Uyuyan yılanı uyandırmak

Başkan Bush, "Saddam kitlesel imha silahlarına (KİS) sahip. Bunları beklenmedik anda kullanabilir. Buna izin veremeyiz. Saldırıp imha etmeliyiz" diyor.

Başkan Bush, "Saddam kitlesel imha silahlarına (KİS) sahip. Bunları beklenmedik anda kullanabilir. Buna izin veremeyiz. Saldırıp imha etmeliyiz" diyor.
Ama ülkesinin CIA gibi istihbarat örgütleri aynı kanıda değil. Görüşlerini 'Bush'a Irak'a saldırı yetkisi verilmeli mi?' tartışmaları yapan ABD parlamentosuna bildirip, Başkan'a karşı olanların ellerine büyük koz veriyorlar.
Kısaca özetlemek gerekirse 'Şimdilik Sadddam'ın bu silahları kullanma olasılığı uzak. Ama bir ABD saldırısı halinde bunları mutlaka
kullanabilir. Bizimle birlikte ABD gücü de gitsin diyebilir' kanısındalar.
Konu, eğer Saddam bir tehdit kaynağıysa, bu kaynağı harekete geçirip geçirmemekten hangisinin daha akıllıca olacağı haline geliyor.
Kongre olsun, Senato olsun Bush'a büyük yetki verilmesine pek taraftar değil gibi gözüküyor.
Şimdi gündeme getirilip ders alınması istenmiyor, ama ABD'nin Vietnam hezimetinden aldığı derslerin akıllarda olmadığını söylemek kolay değil.
Tabii Irak bir Vietnam değil. ABD saldırısı karşısında kendisini sonsuz kaynaklarıyla destekleyecek bir Kuzey Vietnam yok. Ülkenin yapısı da uzun yıllar sürecek bir gerilla savaşına uygun değil.
Yoğun, çok geliştirilmiş silahlarla, yüklü hava saldırılarıyla yok edilecek hava savunma ve komuta kontrol sisteminden sonra, iyi eğitilmiş geniş bir ABD özel kuvveti desteği ve kontrolünde Kürtlerin kuzeyden Irak'ın çözülmesine yardım edeceğini düşünüyorlar.
Gerektiğinde birkaç zırhlı tümenin Türkiye üzerinden Irak'a girebileceğini düşünenler de var. Tabii Türkiye buna izin verirse.
Bütün bunlar gerçekleşirken Saddam'ın elindeki KİS olanağını kullanmaması beklenebilir mi?
İşte bu noktada CIA'in kısmen açıklanan gizli değerlendirmesi çatışmanın ABD'ye pahalıya mal olacağını söylüyor.
Şimdi Bush, parlamentosunun kendisine, Birleşmiş Milletler'den yeni ve çok güçlü bir 'silah kontrol' kararı çıkarmasını sağlayacak yetki vermesi için çalışıyor. Bunu alamazsa dünya kamuoyu karşısında büsbütün yalnız kalacak, çünkü şimdi kendisini İngiltere dışında hiçbir Batı ülkesi desteklemiyor. Türkiye olası bir çatışmadan en fazla zararla çıkacak ülkelerin başında. Kuzey Irak Kürt gruplarının faaliyetlerinin Ankara'da yarattığı kaygı her gün basına manşet oluyor.
Ecevit ve Dışişleri Bakanı Prof. Gürel, kamuoyunu en açık ifadelerle aydınlatıyorlar.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak toprakları içinde, gerektiğinde en etkili olacak seçkin güçlerini muhafaza ettiğini her kes biliyor. Sadece K. Irak'ta bir devlete benzer Kürt oluşumunu değil, olası geniş sığınmacı gruplarının da engellenmesi gerek.
Kızılay'ın sınıra hangi derinlikte, ne büyüklükte sığınmacı grupları için kamp hazırlığında olduğu da gizlenmiyor. ABD, Bağdat'a karşı nereden harekete geçerse geçsin Türkiye bu gelişimin mutlaka içinde olacak. Onun için de bir yandan Irak'a 'Kontrole izin verin' diyor. Diğer yandan da ABD'ye 'Mutlaka Birleşmiş Milletler kararı alınsın' diye ısrar edip operasyonu geciktirmeye çalışıyor.
Hükümet işin diplomatik yanını yürütse de, askeri yanı hakkında açık tercihlerini tam yapıp TSK'ya görev vermiş değil. Bu da askerin işini güçleştiriyor.
En iyisi ABD'nin uyuyan yılanı uyandırmayan bir formül bulması.
***
MEDYA NOTU: Sanıyorum bu yılın en ilginç gazetecilik araştırması DSP'ye karşı uygulanmak istenen bir komplo ile ilgili olurdu. Ülkenin en
büyük siyasi partisinin parçalanmasının nasıl sağlandığı, en deneyimli siyasi liderin yerinden nasıl uzaklaştırılmak istendiği hakkında bir seri röportaj yazılabilirdi. Bunun için de ayrılan, sayıları 30'dan fazla eski DSP milletvekili başta olmak üzere geride kalan ama gelişmelerden haberdar DSP'lilerle de inceden inceye konuşmalar yapılır, böylece bu yakın siyasi tarihimizde eşi görülmemiş olayın içyüzü ortaya çıkarılırdı. Nedense bunu büyük tirajlı gazetelerimiz yapmadı. Şimdi Cumhuriyet'in yayımlamaya başladığı seriyi ilgiyle izliyorum.