TSK ve 'iletişim'

Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay Başkanlığı'nda kendisini bir ziyaretimde konuşmamız tamamlanmış kalkıyordum ki, oturmamı işaret etti.

Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay Başkanlığı'nda kendisini bir ziyaretimde konuşmamız tamamlanmış kalkıyordum ki, oturmamı işaret etti. Önümüzdeki alçak masanın üzerindeki dosyaları gösterdi: "Bak" dedi, "bizi hep enformasyon ve halkla ilişkiler konusunda eleştiriyorsun. Sana nasıl çalıştığımızı anlatayım."
Genelkurmay'ın, şimdi 'İletişim Dairesi' adını alan, Enformasyon ve Halkla İlişkiler Dairesi'nin nasıl çalıştığını dosyalardan gösterdi. Sözlerini tamamlayınca, gösterdiği nezakete teşekkür ettim. "Paşam yıllardır çalışmalarını yakından izlediğim Genelkurmay'ın diğer askeri alanlardaki gibi, kendi içinde bu konularda da çağdaş olduğunu düşünebiliyorum. Yıllardır eleştirdiğim husus; Genelkurmay'ın dışarıda medya ile ilişkilerindeki eksikliğidir" dedim. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanı ayrıntılı görüşleri belirlemek için ertesi gün, söz konusu dairenin başkanı dahil üç kuvvete mensup üç albayı büroma gönderdi. Uzun uzun medyanın gereksinmelerini anlatıp Türk Silahlı Kuvvetleri ile kurulacak çağdaş yöntemlerin neler olabileceğini ifade etmeye çalıştım.
Aradan 4-5 sene geçti. Bazı adımların atıldığını görmedim değil. Ama bu konudaki kanım değişmedi. NATO içinde, zaman zaman TSK'nın birçok konuda standartların önüne geçtiği söylenir. Ama 'iletişim' konusu galiba en geride kalınan faaliyet dalı olmaya devam etmektedir.
27 Mayıs'tan bu yana, yakından tanıma olanağı bulamadığım Genelkurmay Başkanları Cemal Tural ve Memduh Tağmaç hariç, diğerlerinin kişisel olarak medyaya kapalı olmadıklarını söyleyebilirim.
Bu konudaki eleştirileri olgunlukla karşılamalarına rağmen, sistemde ciddi değişikliğe gitmemelerini galiba Türk askeri anlayışının katılığına bağlamak gerekiyor.
Son örnek Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın ABD ziyareti sırasında ortaya çıktı. Ziyaret üzerine, zamanlaması ABD'nin CIA ve FBI başkanlarının Ankara'ya gelişine rastladığından, çeşitli yorumlar yapıldı. Bunlara Yaşar Paşa orada yanıt verdi. Sonra da ABD'nin Cumhuriyetçi iktidarına yakın bir kuruluşta konuşma yaptı. Konuşmaya birkaç Türk meslektaş da alındı. Ama orada konuşulanların yazılmaması kuralı uygulandı.
Toplantıda bulunan bir Türk meslektaş konuşma hakkında, "Amerikalıların kendisine 'Ne olacak bu Türkiye'nin hali' diye sormadıklarından emin olabilirsiniz" diye yazmakla yetindi. Sonra da Büyükanıt'ın "PKK terörünün geçirdiği değişimleri, bugün ulaştığı noktayı vurgulayan bir konuşma yaptım" dediğini nakletti. Toplantıya katılan bir Amerikalı ise "General, her yerde söylenebilecek türden şeyler söyledi" demişti.
Yani anlaşılan Yaşar Paşa ev sahiplerine PKK hakkında yeni bir şey söylememişti. Ama nedense söylediklerinin üzerindeki sır perdesi, hiçbir gerek yokken aralanmıyordu.
Bu konuda bilgi istediğim Genelkurmay sözcüsü, 'Konuşma, yazılmamak kaydı taşıdığından' gerekçesini hatırlatmakla birlikte, "Ne bizde ne de Kara Kuvvetleri'nde bu konuda bilgi yok" dedi.
TSK'dan konuşma metni yazılmak için değil, toplantıda bulunmayan savunma konularıyla yakından ilgili bir uzman gazeteci tarafından istenmişti.
Bu isteğe karşı takınılan tavrın ise kabul edilecek yanı yok.
Kara Kuvvetleri Komutanı'nın ABD'deki konuşmasından Ankara'da karargâhının ve Genelkurmay'ın haberdar olmaması olacak şey mi?
Ne yazık ki, TSK'nın kendisini 'iletişim' konusunda çağdaş hissetmemesi için aslında bu olay tek örnek değil.
* * *
SPOR NOTU: Galatasaray Lisesi'nden mezun olup GS takımında uzun süre basketbol oynamış bir kişi olarak, mali güçlükten dolayı kulübün içine düştüğü durumu yadırgamamak olası değil.
Bu noktaya gelineceğini son yıllarda, sınıf arkadaşım Turgay Şeren'in yazılarında hep okumuş ama ilgili üyelerin bu kadar gaflet içinde olduklarına inanamamıştım. Şimdi bir spor yazarı meslektaşımın GS'nin bu noktaya nasıl getirildiğinin öyküsünü yazmasını bekliyorum.