Tehdit değerlendirmesi

'Milli Güvenlik Siyaset Belgesi' (MGSB) yeniden hazırlanırken Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehdidi kim değerlendirecek? Askerler mi? Siviller mi? Siviller değerlendirecekse, hangi bilgilerle?

'Milli Güvenlik Siyaset Belgesi' (MGSB) yeniden hazırlanırken Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehdidi kim değerlendirecek? Askerler mi? Siviller mi? Siviller değerlendirecekse, hangi bilgilerle?
Hangi alanlara öncelik vererek?
Konunun yıllardır sahibi olan askerlerin yaklaşımlarında değişiklik var mı?
Emekli tuğgeneral Nejat Eslen'in geçen gün Radikal'de bu konuda yayımlanan yazısına bakarsanız yeni MGSB belgesinin kalın bir cilt olması gerek.
AKP siyasi iktidarına yakın kimilerine göre, MGSB kısa tutulacak.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün bir ara dediği (ama sözlerinin daha sonra yanlış anlaşıldığı belirtildi) gibi 'Türkiye'ye artık dış tehdit yok' ise, MGSB neredeyse sadece 'iç tehdit' oluşturan konularla sınırlı kalacak.
İrtica ve bölücülük üzerinde durulacak.
Askerler kendilerini-misyonlarını doğrudan ilgilendiren bu konuda hassaslar.
Her ülke ekonomik, sosyal, siyasi çıkarlarını tehdit edebilecek olasılıklara karşı önlem alma durumunda.
Eski Kara Kuvvetleri ve Jandarma Komutanı emekli orgeneral Aytaç Yalman şimdi rahat rahat bu tehdit unsurlarını sayıyor. 'Mikro milliyetçilik, bölücülük, ırkçılık, radikal dincilik, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, yasadışı göç, uyuşturucu trafiği ve insan ticareti...'
Genelkurmay açıklamalarında vurgulama, dışta sorun çıkarmamak için olsa gerek, daha ziyade içteki 'irtica ve bölücülük' konularına yapılıyor.
Üniformasını çıkarmış olduğu için Aytaç Paşa daha rahat... Dış tehdit konusunda, Türkiye'nin komşularıyla problemlerinin halen devam ettiği düşüncesinde. Bu alanda Yunanistan yalnız değil. Ermenistan ile ilişkilerin her an krize dönüşebileceğini, Irak'taki gelişmelerin bir Kürt devletine doğru gidebileceğini, İran ve Suriye ile ilişkilerin de 'kırılganlıklarını' muhafaza ettiğini ifade ediyor.
İçerideki bölücü ve yıkıcı terörist faaliyetlerinin daha '15-20 yıl' devam edeceği konusunda, "Türkiye'de terörün yeniden güvenliği tehdit edecek boyutlara ulaşmayacağını kimse garanti edemez" diyor.
"Zira teröre neden olan faktörlerin bu süreçte tamamen ortadan kaldırılmasını beklemek fazla iyimserlik olur. Bu faktörlerin başında zayıf ekonomi, fakirlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gelmektedir."
Türkiye'den geçenlerde ayrılan son ABD büyükelçisi 'Üç ve dört yıldızlı generallerle ilişkileri düzelttik' demeye devam etsin, konu kişisel ilişkiler değil. Ama ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi, Kafkaslar ve Orta Asya'daki amaçları nedeniyle Türkiye-ABD ilişkilerinin her zaman 'uyum içinde' olmayabileceğinin düşünülmediğini kim söyleyebilir? Bu konudaki yaklaşım farklılığı Genelkurmay 2. Başkanı tarafından da ifade edilmedi mi?
Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere, resmi şahsiyetlerin pek açık olmayan ifadelerle belirttikleri; Türkiye'nin çok sağlam bir orduya sahip olmasındaki gerekliliği, Aytaç Paşa açıkça söylüyor. Mevcut koşulların Türkiye'yi 'Kendi isteği veya isteği dışında silahlı güç kullanmaya götürebilir' diyor.
Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü korumak için silahlı mücadele etmesinin de gerekebileceği değerlendirmesi yapıyor. Bu konuda en ciddi tehditle ilgili olarak şunları söylüyor; "Özellikle Cumhuriyet'in ilanından bu yana devam edegelen irticai tehdit, güç ve şiddetini artırarak devam etmektedir."
ABD'den Türkiye'yi ılımlı İslam modeli göstermeye yönelik gelen yaklaşımı da tehdit unsuru sayıyor.
* * *
KİTAP NOTU: 'Siyasi Linç', yazan Hikmet Uluğbay. Ümit Yayıncılık.
2003 yılında Devlet Denetleme Kurulu ve TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, Uluğbay'ı görevini ihmalden suçlamış, araştırma komisyonu kurulmasını önermişti. Ama aradan çok zaman geçti. Komisyon kurulmayınca Hikmet Uluğbay, komisyon kurulsa onlara vereceği bilgileri bu kitapta açıkladı.