Yalan ve doğru haber

Başbakan Erdoğan, Alman gazetesine 'türban' odaklı bir demeç verdi mi? </br>Yoksa vermedi mi?</br>Bu güncel konudan hareketle basında sergilenen 'haber anlayışı'nı da irdelemek gerekiyor.

Başbakan Erdoğan, Alman gazetesine 'türban' odaklı bir demeç verdi mi?
Yoksa vermedi mi?
Bu güncel konudan hareketle basında sergilenen 'haber anlayışı'nı da irdelemek gerekiyor. Eğer gazetelerin kamuoyu üzerindeki yitirmiş olduğu
etkiyi gerçekten yeniden kazanmalarını istiyorsak.
Başbakan'ın bu yalanlaması bana yıllar önce (1975'te) Genelkurmay'ın yaptığı bir yalanlamayı hatırlattı.
1974 Kıbrıs müdahalesinden sonra, zamanın Genelkurmay Başkanı rahmetli Semih Sancar ile Time dergisi adına bir konuşma yapmış, sadece fotoğrafını o zaman yönettiğim Yankı dergisinde yayımlamıştım. Konuşma metnini Time kullanmayınca, aradan bir süre geçtikten sonra teypten
çözüp Yankı'da kullandım.
Konuşmada Sancar zamanın Başbakanı Ecevit'i Kıbrıs operasyonu dolayısıyla övmüştü. Ama konuşma yayımlandığında artık Ecevit muhalefetteydi. Anlaşılan muhalefetteki Ecevit'e övgüyü Sancar olmasa da, daha sonra Demirel'e yakın olarak siyasete girip bakan olan o günün Genelkurmay Başkanı Özel Kalem Müdürü uygun bulmamıştı ki; Yankı'nın Sancar ile yapılan konuşmayı içeren sayısı piyasaya çıkınca Genelkurmay'dan bir tekzip geldi. "Böyle bir konuşma yapılmamıştır" deniyordu.
İşte bugün şahit olduğumuz Başbakan yalanlaması da böyle.
Aylardır yalanladıkları 'ABD'nin İncirlik ile ilgili istekleri var' haberlerini geçen gün ABD Büyükelçisi açıkladı. Böylece haber doğru olunca yapılan yalanlamaların da değeri kalmıyor.
Gazetelerin esasını haberler oluşturur. Haberler ne kadar doğru olursa gazete okur nezdinde o kadar itibar kazanır. Satışlarını da artırır.
Son yıllarda gazetelerin ne kadar inandırıcılıklarını ve itibarlarını yitirdikleri sık yazılır oldu. Bunda, doğru olması gereken haberciliğe önem verilmemesinin çok büyük payı olduğunu düşünüyorum.
Doğru olmayan (yalan dememek için) haberciliğe gazeteleri yöneten meslektaşlar göz yumuyorlar. Yeterince titiz davranmıyorlar. Bunu en çok gazetelerin spor sayfalarında, hemen her gün görmek olası.
Son iki örnek vereyim.
Fenerbahçe Anelka isimli çok şöhretli bir sporcu ile pazarlık yaptı. Anlaştı ve transfer etti. Ama o süreç içerisinde, gelişmelerin dışında kalıp güç duruma düşen kimi gazete hiç çekinmeden, bu doğrunun tam tersi haberler yazıp manşetler atabildi.
Galatasaray'ın aldığı Ribery isimli bir genç yetenek, Fransız basınının övgüleriyle transfer edilip Türkiye'ye gelirken, bir kısım meslektaş ısrarla sporcunun haftalarca oynayamayacak kadar sakat olduğunu yazabildi.
Spor sayfaları doğru haber kuralını en fazla ihlal eden gazete bölümleri.
Özellikle transfer mevsiminde yayımlanan ilgili haberlerin büyük kısmı doğrulanmıyor. Spor sayfalarının bir kısım yöneticisinde doğru habercilik anlayışı hiç yok. En inanılmaz söylentileri manşet bile yapabiliyorlar.
Dünyanın en itibarlı birkaç yayın organında tam 39 yıl çalıştıktan sonra haberin gerçekten ne kadar kutsal olduğunu ve ne kadar itinayla hazırlanması gerektiğini öğrendiğimi sanıyorum. Öğrenciliğim sırasında altı yıl çalıştığım Abdi İpekçi'nin Milliyet'inde de aynı yaklaşımı gördüm. Çalıştığım gazete ve dergilerde de haberlerin doğru olması için gayret ettim.
Şimdi tekrar Başbakan'ın yalanladığı 'Ne bu gazeteciyi tanıyorum ne de böyle bir şey söyledim' dediği olaya dönüyorum.
Haberi yazan Alman meslektaşın açıklamalarını okumadan bile, bu kadar ayrıntının uydurma olamayacağını düşünmüştüm. Konuyu inceleyen ve Başbakan'a sempati besleyen kimi meslektaşım haberi doğrulayan ama yalanlamanın bir 'yanlış anlama' ürünü olduğunu öne sürdüler.
Basın özgürlüğü tam olan demokrasiyle yönetilen ülkelerin yöneticileri basın kurallarını bilirler. Eğer kamuoylarının henüz bilmesini istemedikleri görüşleri varsa, bunları gazetecilere ifade ederken 'yazılmamak kaydıyla' koşulunu koyarlar. Gazeteciler de buna uyar.
Yoksa 1975 yılında Genelkurmay'ın, şimdi de Başbakan'ın düştüğü duruma düşerler. Ama bu iki önemli kuruma 'çuvaldız' batırırken kendi gazetecilik anlayışı ve uygulamamıza da bir 'iğne' batırmamız gerekir. Çünkü gazetelerimiz hemen her gün üzerinde iyi çalışılmamış haber yayımlamaktadır.
Bu durumu düzeltmenin bir yolu da, galiba, yalan, eksik ya da yanlış haberlerin kaydını tutup daha sonra yazanlara hatırlatmak olacak.