Bir Anadolu Banshee'si: Hatasız Kul Olmaz

İznik nasıl bir kasabaysa; kriminal olduğu kadar zeki ve yakışıklı ve sportmen karakterimiz var; uyuşturucu mafyamız var, pub'ımız var.

İçme sularımıza toptan Xanax katıldığından şüpheleniyorum ciddi ciddi. Yoksa bu acıdan, bu öfkeden nasıl ölmeyiz bilemiyorum. Hiç olmadı delirmeliyiz diyorum ama hemen “Delirmediğimizi kim söylüyor?” diye soruyor yanımda kim varsa. Acı bir tesadüf ki ana karakteri Bulut Kurt isimli bir polis olan ‘Hatasız Kul Olmaz’ı seyrederken geldi Uğur Kurt’un haberi. Kısacası sayın okuyucu; buradan itibaren dizi hakkında yazdığım şeyleri okumayı bırakıp o süreyi “Neden delirmiyorum?” sorusunu düşünerek geçirebilirsin. Gönül koymam, ben kendime gönül koyuyorum zaten gullüm göçük altında kalmış, başından vurulmuş ve sınırı geçerken çocuklarının gözü önünde katledilmişken yazıyorum diye.

Efendim mevzumuz ‘Hatasız Kul Olmaz’ ATV’nin yeni başlayan dizisi. Birinci bölüm ‘Maziye bakma, mevzu derin’ adıyla yayımlandı. Derin mevzumuz İznik’te geçiyor. Motosiklet kullanan, dolayısıyla havalı başkomiser Bulut Kurt (Murat Han) arkasına tayin bekleyen öğretmen Oya Garip’i (Ekin Türkmen) atmış İznik’e doğru yol alıyor. Düğüne yetişeceklermiş, alışveriş yapmışlar dönüyorlar. İkisi de boşanmış esas oğlanımızla esas kızımız birbirlerine yanıklar ama Oya geçimsiz biraz, atışıyorlar. Sürekli ‘Hasbinallah’ yüz ifadesiyle yaşayan Bulut’u durdurup motordan iniyor ve arkadan gelen minibüsü durduruyor. Çarşı şapkası takmış minibüs şoförü “Başkomiserim açayım mı?” diye sorup onay aldıktan sonra açıyor kapıyı da dağ başında kalmaktan kurtuluyor Oya. Yapımcı Osman Sınav olunca insan Çarşı şapkalı adamın başkomiserden izin almasından fena kıllanıyor wishful acting mi acaba diye.



Neyse efendim düğüne geliyorlar; belediye başkanının kızı Canan (Burçin Abdullah) ile Doktor İhsan evlenecektir havuz başında. Oya’nın minibüste tanıştığı Ferit’in (Ertan Saban) düğüne gelmesiyle havuz başı saadeti bozulur. Canan, Ferit’e âşıktır ve yıllar sonra Ferit’i karşısında görünce nikâh masasında evlilikten vazgeçer. Doktor İhsan ise bunu kaldıramaz ve orayı terk eder. Sonra bir silah sesi duyarız. Bulut nedense nikâh şahidi olarak masaya oturmadan önce ceketini çıkarmaya zorlanmış, tabanca askısını da çıkarıp sandalyenin arkasına koymuştur. Bir koşarlar ki İhsan kendini vurmuş, yanında da Bulut’un silahı. Ve olaylar gelişir; elbette küçük kasabanın büyük sırlarını açık eden geri dönüşlerle.

Her ne kadar Bulut başkarakter olsa da bu bir Ferit dizisi. Ferit altı yıl önce başını belaya sokmuş ve Amerika’ya topuklamış. Amerika’da genel cerrah olmuş, artık ne olmuşsa orada da başını belaya sokmuş ve geri dönmüş; tam da kuzeni ve kırığı Canan’ın düğün günü. Ferit’i şöyle anlatayım: Bir ölçek Kuzey ve Güney’in Kuzey’inin delikanlı-hırt tarafını alın üzerine bir ölçek ‘Yalan Dünya’nın Orçun’unun gamsız-dürüstlüğünü aynı tonlama ile koyun. İki ölçek de Dr. House’un işbilir-coolluğu eklediniz mi Ferit oluyor. Orijinalite tartışılır ama bileşim orijinal, hakkını vermek lazım.

Dizinin geçtiği kasaba İznik ama tam bir Banshee. Nasıl bir kasabaysa; kriminal olduğu kadar zeki ve yakışıklı ve sportmen ve dövüş sporları ustası ve çapkın ve bişi bişi karakterimiz var; uyuşturucu mafyamız var, bilardo masaları olan pub’ımız var. Ama Allah var abartıdan kaçmışlar; Afro-Amerikalı barmen ve Uzakdoğulu hacker koymamışlar. Osman Sınav etkisi olmasa muhtemelen gay karakter de olurdu ama kendisi irrite olduğundan içimiz rahat; tüm kasaba hetero hamd olsun.

Neyse dönelim diziye. Bulut’un eski karısı Dilber (Özgül Kavruk) ayakları sakat ve sarhoş, dolayısıyla tastamam arızalı bir kadındır. Oğlunu görmeye kasabaya gelmiştir, Bulut hemen eve koşar ve Dozer isimli birini çağırıp Dilber’i götürmesini söyler. Dizinin kanalın sitesindeki tanıtımında ‘Bulut’un başının belası’ olarak tanımlanan Dilber, Dozer ile süpürülmüş olur yani yaşam alanından. Ama Dilber bu, kasabadan gitmez ve süper mafyatik pub’da sarhoş bir halde adamlarla flört etmektedir. Bulut diğer polislerle birlikte karısını almaya gelir. Tabii polis ya her türlü hakkı var, diğer polisleri kapıda bırakıp “Kimseyi içeriye sokmayın, kimseyi de çıkarmayın” diye talimat verir. Tam içeri girecekken polislerden biri İhsan’ın bir deste otopsi öncesi fotoğrafını Bulut’a verir; niye diye sormayın, biraz sabırlı olmakta fayda var. Her neyse Bulut içeri girip Dilber’i omzuna atıp çıkarır ve nezarete atmalarını söyler. Sonra geri dönüp bardaki beyaz gömlekli abilere ayar vermeye kalkar; “Karımla konuşmayacaksınız höt-zöt” falan diye. Ve evet, bar kavgası da çıkar. O ana kadar olan biteni bir masadan izlemekte olan Amerika görmüş i-Pod sahibi tosuncuk Ferit de kavgaya girişir ve Bulut’la birlikte tüm barı döverler. Aralarında eril bir yakınlık kurulur, durduk yere polis ve yancısı tarafından dövülmüş adamlar yerde kıvranırken dart oynamaktadırlar.

Dilber karakolda da rahat durmamıştır, barda bir kadınla flört ettikleri için polis tarafından dövülen adamlar gözaltına alınırken Bulut da karakola dönmeye karar verir. Tabii her ceketini çıkardığında olduğu gibi bir büyük olay daha olur. Ceketi giyerken İhsan’ın fotoğrafları yere düşer. Fotoğraflara bakan Ferit, şıpadanak olayın intihar değil cinayet olduğunu keşfeder. Bu noktadan sonra eril yakınlığımız bir tür polis-halk aksiyonu haline gelir.

İhsan’ı kim öldürmüştür, geçmişte yenen hangi dolmalar bugün tırmalamaktadır, sevenler kavuşacak mıdır? Dizi tutar mı tutmaz mı bilemem ama Bulut Kurt model polis olduğu sürece daha çok Uğur Kurt görürüz; o kesin.