Strausz-Hupe'nin ardından

Prof. Robert Strausz-Hupe, Türkiye'ye 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden bir süre sonra tayin edilen, Başkan Reagan'ın şahsi...

Prof. Robert Strausz-Hupe, Türkiye'ye 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden bir süre sonra tayin edilen, Başkan Reagan'ın şahsi dostu, ABD Büyükelçisi idi. Geçen pazar ABD'deki evinde 98 yaşında öldü.
12 Eylül'ün yaklaştığını hisseden ABD, Ankara'ya, daha önce İstanbul'da başkonsolos,
Ankara'da müsteşar olarak görev yapmış James Spain'i büyükelçi, askerlerle iyi ilişkileri olduğu varsayılan Richard Bohm'u da ikinci adam olarak yollamıştı.
Bu ikilinin Türk-ABD ilişkilerini sivil kanallar yerine Genelkurmay'daki kimi tanıdıklarıyla yürütmeye çalışma eğilimlerinin sivil Türk makamlarda yarattığı hava, görev sürelerinin kesilmesine
yol açmıştı.
1981 ortasında Türkiye'ye gelen Strausz-Hupe,
Türkiye uzmanı gazeteci Nick Ludington'un ABD'den dostu ve kapı komşusuydu. Türkiye'ye gelirken Nick kendisine burada temas etmesi
gerekenler listesi verirken, gazeteciler
arasına beni de dahil etmişti.
Profesör ile Türkiye'den emekliye ayrıldığı
1989 yılına kadar yakın ve dürüst diplomat-gazeteci ilişkisi içinde olduk.
Şimdi Hürriyet'in Ankara temsilcisi olan Sedat Ergin, Washington'daki gazetecilik dönemi içinde, açıklanan ABD Dışişleri belgeleri arasında benimle ilgili birini bulup, her zamanki inceliğiyle, bana postalamıştı.
Belge Strausz-Hupe'nin merkeze yolladığı, 1983 seçimleri öncesi yaptığım bir değerlendirmeyle ilgiliydi. 'Hürriyet'in
Ankara Büro Şefi M.A. Kışlalı seçimi
Özal'ın muhakkak kazanacağını tahmin
ediyor' içeriğini taşıyordu.
Bu anıyı Strausz-Hupe'nin sekiz yıllık
görev süresi içinde sürdürdüğüm görüş alışverişine bir örnek olarak hatırlıyorum.
Kendisiyle muntazam yaptığımız genel durum değerlendirmelerinde önemli neticeler çıkardığım da oluyordu.
Bir ara "Başkan Reagan beni Ankara'ya yollarken, 'Türkiye'nin NATO'da kalmasını sağlamaya çalış. İlişkilerimizin uzun vadede sürmesinin çok önemli olduğunu unutma' direktifleri vermişti" deyince bir endişemi ifade etmiş:
"ABD'nin Türkiye'de demokrasiden ziyade askeri idareyi yeğlediği intibaı var. Bu
ise uzun vadede ilişkileri olumsuz
etkilemez mi?" demiştim.
Büyükelçi bu değerlendirmenin yanlış olduğunu, ABD'nin Türkiye için uzun vadede demokrasiden başka bir şey düşünmediğini belirtince; bir mülakat üzerinde anlaşmış, tamamı İngilizce olarak, o zamanlar yayımladığım haftalık Outlook'ta, Türkçesi de Yankı dergisinde yer almıştı.
Prof. Strausz-Hupe, Türk Dışişleri Bakanlığı'nın istihbarat ile ilgili bir yayınında kendisi hakkında bulduğum bir ilginç öyküyü naklettiğimde çok gülmüştü. Öykü kendisinin 2. Dünya Savaşı sırasında Japonya için çok önemli olan bir stratejik hammaddenin üretildiği Pasifik Adası'nı saptamasının, askeri alanda, ABD'nin ne kadar işine yaramış oluşuyla ilgiliydi.
En önemli eseri sayılan 'Geopolitics;
The Struggle for Space and Power' da
2. Dünya Savaşı'na ABD'nin katıldığı günlerde yayımlanmış ve benzerleri arasında, en fazla satan kitap olmuştu.
Değerli bilim adamını, Philadelphia'daki çiftliğine çekildikten sonra, birkaç yıl
önce, komşusu Nick Ludington ile birlikte ziyaret ettim.
Her zaman olduğu gibi bir kitap üzerinde çalışıyor, itibarlı Foreign Policy Research Institute'e katkılarda bulunuyor, makaleler yazıyordu. "Bunu tamamladıktan sonra Türkiye hakkında da yazmak niyetindeyim" demişti. Ama bu niyetini gerçekleştiremedi. Son makalesi ise Orbis dergisinin 2002 ilkbahar sayısında yayımlandı. Terörizm hakkındaydı.
Türkiye'deki çabaları, hem Türk-ABD ilişkilerine, hem de Türk demokrasisine
katkı sağlamış, Türkiye'den bir Türk dostu olarak ayrılmıştı.
* * *
SSK NOTU: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'ın 'Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı'yken imzasıyla verdiği '1977-1978 Yılın Gazetecisi' belgesini çalışma odasının duvarında muhafaza eden bir gazeteci şimdi bakanın faaliyetlerini dikkatle izliyor. Son dönemde SSK'nın Yenişehir Dispanseri'ne her iki ayda bir 'raporlu hasta' olarak uğrayıp ilaç aldığında havanın değişmekte olduğunu fark ediyor. Geniş bir sigortalı hasta kitlesine hizmet veren dispanserin önce 11 gişeli eczanesinde yedi gişenin çalışmadığını fark ediyor. Sonra da bulunmayan ilaç adedinin arttığını görüyor. Görevlilerle konuşunca; eczacı kadrolarının kesilip sadece dörde indirildiğini, ilaç olanaklarının gerilemekte olduğunu öğreniyor.