Sevilen zorlanıyor

Yarım asırlık mesleki gözlemin neticesi; toplumun büyük kesiminin askere, şimdi de askerle birlikte Cumhurbaşkanı'na en üst düzeyde güvendiğini görüyorum.

Yarım asırlık mesleki gözlemin neticesi; toplumun büyük kesiminin askere, şimdi de askerle birlikte Cumhurbaşkanı'na en üst düzeyde güvendiğini görüyorum.
Mevcut anayasal rejimi laik ve demokratik temel unsurlarıyla, ülke ve ulus bütünlüğüyle muhafaza etmeleri için.
Ama kimi çevreler ve kimi meslektaş, okurları bu iki güvence kaynağı ile ilgili yanıltıyor. Ya da onların temsil ettikleri gücü değerlendiremiyorlar.
Özellikle askeri temsil eden Genelkurmay Başkanı'nın kimi tutum ve ifadeleri ya bilgisizlikten ya da art niyetten kaynaklanan yanlış yorumlara sebep oluyor.
Bu yolla halkın çok büyük kesiminin güvendiği asker yıpratılmak isteniyor.
Buna son günlerde, askeri çevredeki suiistimal iddiaları ve bunlardan yargıya yansıyanlar vesilesiyle vurgulamalar olduğunu gördük.
Genelkurmay Başkanı'nın olup bitenler karşısındaki, kendine özgü üslubuyla takındığı tavrın kötüye kullanıldığına şahit olduk.
Ona askerin geleneksel yaklaşımları dışında eğilimler atfedildiği de oldu.
Avrupa Birliği konusunda askerin takındığı tavrı da yanlış yorumladılar.
Böylece, bu yanlışlıkları üsluplarının ayrılmaz parçası haline getirenler toplumun askere güvenen çok büyük kesimini kuşkulandırırken, asker arasında da tedirginlik yarattıklarını fark etmez göründüler.
Buyurun bütün bunlara Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, alışılmış diplomatik üslubunu bir yana bırakarak, yeni yıl mesajında, herkesin anlayabileceği şekilde yanıt verdi.
İşte AB ile ilgili değerlendirmesi:
"... AB üyeliğini Ulu Önder Atatürk'ün bizlere vermiş olduğu 'Türkiye'yi çağdaş uygarlığın ilerisine taşıma hedefi' için önemli bir araç görmekteyiz. Ancak, AP ile müzakere sürecinde ulusal değer ve çıkarlarımızın da tam bir kararlılıkla korunmasının önemine inanmaktayız. Bu bağlamda, AB'nin bize sağlayacağı yararlar kadar Türkiye'nin üyeliğinin AB'yi küresel bir güç olmaya taşıyacağı da unutulmamalıdır."
İşte irtica, bölücülük ve son günlerde medyada sergilenen havaya tepkisi:
"... irtica ve bölücü unsurlarla mücadele Türk Silahlı Kuvvetleri'nin daima öncelikli konuları olmaya devam edecektir. Özellikle, son dönemde bölücü örgüt ve onun paralelinde hareket edenler, ülkenin bölünmez bütünlüğü için verilen mücadeleye 'katliam', 'yargısız infaz' ve 'toplu mezar' gibi söylemlerle gölge düşürmeye, güvenlik güçlerini ve mensuplarını ismen teşhir ederek bir nevi yargısız infaz yapmaya gayret göstermektedirler.. haksız kampanyaya karşı bütün kesimleri uyanık olmaya ve üzerlerine düşeni yapmaya davet ediyorum."
Dokunulmazlıkların ardına sığınarak türlü suçlama karşısında suskun olan onlarca milletvekili karşısında askeri kesim içindeki iddialara ne kadar
hassas oldukları bilinen komutan bir kere daha uyarıyor:
"... yargıya intikal eden olaylar bahane edilerek yetkisiz kişi
ve kurumların kendilerini yargıçların yerine koyarak kişiler hakkında hükme varması hukuka uymadığı gibi, ahlaki davranış da değildir.. bu süreci fırsat bilerek, gereksiz yere seçkin kişileri ve bunların mensup oldukları kurumu yıpratmaya çalışmak son derece yanlış ve iyi niyetli olmayan davranış şeklidir. Ne soruşturma açılması ne de soruşturma sonrası iddianame hazırlayarak dava açılması kişilerin suçlu olduğunu ifade etmez.. evrensel hukuk değerine riayet etmeyenler elbet bunun hesabını vermekle mükelleftirler."
Sadece Ankara'da değil, ülkenin nabzının attığı bilinen başka köşelerde de kasıtlı ve hatalı yaklaşımların yarattığı gerginliği Hilmi Paşa'nın açık uyarılarının yatıştıracağı söylenebilir.
Bu yaklaşımın daha etkili olması içinse, AB yolunda kışlasına çekilmiş, ama kendisine tarih ve anayasa içinde rol verilmiş kimselerin, suret-i haktan görünerek, tahrik edilmemesinde yarar vardır.
Bu son derece zor dönemde hem demokratik rejimin sarsıntıya uğramaması için tüm dikkatleri gösteren, hem de komutasındaki camiayı tarihi ve anayasal misyonu içinde toplumun saygı ve güvenine layık tutması gereken komutanlara yardımcı olmak gerekir. Ne yazık ki, bunu yapması gerekenler bilgi eksikliğiyle, biraz da kişisel duygular etkisinden hatalı davranmaktadırlar.
***
MEDYA NOTU: Gazi Üniversitesi'nin 69 üniversitede 3 bin 412 öğretim üyesiyle görüşüp yaptığı ankette ordunun yüzde 45 ile en güvenilir kurum olduğu ortaya çıktı.