TSK görevi değil mi?

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görevi anayasal rejim ile şekillenmiş bu ülkeyi korumak ve kollamak değil mi? Bu görevi dolayısıyla Milli Güvenlik Kurulu'nda yer almıyor mu?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevi anayasal rejim ile şekillenmiş bu ülkeyi korumak ve kollamak değil mi? Bu görevi dolayısıyla Milli Güvenlik Kurulu’nda yer almıyor mu? Orada yıllardır Cumhuriyet’in bölünme ve irtica tehlikesi karşısında olduğunu söylemiyor mu?
Bu durumda; bölünme ve irticaya karşı gereken hazırlıkları, çalışmaları yapması, önlemleri
alması ana görevi değil mi?
O halde, son ‘belge’ olayı dolayısıyla yadırganan bu çalışmalardan birinin yasal sınırlar dışına taştığı varsayımıyla, TSK’nın ‘suç’ işlediği iddiasını soğukkanlılıkla irdelemek gerekmez mi?
AKP yandaşı medyaya sızdırılan ve aylardır gündemden ayrılmayan belgenin, “TSK içinde bir grup tarafından Fethullah örgütü ile AKP’yi parçalamayı, böylece iktidardaki serbest seçimle iş başına gelmiş bir siyasi partiyi uzaklaştırmayı, devirmeyi” hedef aldığı iddia ediliyor.
Bu ciddi suçlama nasıl ve kim tarafından incelenip karara bağlanmalı?
Genelkurmay’da, TSK’nın yasal görevleriyle ilgili çalışmaların nasıl yapıldığı hakkında biraz bilgi sahibi olanlar bilirler. Hazırlıklar, görev saptandığında, kademe kademe yapılır. Onaylandıkça üst kademelere doğru yol alınır. Nihai karar ise genelde Genelkurmay Başkanı’na aittir.
Uzaktan anlaşıldığı kadarıyla, TSK değerlendirmesine göre; çok önemli iki tehditten biri olan ‘irtica’ya karşı neler yapılabileceği incelemesi hiçbir zaman Genelkurmay gündeminden düşmemiştir.
Hazirandan itibaren gündemi işgal eden ‘belge’ de bu alanda yapılmakta olan araştırıcı önerilerin sunucu bir alt kademe çalışmasının neticesi gibi görünmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin anti-laik hareketlerin odağı olduğu kararına vardığı bir siyasi parti hakkında TSK’nın birtakım önleyici önlemler içeren çalışmalar yapmış olması, acaba hangi hallerde suç oluşturur da, TSK aleyhine, adeta bir darbe hazırlığı yapmış olma iddiası ile kampanyaya sebep olur?
Konunun biraz soğukkanlı yaklaşıma gereksinimi yok mudur?
Bu noktada hatırlanması gerekenlerin başında; bir albay imzasıyla, hazırlanıp üst makamına sunulacak hale getirilmiş önerinin henüz uygulanacak hale gelmeyen bir alt kademe hazırlığı oluşudur.
Mevcut haliyle bu ‘belge’ adı verilen not bizatihi demokrasiye karşı işlenmiş ağır bir suçun delili sayılabilir mi?
Bu sorunun yanıtını, şimdi bir gece yarısı sivil yargıya devredilen yetkilere sahip olan mahkemeler de verebilir.
Kanımca; mahut ‘belge’ ortaya ilk defa atıldığında, eğer gerçekten varsa bunun bir alt kademe çalışma yazısı olduğunun vurgulanması, tüm devlet kurumlarının kendi görev alanlarında yapmaları gereken ekzersizlere benzer bir çalışma olduğunun kamuoyuna açıklanması gerekirdi.
Bu satırlar yazılırken, henüz ‘belge’nin gerçekliği yargı önünde ispatlanmış değildi. Mevcut olduğu teknik yönden belirlenen ıslak imzanın makinelerle çoğaltılabileceği savı halen tartışma konusuydu.
Mal bulmuş mıgribi gibi; her gün bu hazırlık safhasından söz edilip üst düzey komutanların, Genelkurmay 2. Başkanı ya da Harekât Dairesi Başkanı’nın isimleri, hazırlık için verdikleri direktifler gündeme getiriliyor.
Onlar konuyla ilgili görevlerini yapmayacaklar mı? Astlarının yaptıkları çalışmaları kontrol edip oluşturmayacak ve hangi kademelerden geçecekse geçirdikten sonra Genelkurmay Başkanı’na sunmayacaklar mı?
Aslında kamuoyuna yansıtılmayacak, Genelkurmay’ın gizlilik taşıyan hazırlıklarıyla ilgili yazıların medyaya yansımaması esastır.
Eğer belgeye dönüşen çalışma doğruysa; TSK’nın bunu, yukarıda da belirttiğim gibi; çalışmanın daha ilk safhasında sızmasını önlemesi, bunu yapamamışsa durumu kamuoyuna uygun bir dille açıklaması gerekirdi.
Yazıyı, daha gerçek nihai belge haline gelmeden kim ele geçirmişse bunu kendi amaçları için en iyi şekilde kullanmaya çalışmıştır.
Böylece ortaya, sanki Genelkurmay içinde Fethullah grubu ile Anayasa Mahkemesi’nin de antilaik hareketlerin odağı olduğu kararına vardığı iktidar partisini parçalayacak bir grup çıkmıştır.
Şimdi konu açıkça yargıya yansıdığından söz konusu ‘belge’nin bu aşamada suç oluşturup oluşturmadığı araştırılacaktır. Hazırlığına kimlerin katıldığı, bundan dolayı suçlu sayılıp sayılamayacakları ancak o zaman anlaşılacaktır.
Genelkurmay Başkanı’ndan ancak bu işlemlerin yasal çerçeve içinde tutulmasına katkıda bulunması beklenir.