Hürrem gitti bir acı yel kaldı sarayda yalnız

Son bölümde feminist kahraman olarak yeniden hayat buldu Hürrem. E canım senarist; yeni mi aklınıza geldi? Yıllardır Hürremciyiz diye ne fesatlığımız ne 'pissssss'liğimiz kaldı...

Efendim biliyorsunuz ‘Muhteşem Yüzyıl’da sona geliniyor. Bu hafta Hürrem Sultan Sülüman’ının kollarında verdi son nefesini. Hürremciyim ama son birkaç bölümdür senaristin içine Tuna Kiremitçi kaçmış edasıyla dokunaklı “Ben Hürrem” tiradları can sıkmaya başlamıştı, bir ferahladım. Aşk iyi bir şey de garip cümle kombinleriyle (evet ‘kombin’ en uygunu gibi görünüyor) yazılmış uzun metinler insanı aşktan soğutuyor vallahi.

* * *

Neyse son bölümleri seyretmeyenler için kısa bir özet verelim. Şehzade Mustafa ve Karayip Korsaniyesi kılıklı Mihrinisa öldü. Bu arada Mahidevran Sultan üzerinde makyaj ekibinin kötü niyetli yaşlandırma fantezileri hızlanarak devam etti. Çok şükür Fatma Sultan gitti de Meltem Cumbul’un Osmanlı animesi yorumu sona erdi. Bayazıt ile Selim didişmeye, Aras Bulut İynemli’nin öfkeliyken genişleyen burun deliği performansı omurilik soğanının görülebileceği kadar gelişti.
Nurbanu gelecek vaat etse de Selim’e denk bir entrikacı olduğunu göstererek hayal kırıklığı yarattı. Aksanındaki inadı biz ölümlülerin bir hikmet aramasına neden olduysa da henüz bir sonuç alınamadı. Mihrimah İspanyol bir doktor olarak dizi kadrosuna rüzgâr gibi girip çıkan Burak Sağyaşar’la fingirdedi. Rüstem Paşa intikamını Dolunay Soysert (Venedikli sinyora) ile aldı. Mihrimah için yaşlandırma efektiyle saçına ve dahi kaşına ak düşürülmesinden beter bir şey olsa gerek; mukadderat.
Bir sezondur depresyondaki Sülüman Cihangir’in de ölümüyle dibi gördü, arada Hürrem’e küstü. Uzun iktidarın bir yan etkisi olarak otoriterleşerek kahveyi ve kahvehaneleri yasakladı. Sümbül saraya dönerek olağana geçiş yaptı ama işte o da Hürrem’in hastalığından mütevellit hep endişeli, hep gözü sulanmış takıldı. Bayazıt ile Selim’in arasındaki sorunu eş terapisti edasıyla çözmeye çalışan Hürrem’in çabaları sonuçsuz kaldı, yeni bir yöntem bulmasına da ömrü vefa etmedi. Rüyasında alevden bir kuş (Anka?) görüp durdu, neredeyse erenlere karışarak öleceği zamanı bildi ve öncesinde Mahidevran ile de mezarı başında Maktul İbrahim Paşa ile de helalleşti. Veliahtı işaret etti, torun tombalak toplayarak sarayda bir brunch sonrası hakkın rahmetine kavuştu.



* * *

Şimdi bu erenlere karışma meselesine geri dönelim sayın okuyucu. Üç sezondur bir yılan gibi sunulan Hürrem çok şükür daha ölmeden sırma saçlı, badem gözlü oluverdi. İbrahim-Hürrem ya da Mustafa-Hürrem çatışmalarında hep halkın nefret ettiği bir karakterdi. Cadı olduğu söyleniyordu hatta. Niyeyse öleceği hafta kadınlar sahip çıktı Hürrem’e. Sümbül torbacısından kahve almaya çalışırken diğer müşteriler olan iki kadınla sohbet etti. Kadınlar Hürrem Sultan’ın hayırlarını, kendilerine nasıl yardım ettiğini anlattılar. Sonra da sarayın önünde “Sultanımıza geçmiş olsun demek istiyoruz” diye nümayiş yaptılar. Hatta “Biz kadınlara çok desteği oldu. Bir köle olarak gelip kadın başına bu gücü elde etti. Zaten o yüzden erkekler sevmiyor onu” minvalinde cümlelerle bir feminist kahraman olarak yeniden hayat buldu Hürrem. E canım senarist; yeni mi aklınıza geldi? Yıllardır Hürremciyiz diye ne fesatlığımız ne ‘pissssss’liğimiz kaldı. Sonra yok günahsız olan ölürken iyi şeyler görürmüş de, ankakuşu iyiymiş de, Hürrem iyiymiş. Oldu.

* * *

Neyse efendim dizinin en önemli tarafı kadınlar arasındaki iktidar mücadelesiydi. Valide Sultan’dan itibaren Hatice, Mahidevran, Şah Sultan, Fatma Sultan ve kimler kimler gelip geçti. Zaten Hürrem’in tek kalması tadını kaçırmıştı. Nurbanu (Urbanu da denebilir) ile eksik aşılmaya çalışıyordu ama şimdi de o tek kaldı. Bayazıt’ın gözdesinin rekabeti olsa olsa diksiyon alanında olur Nurbanu ile. ‘Bigünah’ kelimesini ‘bi günah’ diye söylemek önemli bir çıkış ama Nurbanu’nun en azından göz bereltmeleri var. Ama yine de yetmez. Bence Hürrem hortlasın; Catelyn olsun, olmadı akyürüyen olsun, sarayları herkeslere dar etsin. Ama kaçırılıp diksiyonu düzeltilmeden önceki haliyle konuşsun, Vahide Perçin’in yüzü ile Meryem Uzerli konuşsun, gerilim gullümü olsun.

* * *

Son mevzumuz Süleymaniye Camii. Sülüman camiyi teftişe gittiğinde Mimar Sinan’ı elinde bir dümbelekle görüp çok kızıyor. Mimar Sinan da akustiği test ettiğini, kubbeye boş küpler yerleştirdiğini falan söylüyor. Nereden bilsin garibim 500 yıl sonra kendi miraslarına sahip çıkanlar tarafından küplerin üstünün sıvanacağını. Ya da bir yüksek mimarın köprü görünümlü gudubetinin caminin temellerini sarsacağını. Anlatıyor tatlı tatlı; küp diyor “Üstünü sıvadılar” diyorum, devekuşu yumurtası diyor “Sattılar” diyorum, temel diyor “Köprü soktular böğrüne” diyorum. Neyse Allah’tan Tuna Kiremitçi yetişiyor imdadıma: 

Sülüman: Bu külliye artık benim kalbim Hürrem.
Hürrem: O zaman naaşımı buraya, kalbine gömdür Süleyman. 

Ay şu Bayazıd ile Sülüman da ölse de gitsek.