Üzüm yemek mi?

Avrupa Birliği'nin bir bakıma Hollanda'dan bir kuruluşa ihale ettiği; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin demokratik sistem içindeki yerini AB normuna uydurma çalışmasını doğru ifade için...

Avrupa Birliği'nin bir bakıma Hollanda'dan bir kuruluşa ihale ettiği; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin demokratik sistem içindeki yerini AB normuna uydurma çalışmasını doğru ifade için, yazının başlığına ilave yapmak: 'Amaç üzüm yemek mi, yoksa bekçi dövmek mi?' demek gerekiyor.
TSK'nın kimi alanlardaki konumu ve yaklaşımını biz de eleştiriyoruz. Sorun TSK konumu ve işleviyle ilgili olarak yapılmak istenenlerin şekli ve zamanlamasıyla ilgili. Bunlara dikkat edilmediğinde, yapılmak istenenler ne Türkiye ne de AB için yararlı olur.
Hollanda odaklı, Türkiye'den de, daha ziyade onlar gibi düşünenlerin birkaç yıldır yaptıkları çalışmaların ulaştığı noktayı 14 Kasım'da rapor açıklandığında göreceğiz. Konuyu bilip, en iyi niyetlerle çalışmalara ışık tutmak istemiş olanların çabalarının ne kadar dikkate alındığı da ortaya çıkacak.
Hollandalıların yaklaşımında asker-sivil ilişkilerinin mümkün olduğunca çabuk yeniden AB normlarına göre düzenlenmesi isteği görüldü. Şimdi AB ile üyelik görüşmeleri başlar ve gündeme 30'dan fazla alan getirilirken, bu acelenin anlamını kavramak da zorlaşmış oldu. Sadece yadırganan acele değil, bu konunun sanki diğerlerine önceliği olduğu varsayımının kabul edilmesi de zor.
Türk savunma sistemini, AB ülkeleri demokrasilerindeki sistemlere benzetme istekleri, her ülke yönetimindeki farklılıklar dikkate alınamaz mı? Örneğin neden Türk demokratik modeli İngiliz modeline, Hollanda modeline göre şekillendirilsin? Onların modelinde kraliçe var. Asırlardır geliştirilmiş savunma sistem ve kurumlarının yönetimleriyle kendine özgü ilişkileri var.
TSK'nın AB ilişkilerinde, üyeliğe taraftar olmasına karşın; dikkatli, ulusal çıkarlara önem veren yaklaşımına nedense doğru teşhis koymayanlar var. Türkiye'de Batı ile entegrasyonun, NATO üyeliği dolayısıyla, en sağlam şekilde TSK tarafından gerçekleştirildiği göz ardı ediliyor.
Yabancılar hâlâ Türkiye'de sivillerin, şimdi tamamıyla askerler tarafından üstlenilmiş konulara, hemen hemen hiç ilgi göstermediklerini bilmiyorlar.
Bu durumda ülkeye yönelmiş tehdidi kim değerlendirecek. Kim izleyecek ve kim gerekli önlemleri planlayacak?
Bütün bu aşamalarda askerin uzmanlığı dışında kalan faaliyetlerinde sivil yönetim kontrolü yok mu?..
Türkiye'de bunun, diğer AB ülkelerindeki kadar yapılmadığını düşünenler yaklaşımlarının giderek dikkate alındığını herhalde görüyorlar.
Üzerinde çok durulan 'Avrupa'da öyle değil' denilen, Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanı yerine Başbakan'a bağlı olmasına gelince. 1960 yılı 27 Mayısı'ndan sonra değişen bu sistemin gerekçelerinin hatırlanmasında yarar var. Sadece o dönemin değil, o günden bu güne güzel işleyişinin de hatırlanmasında yarar var. Her alanda olduğu gibi bu alanda da tabii farklı yaklaşımlar olabilir. Ancak bugünün koşulları içinde, sanki başka değişiklik uygulanacak alan yokmuş gibi, ülke huzurunu kaçıracak ve aciliyeti de anlaşılmamış bir konuyu gündemde tutmak kimin işine yarayacak?
Asıl olan, istenen, askerin sivil otoriteye bağlı olması değil mi?
Kısacası, eğer AB, bağcı dövmek yerine üzüm yemek istiyorsa Türkiye'deki asker-sivil ilişkilerine dikkatle ve
bilerek yaklaşmalı.
Bunun 14 Kasım'da açıklanacak olan raporda ne kadar dikkate alınmış olduğunu göreceğiz.
* * *
SPOR NOTU: Her hafta, bizim maçlar dışında, birkaç Avrupa maçı seyretmeye çalışırım. Onların futbol kalitesinde öncelikle fark ettiğim şey; oyuncuların ayaklarında top tutmamaları, en kısa zamanda isabetli paslar vermeleri ve sahaya yayılarak oynamalarıdır. Bunun tam aksi ise bizim futbola 'mahalle futbolu'ndan miras kalmıştır. Onun için Türk futbolcularımızda bu özellik çok az görülür. Şimdi tüm kulüplerimizde bunu Saidou ve Aurelio'dan başka uygulayan kimse var mı? Acaba top kaybı sayısının fazlalığı ve futbol kalitesinin düşüklüğünde bunun da etkisi var mı?