Siirt denemesi

'Başbakan'ın öncelikle vermesi gereken hesap, terörle mücadelede gelinen noktadır" değerlendirmesini muhalefet lideri kısa süre önce Güneydoğu'da sürmekte olan çatışmalarda iki asker şehit olduğunda yapmıştı.

'Başbakan'ın öncelikle vermesi gereken hesap, terörle mücadelede gelinen noktadır" değerlendirmesini muhalefet lideri kısa süre önce Güneydoğu'da sürmekte olan çatışmalarda iki asker şehit olduğunda yapmıştı. Bayram tatili sonunda da Şırnak'ta öldürülen 5 PKK militanından ikisinin gömülmesi sırasında Siirt'te polise saldırıldı. 10 polis yaralandı. Gömülme işlemi yapılamadı.
TV ekranlarına yansıyan Siirt olayı polisin, sorumluluğu altındaki kentlerde, terör olaylarına karşı ne kadar etkili olduğu sorusunu gündeme getirdi.
1984-1999 arasında polis eğitiminde sağlanan aşamalar kentte duruma polisin egemen olmasıyla neticelenmişti.
O kadar ki kentlerde güvenliği sağlayan antiterör birimleri kendilerine nokta operasyonu yapacakları görevler verildiğinde kırsalda da etkili olabiliyorlardı.
1999'dan bu yana aradan geçen altı yıl içerisinde, diğer görevliler çevresinde olduğu gibi, anlaşılan ilgili polis birimlerinin eğitiminde de gevşeme oldu.
Kentler aslında terörist hareketlerine karşı hassastır. Siirt'te olduğu gibi polis gereken önlemi önceden hesaplayıp almadığı takdirde doğacak olayların bastırılması güç olur. Nitekim orada küçük bir grup cenazelerin belediyenin gösterdiği yerde değil, başka PKK militanlarının bulunduğu mezarlıkta defnedilmesini istediğinde kendisine geniş sayılabilecek destek bulabilmiştir.
Polisin zırhlı araçlarının pencerelerine kadar yaklaşıp bunları ellerindeki taşlarla kırmaya çalışanlar gibi, mahalli görüntüde olmayan, pantolonlu kadınların taşlarla polise saldırdıkları da görülmüştür.
Yakın geçmişteki 15 yıllık deneyimin polise çok şey kazandırmış olması gerekirdi. Oysa TV ekranlarından görülenler bu konuda pek iç açıcı değildi.
Siirt'te PKK'nın polisi hazırlıksız yakalayıp, otoritesini de bir ölçüde tahrip ederek, halkla karşı karşıya getirmek istediği anlaşılıyor.
Polis olayları su ve gaz kullanarak bastırmaya çalışırken başarısız olmuş, ancak havaya ateş ederek, 10 polisin yaralanması pahasına direnişi durdurabilmiştir.
Polisin bu durumda lehine kaydedilecek husus, tüm tahriklere karşın, aşırı şiddet kullanmaması olmuştur.
Siirt olayı vali Murat Yıldırım'ın açıklamasına göre 5 kişinin (Hürriyet'e göre 100 kişinin) gözaltına alınmasıyla noktalanmış görünüyor. Oysa polise karşı saldırılara katılanlar, TV ekranlarında bile, yüzlercedir. Kimlikleri de açık seçik belli olmaktadır. Cenazeler de Siirt'te değil, yönlendirilen başka kentlerde defnedilmiştir. Olay böylece kapatılmak istenmiştir.
PKK'nın yerleşim yerlerinde uygulamak istediği yöntemler güvenlik güçlerince ayrıntılı şekilde saptanmış olduğundan, Siirt olayı sürpriz teşkil etmemiştir. Buna karşın olup bitenlerin devam süresi ve polisin gösterdiği hareket tarzı olayları izleyenlerde, göreceli, kuşku ve kaygı uyandırmıştır.
Güneydoğu henüz ülkenin diğer bölgelerinde sağlanmış olan güvenlik önlemlerinin tümüne kavuşmamış olduğu görüntüsü içindedir.
Kırsal alanda olaylar sürmekte, teröristlere ağır darbeler vurulsa da, güvenlik güçleri de kayıplar vermeye devam etmektedir.
Sayıları ne kadar olursa olsun, Kuzey Irak'taki üslerinden zaman zaman küçük gruplar halinde Türkiye'ye sızan militanların 84-99 yıllarında sağlanan ciddiyetle izlenmesi gerekir.
Bu yöntemlerin her zaman arzulandığı gibi uygulandığı söylenememektedir.
Olup bitenler seyredildiğinde ortaya 'Acaba son yıllardaki suskunluk güvenlik güçlerinin eğitim düzenlerinde bir gevşemeye mi sebep oldu?' sorusunun çıkmasına yol açmıştır.
Olayları görmezden gelmek sorunun yok olduğu anlamına gelmemektedir.
***
SPOR NOTU - Televizyonlardan yayımlanan, basketbol maçlarının değil ama, futbol karşılaşmalarının görüntü ve söz boyutları hâlâ seyredenleri rahatsız edici olma vasıflarından kurtulmuş değil. Galatasaray-Bursaspor arasında oynanan kupa maçı iki kanalda birden yayımlandı. Ama ikisinin de kamera kullanıcıları en basit kurallara uymayıp kameraları süratle bir yandan diğer yana hareket ettirdiklerinden baş döndürdüler. Maç anlatanlar ise kimi örnek almışlarsa, maça başlarken mutlaka 'Hakem, yardımcılarıyla göz göze geldi' diyorlar. Çoğunlukla bu sırada hakem başka bir şey yapıyor. Ama ne zararı var? Seyirciler zaten ne yaptığını görüyorlar. Maçın havasından, spikerin hiçbir anlamı olmayan basmakalıp sözlerinin genelde farkına bile varmıyorlar. Fark edenler de 'Maç anlatımlarının neresi düzgün ki?!' deyip geçiyorlar.