Tehdidi kim değerlendirecek?

Türkiye aylardır, oldukça yapay bir siyasi dönemi yaşıyor.</br>TBMM'de rahat çoğunluğa dayalı hükümet planlı şekilde istikrarsızlığa itildi.

Türkiye aylardır, oldukça yapay bir siyasi dönemi yaşıyor.
TBMM'de rahat çoğunluğa dayalı hükümet planlı şekilde istikrarsızlığa itildi. Oysa içinde bulunulan iç ve dış yaşamsal sorunlar ülkenin güçlü bir hükümetçe yönetilmesini gerektiriyordu.
İç sorunları bir yana bırakalım ama dış ile ilgili olanlar 'Cumhuriyet' için çeşitli tehdit unsurları taşıyor.
Bunların üstesinden nasıl gelinecek?
Bu tehditleri kim ve nasıl değerlendirecek?
Türkiye'nin -kimi eksikleri olsa da- Batı örneği bir demokrasiyle yönetildiğini düşünüyorum.
Ülkenin kilit kurumlarından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri, yasalarda belirtildiği gibi, TBMM ve hükümete bağlı olarak işlevini yerine getiriyor.
Bugünkü, güvenlikle ilgili sorunlar karşısında üzerine düşen görevi yapabilmesi öncelikle sivil iktidar sahiplerinin kendi üzerlerine düşeni yapmalarına bağlı.
Yani Türkiye'ye yönelik tehdit ya da tehditlerin değerlendirmesini yapıp TSK'ya görev vermeliler ki, TSK da siyasi karara göre gereken hazırlıkları gerçekleştirsin.
En ilkel siyasi ayak oyunlarıyla meşbu TBMM büyük çoğunluğunun ilgilenmediği konuların başında 'tehdit değerlendirmesi' geliyor.
Ortada irdelenmesi gereken hedefler var. Bunların hangisi seçilecek? TSK bunlardan hangisine göre önlem alıp, hangi hazırlıkları yapacak?
Önemli sorunların başında ABD'nin olası Irak müdahalesinin doğuracağı neticeler geliyor.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın ziyaret ettiği bölgede söylediği tek cümle üzerinde durmak gerek.
Komutan, "Milletimizin verdiği görevi yerine getiririz" diyor. Ayrıntıya girmiyor.
TSK, daima -hükümetlerin değil- TBMM'de temsil edilen milletin emrinde olduğunu vurgular.
Şimdi anlaşıldığı kadarıyla TBMM adına kendilerine 'Durum gereği ne gibi önlemler alınması gerekiyorsa alın. Hazırlıkları yapın' deniyor.
Bu da TSK'nın işini, hedeflerini alabildiğine genişletiyor.
Tabii ortada belirgin sorunlar ve bunlar için alınması gereken belirgin önlemler var.
Bu noktalarda tereddüt yok.
Türkiye'nin en büyük kaygısı ABD müdahalesi sonrasında Bağdat yönetimi çöker ve toprak bütünlüğü tehlikeye girerse ortaya çıkacak
durumla ilgili.
Kuzey Irak'taki Kürt birimleri kendilerine bir bölgeyi ayırmış görünüyorlar. Türkiye de böylesine bir oluşumu kabul etmeyeceğini hep söylüyor.
O halde Bağdat çökerse K. Irak'taki söz konusu bölgeye TSK nasıl yaklaşacak?
PKK'ya karşı sürdürülen mücadele sırasında yapılan harekât sonucu artık K. Irak, Türkiye için hiç yabancı toprak değil. O mücadele sırasında oluşan TSK konuşlanması gerektiğinde bir operasyon için fazla gözle görülür takviyeye lüzum göstermeyecek düzeylerde.
Aytaç paşa, gerek ordu komutanlığı gerek Jandarma Genel Komutanlığı sırasında çok iyi tanıma fırsatı bulduğu bölgede, adeta bir askeri deyimle 'Bayrak göstermek' için geziyor.
Türkiye sürekli olarak ABD'ye soruyor:
"Bağdat rejimi çökerse Irak'ta ne olacak?"
Diğer taraftan da gerektiğinde gerekli kararlılık işaretleri veriyor. "Bir Kürt devletinin kurulmasına asla izin vermeyiz" diyor.
Ne bu konularda ABD'den alınan yanıtlar ne de bölgedeki Kürt aşiretlerinden alınan izahat Türkiye'yi inandırıcı düzeyde değil. Kimin
kime ne amaçla ne söylediğini izlemek bile bu günlerde ciddi bir sorun oluşturuyor.
Bu ülkenin yaşamsal güvenliğiyle ilgili gelişmeler karşısında şu medyanın haline bakınız.
Nerede ülkenin her şeyine olduğu gibi güvenliğine de sahip çıkması gereken sözde devlet adamları?..
Siyaset alanındaki ibret-i âlem gelişmeler, bizim İsmet Berkan ile Radikal'in dahil olduğu 'Simge Yayın Grubu'nun Başkanı ve Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz'ın bile umutlarını tüketiyor.