Türban ardındaki gerçek

'Türban' sorununun ne zaman gündeme oturduğunu doğrusu hatırlamıyorum. Nasıl çıktığını da. Araştırmacı meslektaşların konuya neden ilgi göstermediklerini, bu kadar üniversitemizin birinin bile üzerine bilimsel eğilmediğini de anlamış değilim.

'Türban' sorununun ne zaman gündeme oturduğunu doğrusu hatırlamıyorum. Nasıl çıktığını da.
Araştırmacı meslektaşların konuya neden ilgi göstermediklerini, bu kadar üniversitemizin birinin bile üzerine bilimsel eğilmediğini de anlamış değilim.
Anlayamadığım hususlardan biri de: Anayasa'ya ve yüksek mahkeme (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil) kararlarına karşın hâlâ ciddi görünen kişilerce gündeme getirilebilmesi.
Türkiye'deki kadınların büyük kısmının başını kapatma alışkanlığı olabilir, ama 'türban'ın sadece küçük bir azınlığın sorunu olduğunu gösteren işaretler çok. 'Sorun kızlarımızın öğrenimleridir' diyenler de inandırıcı değil. Okullarda türbanlı okuyan kızların hayata atıldıklarında -kamusal alandaki yasakla- görevlerini nasıl sürdürecekleri hiç de irdelenmiyor.
Bu da inandırıcılık eksikliği.
AKP lideri Erdoğan'ın mevcut durumu kavradığını ve gereğini yaptığını düşünüyorum. Toplumun türban istediğini zaman zaman söylese de.
Sık sık yapılan kamuoyu yoklamaları da çoğunluğun türbandan yana olmadığını gösteriyor. İşte 'Yöntem Araştırma'dan 2004 Ekimi'nde saptanan neticeler. 11 ilde 19 milyon kişiyi temsil eden 1200 denek üzerinde yapılan yoklamalarda türbanın kamusal alanda serbest bırakılmasını isteyenlerin azınlıkta kaldıkları ortaya çıkıyor.
Buna seçimlerde AKP'ye oy vermiş olanlar da dahil. Bunların bile yüzde 39'u aleyhte. Yüzde 37'si türban lehinde. 24'ü ise kararsız.
AKP lider kadrosunun iddia ettiği türban çoğunluğu nerede?
Toplumun genelde yüzde 50.5'inin karşı, 24'ünün türban istekçisi ve 26'sının kararsız olduğu görülüyor. CHP'ye oy vermiş olanların ise yüzde 80'i türbanın kamusal alanda serbest bırakılmasına karşı.
Tabii yasalara ve yüksek mahkeme kararlarına karşın kişilerin özgürce düşüncelerini ifade etmelerine ne denir? Ama kişisel düşüncelerin tüm bilimsel gerekçeleri dikkate almadan, ciddi ciddi gündeme yerleştirilip sadece daha özgürlükçü görüntüye bezendirilmesini de anlamakta güçlük çekiyorum.
Kimi futbol maçlarında görüyorum; maç anlatan spikerler seyrettikleri takımların kendilerini dünyaya kabul ettirmiş, ünlü antrenörlerini alabildiğine eleştirip onlara akıl veriyorlar. Bu daha ziyade sadece bizde görülen yaklaşım aynıyla karmaşık, çok boyutlu, teknik bilgi gereksindiren konularda da görülüyor. Futbol seyircilerini olduğu gibi, TV seyircilerini ve gazete okurlarını rahatsız ettiğini düşünüyorum.
İşin bu ciddi, bilimsel yanları dışında bir de duygusal, psikolojik ve Anayasa'da yazılan şekliyle mevcut rejimi korumanın kendilerine misyon olarak verilmiş kurumlarla ilgili yanı var.
Bu yan kimi meslektaşlarca yok sayılıyor. Ya görmezden geliniyor ya da gerçekten boyutları hakkında fikir edinilmiyor.
Acaba bugünkü koşullarda, tüm öne sürülenlere karşın, siyasi iktidar 'Bir formül buldum' dese ve türban ile ilgili yasal sınırlamaları bir yana itmeye kalksa ve türban kamusal alanda serbest bırakılsa, ne olabileceğini düşünebiliyor musunuz?
* * *
KİTAP NOTU: 'Yer Eksi İki', yazar Hakan Evrensel. Alfa Yayınları. Daha önce 'Güneydoğu'dan Öyküler'i yazan Evrensel bu defa yakından gözlemlediği Güneydoğu olaylarını 380 sayfalık roman haline getirmiş. Kimi bölümlerini ilgiyle, kimi bölümlerini de atlayarak okuduktan sonra, 'Keşke kitap yayımlanmadan bir profesyonel editör tarafından gözden geçirilip, 380 sayfa yerine 150 sayfa haline dönüştürülseydi' diyorsunuz.
'Özgün Sözler', yazan Yekta Güngör Özden. İleri Yayınları. Yenilenmiş ve genişletilmiş 4. baskı. 1950'li yıllardan tanıdığım inançlı, mücadeleci hukuk adamı Yekta Güngör Özden yılmadan usanmadan doğru bildiği yolda gidiyor. Şimdiye kadarki yayımlarından ya da konuşmalarından seçtiği sözleri sunuyor.