Bir balorin hikâyesi: Kurt Seyit ve Şura

Yapımcılar da yönetmen de 'Kurt Seyit ve Şura'nın bir Kıvanç Tatlıtuğ dizisi olduğu gerçeğini örtme çabası gereksizliğine hiç girmediklerinden takdirimi kazandılar.
Bir balorin hikâyesi: Kurt Seyit ve Şura

Efendim çarşamba günü Radikal’in internet sitesinde yayımlanan yazımda ‘Kurt Seyit ve Şura’yı beş kadınla seyretmek hakkında yazmıştım. Bugün evdeki Kıvanç seyretme muhabbetini geçip gelelim dizinin genel gullümüne. Bir haftada iki yazıyı ‘Kurt Seyit ve Şura’nın başarısı olarak görebiliriz ya da medya içinde yuvalanmış derin östrojen mihrakları da etkili olabilir.

* * *
Dizimizin hikâyesi herkesin bildiği ya da bildiğini iddia ettiği gibi Nermin Bezmen’in romanından uyarlama. Şimdilik Nermin Bezmen’in akıl sağlığı açısından bir ‘Çalıkuşu’, ‘Yaprak Dökümü’ uyarlamasına dönüşmemesini umuyoruz. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Çar’ın maiyetindeki bir asker olan Seyit (Kıvanç Tatlıtuğ) ile bir Rus aristokratının kızı olan Şura’nın (Farah Zeynep Abdullah) hikâyesi 1920’lerin İstanbul’una kadar uzanacak. Dizi tutarsa yine de Kıvanç’ı İspanyol paçalarla görme ihtimalimiz var; malum uyarlama kadar uzatma ve yaydırmada da uzman bir sektörümüz var.
Seyit’in çocukluktan beri arkadaşı olan ama cephede bir Rus askerini öldürdüğü için Seyit tarafından istifaya zorlanan Petro (Birkan Sokullu) ise habis ve heyecan katıcı unsur olarak dizide yerini alıyor. Formülümüz kısaca şöyle: Seyit ve Şura birbirine âşık ve Petro da dost göründüğü Seyit’ten intikam almak için Şura’yı ondan almaya çalışıyor. Petro ile Seyit arasındaki bir tür aşk-nefret ilişkisi varsayımı ile seyrederken daha eğlenceli oluyor, benden söylemesi.

* * *

Balorinlerimiz, yani kahramanlarımız elbette bir baloda karşılaşırlar. Kurt Seyit salona girince Petro “Kızların gözü aydın, Kurt Seyit gelmiş” diyerek prodüksiyonun meramını güzelce ortaya koyar; bu özü sözü bir dizi durumunu takdir ediyoruz vesselam.
Seyit ve şürekası erkekler kim kimi kaç dakikada kaldırır goygoyu yaparken Şura salona girer. Balo’ya gelmeden hemen önce babasının hastalığı dolayısıyla gözyaşlarına boğulmuş bir şekilde degajesini pencereden giren karlara açmış Şura’nın kendisini balo salonlarına atmasını aristokrasinin dejenerasyonunun bir kanıtı olarak kenara yazmak lazım. Sadece baloya gelse iyi, Seyit’i görüp bir de vuruluyor. O noktadan sonra zaten Şura’lı sahnelerde babanın hastalığı tarih oluyor, varsa yoksa yurdum kadınlarıyla benzer şekilde Seyit’li hayaller kurmalar falan. Elimizde sadece psikiyatrik değerlendirme kalıyor vallahi; kaçış Seyit’i.

* * *

Balo sahnelerinde çok eğlendiğimi itiraf etmeliyim. Dans edenler var ya, ben o sahnelerde hep kenardakilere bakarım. Ayol bütün parayı oyunculara harcadıklarından herhalde figüranların saç baş tamamen es geçilmiş. Ayol o saç başla değil balo salonu Beyoğlu Hayal Kahvesi’ne bile almazlar bunları ki hippileri bile alıyorlar oraya.

Bir de kenardakilerin tek sıra halinde dizilip dans edenleri dikkatle izlemesi de bana balodan çok lise halk oyunları ekibini müdürün zoruyla seyrediyorlarmış gibi hissettirdi. Hayır dans edenler de edebilse içim yanmayacak; başıma bir şey gelmeyecekse hanımlar, evet Kıvanç da dahil. Dans ederken insanın yüzü niye peklik çekiyormuş gibi olur ki? Yüzünden okunabiliyor Kıvanç’ın: Bir ki üç dört; ayy yedi miydi?

Yapımcılar da yönetmen de dizinin bir Kıvanç Tatlıtuğ dizisi olduğu gerçeğini örtme çabası gereksizliğine hiç girmediklerinden takdirimi kazandılar. Ama sayın yönetmen ışıklarda bir sorun yok mu? Yok floresan ampul Çarlık dönemi Rusyası icadıysa bilelim de bıkbıklanmayayım.

Bir de dış sahne gece çekimlerini gündüz yapıp oyuncuları fazla mesaiye zorlamamanızı takdir ediyorum; ne de olsa onlar da emekçi;
fakat sonradan karartınca ucuz el kamerası kalitesine kadar düşüyor görüntü. Bence fazla mesai ödeyin de yüzlerini görelim. Bir de koskoca asilzadenin sarayında oda mı yok ki Şura ile ablası aynı odada uyuyor; bir deyiverin hele, belki Rus geleneğidir.

* * *

Hamam ve göle girme sahneleri beklenen ve özlenen sahnelerdi fakat eleştirilerimi önceki yazıda yazmıştım. Biraz daha Kıvanç, biraz daha baklava, biraz daha ışık ve ‘asla içlik’ lütfen. Hikâye çok derme çatma ilerliyor ancak kadınlar birkaç hafta daha şans verme eğiliminde Kıvanç ve baklavaları hatırına. Belki hâlâ Kuzey görmek de o hissi tetikliyor olabilir. Yine de Kuzey aksanıyla Seyit yeni diziye adaptasyonu güçleştiriyor. Yahu bir de Allah aşkına Kıvanç’a o kadar parayı veriyorsunuz da düzgün bir palto diktiremiyor musunuz? İlk bölüm çekimlerinde popo yapmış paltolar; dalyan gibi delikanlıları labuta çevirmeyin, zulümdür, günahtır.

* * *

8 Mart notu: Dizilerde erkeklere âşık olmak ya da acılar içinde kıvranıp erkekler tarafından kurtarılmak dışında bir işlevi de olan kadınlar ne güzel olur.