda konuyla ilgili birbiriyle çelişen iki konuşma yaptı. Bunlardan biri ülkeyi ziyaret eden Fransa Meclis Başkanı Debre'nin laiklik konusunda Türkiye'ye yönelik kaygı ifade eden sözlerine "Laikliği biz sizden aldık, ama şimdi sizden öndeyiz" yanıtı vermesiydi. Diğeri ise hemen aynı zamanda Almanya'nın Welt am Sonntag gazetesinde yayımlanan sözleriydi. "Türkiye'nin vatandaşlarına dini özgürlük sağlaması için üniversitelerdeki türban yasağını kaldırma çalışmaları yaptıklarını" söylüyor, bu sırada kızının türban takması hakkında "Kuran'da bir kadının başörtüsü takması hükmü var" diye ekliyordu.
"Demokratik bir ülke dini özgürlükleri garanti altına almalıdır. Buna.. dini düşüncelerini sembollerle ifade etme hakkı da dahildir."
Erdoğan'ın iki yaklaşımının ortaya koyduğu çelişki içerisinde, Başbakan'ın daha önce de sergilediği, kimi uyarılardan sonra geri alma sağduyusunu gösterdiği yaklaşımları hatırlamamak olası değil.
Debre'ye söyledikleri ile türban hakkında düşündükleri ya Fransa'daki uygulamalardan haberi olmadığını gösteriyor ya da çeşitli yasa ve mahkeme kararlarına karşın kamu alanlarında türban uygulamasının boyutları hakkında yeterli bilgiye sahip değil.
Yakın geçmişin bunca ilgili olaylarına karşın hâlâ Türkiye'nin vatandaşlarına "daha fazla dini özgürlük sağlaması için" kamu alanlarında türban yasağının kaldırılmasına çalışıldığını söylemenin ne işe yarayacağını anlamak zor.
Cumhurbaşkanı Sezer,tartışılmaz hukuk geçmişiyle "Siyasi iktidarın düzenlenişinde dinsel inanç ve kurallar belirleyici olmamalı, siyasi iktidar modeli, dinsel öğretilerden bağımsız biçimde oluşturulmalı ve uygulanmalıdır" diyor.
Tam bu sırada Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, bir mahkemenin laiklikle ilgili bir mahkûmiyet kararını (13 oya karşı 14 oyla) bozması sırasında ortaya koyduğu yaklaşım kaygı ve tartışma yarattı.
Kurul'un gerekçeleri ve kararı basını ikiye böldü. Dinci ve sağ basın bu durumu çok olumlu bir gelişme olarak yorumlarken, Hürriyet'in başyazarı Oktay Ekşi "Yargıtay kimden yana?" diye sormaktan kendini alamadı.
Cumhuriyet'in vazgeçilmesi mümkün olmayan temel prensiplerin savunucusu olduğu varsayılan Yargıtay'ın yadırganan ve tepkilere yol açan yaklaşımı 'Laiklik dinsizliktir' demenin suç sayılmaması değildi.
Çok tartışmalı bir çoğunluk ile alınan karar içeriğine yerleştirilen felsefe ifadesi idi. Bunun karara olumlu oy veren bir kesim Yargıtay üyesini de rahatsız ettiği anlaşılıyordu.
Yoksa ülkede gelişmekte olan fikir hürriyetinin tescilinden tedirgin olmaya gerek yoktu.
Üzerinde durulması gereken nokta, Yargıtay kararından ziyade Başbakan'ın şimdiye kadar denenmiş ama ülkeye huzur getirmemiş yaklaşımları değil midir?
***
SPOR NOTU - Futbol maçlarındaki çirkin olayları kontrol altına almakta yardımcı olacağı sanılan 'Lütfen' kelimesi etrafında şekillendirilerek medyada yayımlanan sözlerden bir şey anlayan varsa bize de anlatsa. Futbol Federasyonu'nun yaklaşımı komik bile olamayacak kadar anlamsız.