Tehditli dostluk

Nereden nereye geldik?</br>AKP iktidara geldiğinde, ABD daha milletvekili bile olmadan Erdoğan'ı Beyaz Saray'da kabul edip tam desteğini veriyordu. Şimdi meşru başbakan olarak Erdoğan'ı tehdit ediyor.

Nereden nereye geldik?
AKP iktidara geldiğinde, ABD daha milletvekili bile olmadan Erdoğan'ı Beyaz Saray'da kabul edip tam desteğini veriyordu. Şimdi meşru başbakan olarak Erdoğan'ı tehdit ediyor. Ülkede en üst noktasına doğru ilerleyen ABD düşmanlığını durdurmak için elinden geleni yapmasını söyleyip
'Yoksaaa' diyor.
Erdoğan'ın yanında yer alan bir meslektaş gelen tehdidi şöyle deşifre ediyor: "Yoksa ekonomik ambargo, faili meçhul cinayetler, PKK terörü, Irak'ın bölünmesi, Kıbrıs'ın kaybı ve destabilizasyon geleceğini söylüyorlar."
Tehdidin neden ileri geldiği hakkında ayrıntılara girmeye gerek yok, çünkü şimdi hemen her gazete bunları veriyor.
Türk-ABD ilişkilerini yarım asırdır izleyen bir gazeteci olarak, ABD'nin bölgemiz ülkelerine nasıl baktığı hakkında, ABD'nin yayımlanmış ciddi kaynaklarından hep yararlanmaya çalışmışımdır. Buna daha önce ABD'de önemli görevlerde bulunmuş kimselerin yazdıkları kitaplar da dahil.
Bu tür kimi kitapta ABD'nin Ortadoğu ülkelerinde kendi görüşlerine yatkın liderleri nasıl seçip desteklediği de anlatılır.
Bir örnek vermek gerekirse, Eisenhower Vakfı bursuyla ABD'ye 'Su işleri müdürü' olarak davet edilmiş, sonra bir ABD Başkanı ile çekilmiş fotoğrafıyla seçim kampanyası yapıp başbakan olmuş Süleyman Demirel öyküsü de vardır.
Demirel, ABD desteğiyle 'Morrison firmasının Türkiye temsilcisi' olarak başbakan olup sonra ABD kontrolünden kısmen çıkmakla başına işler açmıştır.
ABD'nin Ortadoğu'da desteklediği liderler hakkındaki uzmanlarının yayımlanmış, bugün de geçerli değerlendirmesi özetle şöyledir:
"Ortadoğu'da kendimize yakın lider ya da liderler(oligarşilerde) seçer ve destekleriz. Bunlar işbaşında, adamımız olmadan sergiledikleri yapıcı ama görüşlerimize uygun tutumla bir süre kalırlar. Ama daha sonra bizim için hoş olmayan davranışlara, iktidarda kalabilmek için, başvurmak durumunda kalırlar. Buna hazır olmamız gerekir. Dayanmak durumunda kaldığı kadrolarında bizim çıkarlarımıza karşı olan kimseler olması kaçınılmazdır. Bunların varlığını, Batı dünyası dışında, bu bölgede mücadele etmemizi gerektiren unsurlar olarak kabul etmemiz gerekir. Bunları uygulayacağımız, Çin ve Sovyetler gibi hasım ülkelerde uyguladığımızdan ve diğer müttefik ülkelerde kullandıklarımızdan farklı taktiklerle kazanmamız gerekir. Bunun adına da 'işbirliği oyunu' denir."
Bu, ABD'nin kontrolünden çıkan, başlangıçta desteklediği liderlerle ilgili değerlendirmeyi ilk defa yazıyor değilim.
Demirel'in başbakanlığı sırasında da yazdığımı hatırlıyorum.
Nitekim ABD, Kıbrıs müdahalemizden sonra, Demirel yönetimi sırasında uyguladığı 'silah ambargosu' döneminde, Demirel'in ülkedeki ABD üslerinin faaliyetlerini dondurması karşısında bile, bugün yaratmak istediği havaya başvurmamış, yukarıda uzman ifadesinde yer aldığı gibi 'Türkiye benzeri dost ülkelerde kullandığı ılımlı taktikleri' uygulamakla yetinmiştir.
Şimdi artık iyi tanıdığımız ABD yaklaşımını izlersek; bu dev müttefik devletin şikâyetçi olduğu hususların orada görevli bir meslektaş tarafından nasıl yansıtıldığını açıkça görürüz.
Bunlar, "Liderin kimi kadrolu danışmanı, kimi devlet yetkilileri, Musul'daki beş şehidin suçunu ABD ve Kürtlere 'atan' generaller, Telafer ve Felluce'deki olayları soykırım ilan eden parlamenterler, Musevilikten dönme listesi yayımlayan 'hastalıklı ruhlar, yorumcular', birçok lider ve BM Genel Sekreteri seçim neticelerinin verdiği umudu kutlarken sandığın 'gayrimeşruiyetini' ilan eden bir başbakan, Washington'ı
bilgiyle değil duyguyla eleştiren bir iktidar, bölgedeki gelişmelerin ısrarla gerisinde kalıp Hariri'nin cenazesine yetkili göndermeyecek kadar acze düşmüş bir başkent"tir.
ABD, Türkiye'de, dost ülkelerde kontrolünden çıkan iktidarlara yaptığını belirttiği, tehdit içeren ama çok fazla ileri gitmeyen usturuplu taktikleri uyguluyor. Başkan ya da bakan düzeyinde olmayan, 'tezkere reddi' sonrası olduğu gibi; bakan yardımcısı ya da müsteşarlara uyarı yaptırıyor.
***
SPOR NOTU: Doğrusu Fenerbahçe stadı ile Galatasaray stadındaki maç öncesi durumu TV'den seyrederken GS adına utanıyor, FB adına gurur duyuyorum. Ali Sami Yen'deki kargaşa-başıboşluk bir türlü temizlenmeyen merdivenler. Bütün çabalara ve eleştirilere karşın, GS'ye hiç yakışmadan süren durum. Saracoğlu'ndaki, uluslararası kurallara uygun intizam.