Türkiye'nin güvenliği için

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök geçen sene yaptığı konuşmada Türkiye'ye artık dış tehdidin olmadığını söylemişti. Ama aradan çok geçmeden bu sözler tevil edildi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök geçen sene yaptığı konuşmada Türkiye'ye artık dış tehdidin olmadığını söylemişti. Ama aradan çok geçmeden bu sözler tevil edildi. Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmada da güvenlik stratejisinin dört temelinden söz ederken dışa karşı alınması gereken önlemleri kaydetti. Böylece dış tehdidin, Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye oluncaya kadar, en azından Yunanistan'dan gelebileceği kayıtlara geçmiş oldu.
Kuzey Irak'taki PKK konuşlanması sürdükçe, Türkiye'nin bir asimetrik tehdit karşısında olduğuna kuşku yok. Ama bu olasılık, yukarıda işaret ettiğim dört madde içinde yer alsa da, nedense pek ne ayrıntılarına giriliyor ne de alınması gereken önlemler üzerinde durulup atılmış olan adımlardan söz ediliyor.
1984-1999 arasındaki PKK'ya karşı sürdürülen Düşük Yoğunluklu Çatışma (DYÇ) Türk Silahlı Kuvvetleri'ni nereden nereye getirdi. Bu alanda dünyanın en deneyimli ülkesi olduk. Ama Öcalan'ın yakalanmasından, PKK'nın ateş kesmesinden bu yana aradan altı yıl geçti. Şimdi sınırlardan sızan, sayıları 300 civarında olduğu tahmin edilen, eğitim görmüş PKK militanları sayıları 100'e yaklaşan TSK mensubu şehit ettiler.
Bu durum hafife alınacak bir durum değil.
Olayların cereyan ettiği topraklar bizim topraklarımız. Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana o bölgede benzer olaylar sürüp gidiyor. Artık hem o araziyi avucumuzun içi gibi öğrenmiş olmamız gerekiyor hem de dışarıdan da sızsalar, gelen ve o bölgenin mensupları olduğu varsayılan unsurlar hakkında yeterli bilgiyi edinmiş olmamız bekleniyor.
Bu sağlam veriler ve DYÇ deneyimi üzerine Genelkurmay'ın 'Harp Tarihi Stratejik Etüt Grubu'nun Cumhuriyet sonrası TSK'nın katıldığı mücadeleleri çeşitli boyutlarıyla inceliyor.
Bu savaşlarda uygulanmış ve uygulanmakta olan sevk ve idare yöntemlerini araştırıyor, inceliyor, dersler alıyor ve neticeler çıkarıyor.
Muhakkak Irak'ta iki yıldır cereyan eden asimetrik mücadele Türkiye için adeta deney laboratuvarı oluyor.
Olaylara bu açıdan baktığımızda, asimetrik savaşın Türkiye güvenliği
için öncelikle yaşamsal önem taşıdığını görmemek olası değil.
Yakın geçmişte dünyanın çeşitli yerlerinde cereyan eden DYÇ uygulamaları incelendiğinde, bu konudaki en önemli unsurların başında Özel Kuvvetler'in geldiği görülüyor. Bunlar, her ülkenin kendi koşullarına göre, olağanüstü yeteneklere sahip gençler arasından seçiliyorlar. Öğrendiğinizde inanamayacağınız kadar ağır eğitim kurallarından geçiriliyorlar. Sadece savaş sanatını değil, içinde görev yapacakları yabancı ülke ve toprakta rahatça çalışmalarını sağlayacak yetenekler ediniyorlar.
Türkiye'de bu kuvvetin sayısının PKK ile mücadele döneminde oldukça süratle artırıldığı biliniyor. Ama bu süratli adet artışının yeterli eğitim verilmesini sağlayamadığı da bir gerçek olmalı.
Süleymaniye'de geçen yıl bu kuvvetlere mensup bir seçkin timimizin başına gelenler üzerinde herhalde ayrıntılı biçimde durulmuş, ders alınmıştır.
Genelkurmay mutlaka asimetrik savaşın en önemli unsurları üzerinde çalışmaktadır. Ama bu çalışmalar yeterli midir? Konu üzerinde kamuya yansıyan bilgilerin yetersizliğini gidermenin acaba çaresi yok mudur?
***
SPOR NOTU: Fenerbahçe-Galatasaray maçını nakleden spikerin, kimi lig maçı yayınını üstlenen ve deneyimine karşın bir türlü gelişme sağlayamayan, espri yoksunu, maç başlamadan defalarca 'Şu anda hakem yardımcılarına bakıyor' uydurma cümlesini yineleyen, meslektaşına örnek olmasını diliyorum. Çünkü TV'den maçı spikersiz seyretmek olası değil. Digitürk'ten bir yetkili, yıllardır bu konuda gelişme sağlamayan bu mensubuna bir şeyler öğretmeli.