Türkiye ne yapmalı?

ABD'nin genel stratejisi içinde Türkiye'nin yerini araştıran gözlemcilerden şaşıranlar var.

ABD'nin genel stratejisi içinde Türkiye'nin yerini araştıran gözlemcilerden şaşıranlar var.
Daha birkaç ay önce Türkiye ve bölge uzmanı CIA'in eski yetkililerinden Graham Fuller şunları söylüyordu;
"Türkiye'nin tecrübesi çok oldu. Sanırım bunun manası giderek Arap dünyasında anlaşılacak. Müttefik ABD'ye tezkerede 'Hayır' diyebilen bir Türkiye. Şaron'a 'Siz devlet terörizmi yapıyorsunuz' diyebilen bir Türkiye. Bunu söylemeye ne ABD ne de Avrupa cesaret edebiliyor.
Ama böyle söylemek Başbakan Erdoğan'ın hakkıdır. Çok iyi yaptı. Bu bakımdan Türkiye ABD'ye karşı asıl bağımsızlığını şimdi ifade etmeye başladı ve İslam dünyasında da büyük etki yaptı. İşte bu yüzden Türkiye bölgede büyük şeyler yapabilir. Kendi tecrübesini aktararak, nasihatle, Araplarla iyi ilişkiler kurarak İslam dünyasındaki öfkeyi yatıştırabilir."
Sonra havanın süratle nasıl değiştiği görüldü.
Erdoğan, Fuller'in övdüğü yoldan gidip, ABD'nin Irak'tan çıkış yolu kabul ettiği seçimleri eleştirdi. Felluce başta olmak üzere çeşitli direnişçi kente karşı ABD güçlerinin kullandığı büyük kuvvetin buralarda 'soykırım' yarattığını söyleyen AKP yetkililerini suskunluğuyla destekler gözüktü. ABD'nin son dönemde hedeflediği iki komşusu; Suriye ve İran ile ilişkilerini bozmadı. Başta Yeni Şafak olmak üzere AKP cephesinin ABD'ye karşı tavır takınmış kesimiyle ilişkilerini muhafaza etti. Bunlar bir yana, doğrudan ABD'den kalburüstü sivil asker yetkililerle gelen başta İncirlik ile ilgili olmak üzere, bir dizi isteğe olumlu yanıt vermedi.
Bu diziye daha birçok husus eklenebilir.
ABD, başlangıçta Fuller'in övdüğü, Türkiye'nin bölge İslam ülkelerinde itibarını artırabileceği düşünülen, bağımsızlık göstergesi tavırlarından, iyice rahatsız olmaya başladı.
Rahatsızlık işaretleri sadece kapalı kapılar ardındaki görüşmelerin diplomatik tevil götürebilecek nüanslarında alınmadı. Wolfovitz ve Grossman gibi itibarlarını Türk kamuoyu üzerinde yitirmiş görevlilerce değil, ama onların bir zamanlar kullandıkları kaba tehdit üslubunu kullanan başkalarınca ortaya kondu. Yeni Dışişleri Bakanı Rice bu kampanyada yedekte tutuldu.
Türkiye'ye karşı etkili olması için resmi şahsiyetlerce ifade edilen şikâyetlere bir de gazete eleştirisi eklendi. Türk iş âlemi üzerinde de etkili olan makalenin çıktığı gazete yazarına ABD değerlendirmeleri aynen dikte edildi. Yazar yazısındaki; "Türkiye aklını başına toplamazsa gene Avrupa'nın hasta adamı olur" tarzındaki tehdidi de dahil, tüm hususların ABD görüşü olduğunu hiç çekinmeden, ABD radyosuna söyledi.
Bu ABD kampanyasına Türkiye'den bir kesim 'Aman ne yapıyoruz?' der, başta Dışişleri Bakanı Gül olmak üzere havayı yumuşatmaya çalışırken, fırsat NATO toplantısı için Avrupa'ya gelen Başkan Bush ile karşılaşmada çıktı.
Bush Türkiye ve Erdoğan ailesiyle ne kadar yakından ilgili olduğunu, asla gerginlik-kızgınlık içinde bulunmadığını, 8 dakika sürdüğü belirtilen, ayaküstü sohbette gösterdi.
İki, stratejik ilişki içinde bulunan (stratejik ortak değil, çünkü ABD'nin sadece iki stratejik ortağı var; İsrail ve İngiltere), ülke arasındaki gerginlik bu durumda ortadan kaldırılmış mı oluyordu?
Başta Erdoğan olmak üzere yetkililer artık ABD ile ilgili konuşmalarında ve davranışlarında dikkatli mi olacaklar? Yeni Şafak gibi yayın yapanlara Wall Street'in mahut yazarının tavsiyesi ile: yüz vermeyecekler mi?
Bunlar işin daha ziyade görünür yanları.
ABD tabii Türk toplumunda belirmiş ABD aleyhtarlığının, iktidar yardımıyla, kaldırılmasını, hafifletilmesini istiyor. Ama amaç sadece bu değil.
Türkiye ABD'nin Irak'taki politikasını desteklemeli. Brüksel'de bir fırsat çıktı; kurulmakta olan Irak ordusunun eğitimine katılmalı.
Daha da önemlisi; Türkiye ABD'nin İncirlik ile ilgili olarak istediği hususları yerine getirmeli. Bu istekler iki ülke arasında daha önce imzalanmış anlaşmaların değiştirilmesi ve genişletilmesini gerektiriyorsa, onu da yapmalı. Meclise gitmeli.
Türkiye'nin işi zor.
* * *
KİTAP NOTU: 'Türkiye'de Misyonerlik' dünü, bugünü, iç yüzü ve perde arkasıyla. Yazan Uğur Yıldırım. Otopsi yayınları. Gazeteci yazar daha önce 'Dünden Bugüne Patrikhane'yi de yayımladı. Şimdi 430 sayfalık bu yeni yapıtında gündemdeki misyonerlik konusuna yeni bir katkıda bulunuyor.