Tehlike işaretleri

Ülkenin ve siyasi iktidar AKP'nin yakın geleceğini tehdit eden işaretler var.</br>Kimi AKP lideri, 2002 seçimlerinde aldıkları oyların kendilerine sadece </br>ülkeyi 5 yıl yönetmek için değil...

Ülkenin ve siyasi iktidar AKP'nin yakın geleceğini tehdit eden işaretler var.
Kimi AKP lideri, 2002 seçimlerinde aldıkları oyların kendilerine sadece
ülkeyi 5 yıl yönetmek için değil, mevcut anayasal rejimi de değiştirmek için verildiği vehmine kapılıyor.
Son günlerde, önce Yüksek Öğretim Kurumu ile ilgili anayasa maddesini, sonra da daha ileri gidip, kimi yasalarıyla ilgili olumsuz karar alan Anayasa Mahkemesi ile ilgili Anayasa değişikliğine gideceklerini söylemeye başladılar.
Bugüne kadar AKP'den başka konularda benzer girişim işaretleri gelmiş, ama kamuoyunun çeşitli etkili kesiminin gösterdiği, görünen ya da görünmeyen tepki sonrası hatalı yolda ısrar edilmemişti.
Böylece havanın bozulmaması üzerine, AKP iktidarı çalışmalarına devam edebilmiş, kimi günlük konuda tepki yaratan ikincil kararlarını sürdürebilmişti.
AKP içinde bir kesim 'Seçmenlerimize vaat ettik' diyerek meşru rejimin temelini kemirecek adımlarının Cumhurbaşkanı'ndan dönmesine bir türlü alışamadı. Sezer'in veto ettiği kararları, değişikliğe uğratmadan, aynen Çankaya'ya sunmayı başarı sayıyorlar. Son olarak, çeşitli kesimlerce uzun süre eleştirilen TÜBİTAK Yasası'nda bu yöntemi uyguladılar. Ama yasa Anayasa Mahkemesi'ne gidince bu yolun da AKP için çıkmaz olduğu görüldü.
Şimdi kimi AKP lideri 'Sezer vetolarını çift dikiş ile geçeriz' derken karşılarında Sezer'i destekleyen Anayasa Mahkemesi'ni de gördüler. Şaşırdılar. Artık Anayasa Mahkemesi ile ilgili Anayasa maddelerini de değiştirmekten söz ediyorlar. 'Sonbaharda TBMM açılınca bunu yapmakta kararlıyız' diyorlar.
Yani YÖK için, Anayasa Mahkemesi için Anayasa'yı değiştireceklermiş.
İşte bu noktada durmak gerek. Çünkü AKP gerçekten şimdi söylediklerini yapmaya kalkarsa öncelikle karşısında mevcut anayasal rejime sahip çıkan kamuoyunu ve kurumları bulacak. Ülkenin havası yavaş yavaş bozulacak.
28 Şubat 1997'ye doğru giden süreci yaşadık. Ama hafızamın tazelenmesi
için, o günlere 'Güvercinli Yıllar' kitabında yer veren, kadim meslektaş Orhan Tokatlı'nın notlarını okuyor ve AKP adına kaygılanıyorum.
Kendini diğer siyasi partilere şu ya da bu şekilde angaje edenler dışında,
eğer mevcut rejimin tehlikede olmadığını da düşünüyor iseler, kimse ne AKP iktidarının ne de ülkenin başının derde girmesini dilemiyor.
Şimdiye kadar bu denge muhafaza edildi. Ama galiba şimdi AKP kendi
aşırı dinci isteklere sahip tabanına karşı güç durumda. Onları memnun edecek, 'gerçek iktidar!' olduğunu gösterecek adımlar atmak istiyor. Bu yaklaşımın liderleri de galiba Meclis Başkanı Bülent Arınç ile Milli Eğitim Bakanı.
Arınç sanki parti lideri, icraat başı gibi konuşuyor. Anayasa Mahkemesi'nin yapısından işlevine kadar birçok hususu eleştiriyor. Değiştirmekten söz ediyor.
Bunları nasıl yapacak? Şimdiye kadar ülke içindeki çok önemli dengelerin bilincinde hareket ettiği intibaını veren Başbakan'ın onayını alabilecek mi?
***
SPOR NOTU: Madem gazeteler bir kısım meslektaşları 'uzman' kabul edip onlara 'köşe' veriyor, tabii istediklerini yazacaklar. Ama yazarken hiç mi özen göstermezler. Örneğin Galatasaraylı Saidou hakkında, uzmanlığı tartışılmaz Coşkun Özarı; Saidou için saha içindeki lider oyuncu görevini yaptığını yazarken, diğer köşede İsmet Tongo 'Saidou silik görüntüsüyle ha kovuldu ha kovulacak' diyor. Hürriyet'te ise 'İstenmeyen adam' başlıklı yazısında İlhan Söyler 'Gerets onu izledi. Orta sahanın en mücadeleci, en kesici, en top kapıcı futbolcusu olduğunu gördü... Gerets bu işi biliyor. Bursa maçında da çok daha iyi gördü' diye yazıyor. Ben de ekrandan Saidou'yu izliyorum. Hakkında bir şey yazabilmek için özellikle dikkat ediyorum. 'Topu ayağında en az tutan. En isabetli pas veren adam' diyorum. Galiba fazla vakit kaybetmemek için, sadece gerçek uzmanlıkları tescil edilmiş futbol yazarlarını okumalı.