TSK'ya yeni Işık Koşaner üslubu

Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi değişir ama TSK temel görüşleri değişmez. Sadece kişisel üsluplarda farklılıklar görülür.

Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi değişir ama TSK temel görüşleri değişmez. Sadece kişisel üsluplarda farklılıklar görülür.
Yeni Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner göreve başlamadan, daha Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nı devrederken yaptığı konuşmayla, kendinden önceki komutanlar gibi ,görevindeki üslubu açıkladı.
Konuşmanın içeriğinde önemli TSK görüşlerin değişmediğinin işaretleri vardı.
Yıllardır görülür; TSK’nın değişmez temel prensipleri vardır. Ancak komutanlığı üstlenen farklılığını, bunları ifade ederken kullandığı üslup ile ortaya koyar. Org. Koşaner de böyle yaptı. Dikkatle hazırlanmış konuşmasında, genelde çok üzerinde durulan; önem verilen ‘Atatürkçü düşünce sistemi’ne sadece dört kelimeyle atıfta bulundu. Terörle mücadeledeki kararlılık hakkında konuşurken de sadece ilgili yasaları ve asli görevin İçişleri Bakanlığı’nda oluşunu, TSK’nın oradan gelecek isteklere göre hareket ettiğini söyledi.
Bunlar Koşaner’in üslubuyla ilgili anlamlı ayrıntılar olarak dikkat çekti.
Türkiye’nin son iki yılda yaşadıkları ve TSK’nın bu dönemde karşılaştığı, görevini tamamlamış olan Org. İlker Başbuğ’un ifadesiyle, ‘Asimetrik psikolojik savaş’ bu camiayı görece pasifize etmeyi amaçlamış olmalıydı.
Belki de, Koşaner’in, bu koşullar olmasa da kişisel yaklaşım tarzı buydu. Daha önce 2. Başkanı olduğu Hilmi Özkök döneminde ve Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu İlker Başbuğ döneminde komutanlarının işaret ettiği çerçevede kalmıştı.
İki yıl önce İlker Başbuğ, bilinen kuvvetli vurucu kişiliği, TSK’nın temel prensiplerine bağlılığı ve kararlılığını ifade eden bir konuşma ile K. K. Komutanlığı’nı Koşaner’e devrederken ,Koşaner’in cevabi konuşmasında kullandığı üslup tabiatıyla şimdikinden farklıydı.
Koşaner’in komutanlığını üstlendiği genel savunma gücü hakkındaki değerlendirmeleri de bu dikkatli üslubundan etkilenmişti. Ama dikkatle okunduğunda TSK’nın şimdiye kadarki bilinen çizgileri içindeydi. AKP’nin ihdas etmeye ve dolaylı yaklaşımlarla TSK’dan uzaklaştırmaya çalıştığı ‘Uzman sınır birlikleri’ gibi yeni tip askerliği düşünmediği görülüyordu.
Koşaner’in K. K. Komutanlığı’nı Org. Erdal Ceylanoğlu’na devrettiği törende ve sonra bahçede konuklara yapılan ‘ikram’ sırasında da farklılıklar vardı.
Törenin komutanlar tribününde ön sırada, Ergenekon soruşturmasının hedeflerinden; Tuncer Kılınç, Hurşit Tolon ve Ergin Saygun gibi emekli üç orgeneralin yer alması ve bunları Gül’ün selamlama durumunda olması TSK’nın genel duruma bakışının göstergesi sayılabilirdi.
Komuta heyeti bahçeye çıkıldığında, havayı ağırlaştıran parçalar çalan orkestraya yakın bahçe bölümünde küçük grup oluştururken yanlarına uzun süre kimse yaklaşamadı.
Her zaman kalabalık olan medya grubu bu defa parmakla sayılacak gibiydi. Özal’ın cumhurbaşkanlığı günlerindeki görevinden tanıdıklarını sandığım Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Paşa’nın etrafında bulunmanın rahatlığını hissediyor olmalıydılar. Daha sonra İlker Başbuğ komutanlar grubundan ayrılınca çevresini aldılar. Ama daha önceden alışık oldukları havayı onda da bulamadılar.
Bir orgeneral, basın mensuplarının en eskisi olmam hasebiyle bana ‘Kim bilir böyle kaç komuta teslim töreni gördünüz?’ diye sorunca 1969’da şahit olduğum bir kara kuvvetleri komutanlığı devir töreninin öyküsünü anlattım.
Törene o zaman 2. Ordu Komutanı olan Org. Faruk Gürler de Konya’dan gelerek, Genelkurmay ile Milli Savunma binaları arasındaki geniş avluda katılmıştı. Silah arkadaşı ve dostu olan, kendisine bir yıl daha kalacağı sözüyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilen Org. Fikren Esen ayrılıyordu. İktidarın karar değiştirmesiyle bu görevden alınıp Yüksek Askeri Şura üyeliğine naklediliyordu. Fikret Paşa bu kararı gurur kurucu bulmuş, görev devrinden sonra emekliliğini istemişti. Törene hakim olan kederli hava karşısında Faruk Paşa göz yaşlarını tutamamıştı. Oradaki tek gazeteci olarak fotoğrafını çekip,yayınını yönettiğim haftalık İngilizce Outlook dergisinde yayımlamıştım. Bu da değerli Komutan ile rahmetli oluncaya kadar süren bir gazeteci-asker ilişkisi yaratmıştı.
Öyküm siyasi iktidarların zaman zaman askeri tayinlere etki yaptığını gösterir. Bu olay Demirel’in Başbakanlığı, Ahmet Topaloğlu’nun Milli Savunma Bakanlığı sırasında cereyan etmişti.
TSK’nın son komuta değişikliklerinden ziyade, Türkiye’deki son iki yılı kapsayan değişikliklerin yarattığı havanın anlam ve boyutlarının bu camiaya etkilerine yine dokunmak gerekecek.
TSK’da egemen olan üslup değişikliklerine bu havanın nasıl ve ne kadar etki yaptığı araştırılmalı.