Sezer-üniversite-yargı

Gittikçe Ankara'da gündeme daha fazla giren, bundan dolayı da kaygı uyandıran bir husus var. 'AKP iktidarı yavaş yavaş, geride bıraktığı, vazgeçtiği sanılan, anayasal rejimi değiştirmeye yönelik, eski söylemlerini gerçekleştirmeye çalışıyor' deniyor.

Gittikçe Ankara'da gündeme daha fazla giren, bundan dolayı da kaygı uyandıran bir husus var. 'AKP iktidarı yavaş yavaş, geride bıraktığı, vazgeçtiği sanılan, anayasal rejimi değiştirmeye yönelik, eski söylemlerini gerçekleştirmeye çalışıyor' deniyor. Buna, Batı basınında da yer alan, örnekler de gösteriliyor.
Bu hava, AKP iktidarının başından beri, kimi çevrelerin düşündükleri, 'Belki bu dönem yararlı olur. Atatürk devrimlerini, aradan 80 yıl geçmesine karşın, hâlâ özümsememiş bir vatandaş kitlesi bu iktidar sırasında kazanılır' yaklaşımını giderek geçersiz kılıyor.
Eğer bu tırmanma ülkeyi bunalıma sürüklemiyorsa bunda Başbakan Erdoğan'ın büyük rolü var. Çünkü Erdoğan, partisinden, bünyeleri gereği gelen bu gerilim yaratacak adımları, olaylar fazla tırmanmadan, durdurmasını biliyor.
Bir dizi, yanıtlanamayan hukuki soru dolayısıyla yaratılan Van olayı karşısında rektörlerin tepkisini de böyle karşıladı diye düşünmek istiyorum.
Durum öyle değilse, yaratılan havanın hassasiyetinin ne kadar önemli olduğunu eğer fark etmemişse, ülkede havanın giderek daha gerginleşmesinden korkarım.
Üniversitelerin rektörleri, Anayasa Hukuku uzmanı Yüksek Öğrenim Kurumu Başkanı Profesör Dr. Erdoğan Teziç ile geçen hafta Ankara'da toplandıklarında, Van Üniversitesi Rektörü'nün tutuklanmasını incelemiş ve hukuki rahatsızlıklarına yanıt aramışlardı.
Bir rektörün yargılanması için gerekli yasal hususlara Van savcısı uymamıştı.
İçlerinde birçok hukuk hocası bulunan heyet Van rektörüne yapılan suçlamanın yasalara göre tutuklamayı gerektirmediğini düşünüyordu. Kaçması ve delilleri değiştirmesinin söz konusu olmadığı, kendisine uygulanan davranışın 'aşağılayıcı' olduğu kanısındaydılar.
Ama bunlara yanıt alamamışlardı.
Kanımca işin önemli tarafı önceki gün basında açıklandı. Cumhurbaşkanı ilk defa Cumhuriyet Bayramı resmi kabulüne tüm rektörleri eşleriyle birlikte davet etmişti. Bu davranışıyla Sezer üniversitenin yanında olduğunu açıkça belirtmiş oluyordu.
Demokrasisi çeşitli aşamalardan geçen ülkemizde, Avrupa Birliği görüşmelerinin başladığı bugünlerde, Cumhurbaşkanı-üniversite dayanışmasını gösteren bu jestin daha fazla önem kazandığını düşünüyorum.
Van'da alınan ve hukuk çevrelerince, gerekçesi inandırıcı tarzda açıklanmadığından yadırganan tutuklama kararının bir üst mahkemede onaylanması şimdi, anayasal rejimi savunmada çok önemli konumda olan yargı üzerine dikkatlerin çevrilmesine sebep olmuştur.
Yargının üniversite gibi tepki göstermesi beklenemez. YÖK gibi bir disiplin örgütlenmesi içinde değildir. Çok geniş kadroların sadece mevcut hukuk kurallarına göre, ama kişisel değerlendirmelerle görev yapmaları beklenir.
Her kademedeki yargı mensubu değerlendirmesinde vicdanının sesi esas olmalıdır. Ama ara kademelerin aşamasında yapılacak yanlış değerlendirmelerin daha sonra üst mahkemelerce düzeltileceğinden herkesin emin olması gerekir.
Anayasa Mahkemesi eski başkanlığı ve Anayasa'da yazılı temel prensiplerin savunuculuğu konusunda şimdiye kadar gösterdiği kararlılık, Cumhurbaşkanı Sezer'e ayrı bir inandırıcılık ve ağırlık kazandırmıştır. Şimdi rektörlere yaptığı davet ile gösterdiği tavır kamuoyunda, yargı ile ilgili bir beklenti de yarattı.
Ülkede Cumhurbaşkanı ile üniversite ve yargının, Anayasal rejimin korunması konusunda, birlikte yer almaları, şimdiye kadar görülmemiş ölçüde yasal bir demokratik gücün oluştuğunu gösterecektir.
* * *
SORUMLULUK NOTU: Tutuklu Van Üniversitesi Rektörü'nü YÖK Başkanı ile birlikte ziyarete giden rektör temsilcilere cezaevi girişinde uygulanan gereksiz ve son derece çirkin kontrol yönteminden kim sorumludur? Polis mi? Jandarma mı? Yoksa bu küçük ama anlamlı işaretler daha büyük yaklaşım ayrılıklarını mı gösteriyor?