Tüpraş'a sahip çıkmak

Tüpraş ile ilk defa yıllar önce ABD'nin Fortune dergisi Türkiye muhabirliği yaparken ilgilenmiştim. Fortune dünyanın en büyük 500 şirketi listesini hazırlıyordu. Listeye girebilmek için kriterler belirlemişlerdi.

Tüpraş ile ilk defa yıllar önce ABD'nin Fortune dergisi Türkiye muhabirliği yaparken ilgilenmiştim. Fortune dünyanın en büyük 500 şirketi listesini hazırlıyordu. Listeye girebilmek için kriterler belirlemişlerdi. Bana 'Türkiye'de bu kriterlere uyan şirket var mı?' diye sordular. Aklıma öncelikle Koç, Sabancı ve Eczacıbaşı şirketleri gelmişti. Yaptığım kısa bir araştırma bunlardan ilk ikisinin Fortune'un 'Dünyada 500' listesine girebilecek büyüklükte olduklarını gösterdi. Böylece ilk liste yayımlandıktan sonra yapılan uyarılarla Tüpraş'ın bu iki dev kuruluşu geride bırakacak büyüklükte olduğunu saptadım. Hafızam beni yanıltmıyorsa, tüm Timeinc yayınlarındaki görevimin sona erdiği, 1999'a kadar hep Tüpraş
bu listedeki yerini muhafaza etti.
Şimdi bu dev milli kurum ile ilgili gelişmeleri, özelleştirmenin gerekli
olup olmadığı konusuna girmeden, merakla izliyorum. İşin içine büyük suiistimal olasılıkları işaretleri girince, olayın büyük vatandaş
kitlelerine kolay anlaşılır yöntemlerle anlatılamadığını da düşünüyorum.
Önce bu dev kuruluşa düşük bir değer saptanıyor. Sonra bu düşük değerden birilerine bir miktar hisse satılıyor. Aradan bir süre daha geçince birden geride kalan hisseler, açık artırmaya sokulunca hiç akla gelmediği kadar değerleniyor. O zaman çok ucuza verilen hisselerle ilgili konular yeniden gündeme geliyor. Bu satışa kimin nasıl etki yaptığı inceleniyor.
Konunun ayrıntılarına belki başka bir yazıda dokunmak gerek. Şimdi, bugünlerde kamuoyunu ciddi şekilde ilgilendiren 'Kim Tüpraş'a sahip çıkıyor? Özelleştirme İdaresi'nin elindeki o ilk satılan hisseleri kim aldı?' sorularına yanıt aramak öncelik almış bulunuyor.
Tüpraş ile ilgili gelişmeleri Radikal'in uzman yazarı Yiğit Bulut hep yazıyor. Konuyla yakından ilgili Petrol-İş garip satışın iptali için dava açıyor. Diğer yandan, dünyanın küreselleşme yanlılarından, AKP hükümetinin özelleştirme konusunda ne kadar başarılı olduğunu öven söylemler geliyor.
Bu siyasi iktidarın inisiyatifinde giden çok yönlü gelişmeler içerisinde İngiliz Economist dergisi satış ile ilgili adımları Türk yargısının durdurabileceğini, yargının bu konularda 'kötü şöhretli' olduğunu yazıyor. Bununla da kalmıyor, 'Son derece milliyetçi' olarak vasıflandırdığı Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ülkenin 'milli stratejik değerleri'nin satışına karşı olduğunu da kaydediyor. Sezer'in özelleştirme konusundaki gelişmelere birçok vesileyle karşı çıkan yargı kararlarını desteklediğini de hatırlatıyor.
Economist'e göre özelleştirme, laikler ve İslamcılar arasında da
kuşku yaratıyor. Çünkü laikler bu yoldan ülkeye büyük Arap sermayesi girmesinden kaygı duyuyorlar.
Bu ekonomik boyutlu gelişmeler güncel, demokratikleşme eğilimiyle birleşince konu sadece Tüpraş gibi devletin en değerli varlığının, şaibeli gelişimlerle satılması, özelleştirilmesi olmaktan çıkıyor. Kimi düşünürce, demokratikleşme ile milli çıkarları koruma arasında seçim yapılmasını gerektirecek bir duruma yol açılıyor.
Konuyu böylesine sofistike bir mecraya sokmadan insan kendi kendine 'Neden demokrasiyle milli çıkarların korunması çelişsin? Neden bunlardan biri tercih edilmek durumunda kalınsın?' diye soruyor.
Economist'in Cumhurbaşkanı ile ilgili 'çok milliyetçi' vasıflandırmasına ne demeli? Türkiye'de bir cumhurbaşkanının 'çok milliyetçi' olması, hukukun egemenliği ve demokrasinin gerçek uygulaması için çabaları yadsınamaz olan bir şahsiyet için artık suç mu oluyor?
Özelleştirme günümüzde dünyada ve ülkemizde gerçekleştirilmesi gereken bir bilimsel doğru ise bu işi dürüst yapmanın hiç mi yolu yok?
Neden önce Tüpraş'ın gerçek değeri saptanmaz? Sonra neden bu hisseler
Türk vatandaşına ya da Türk girişimcilere sunulmaz? Neden bütün bunlar olurken siyasi iktidarın perde ardından çeşitli çıkar müdahalelerinde bulunduğunu gösteren yaklaşımlar önlenmez?