#Manidar 'Cinayet'

Tam da emniyet ve yargı operasyondan operasyona koşarken, yerel seçimler öncesinde içinde belediye başkan adayı da olan bol kumpaslı bir diziyi yayına sokmak zamanlama açısından #manidar.
#Manidar 'Cinayet'

İskandinav Polisi diye diye Danimarka menşeli diziyi çağırdım herhalde. Evet, bu haftanın dizisi Kanal D’de yeni başlayan ‘Cinayet’. ‘Forbrydelsen’ adıyla Danimarka’da, uyarlanarak ‘Killing’ adıyla da Amerika’da yayımlanmış. Yani yine bir uyarlama ile karşı karşıyayız; orijinalini de suyunu da seyretmediğimden suyunun suyu muamelesi yapmadan seyrettim, hamd olsun.

Tam da emniyet ve yargı operasyondan operasyona koşarken, yerel seçimler öncesinde içinde belediye başkan adayı da olan bol kumpaslı bir diziyi yayına sokmak zamanlama açısından #manidar. Yiğit Bulut’tan Gezi dönemindeki Sırp OTPOR’u benzeri bir İskandinav komplo teorisi beklemekteyim. Ciddiyet düzeyi bu köşeyi de fazlasıyla kapsadığından, oldukça umutluyum, inşallah yani. 

Efendim, İskandinav cinayet masası komiserlerini Nurgül Yeşilçay (Zehra) ile Engin Altan Düzyatan (Yılmaz) canlandırıyor. İstanbul Anadolu Yakası (!) Bağımsız Belediye Başkan Adayı ise Uğur Polat (Aslan Kocatepe). Ahmet Mümtaz Taylan (Tahir) ve Goncagül Sunar (Meryem) ise kızları Gonca cinayete kurban giden Kosovalı bir aile. Gonca’nın cesedinin bulunduğu araç Aslan’ın üzerine kayıtlı çıkıyor ilk bölümün sonunda. Bundan sonrası polis-siyasetçi-mağdur halk üçgeninde gelişecek gibi görünüyor. Yaklaştık mı OTPOR’a; evet. 

Peşrevimizde karanlık bir ormanda koşturan genç bir kız görüyoruz. Adı ‘Cinayet’ ya eminiz, sahneyi görmesek de kız ölmüş. Bu sırada Zehra ücretsiz izne ayrılarak sevgilisiyle evlenmek üzere Bakü’ye gitmek niyetiyle son mesai gününe uyanmıştır. Huysuz bir oğul sahibi, boşanmış bir kadındır. Sahi, şu paralel dizi evreninde neden bütün boşanmış aile çocukları sorunludur, huysuzdur? Her neyse; ‘soğuk’ Nurgül Yeşilçay ancak o kadar olabiliyor galiba. Zehra o kadar sevilmektedir ki İskandinav polisi arasında, son günü için sürprizli cinayet mahalli hazırlamıştır teşkilat. Mezbelelik bir cinayet mahalline giren Zehra’ya kanlı bir çarşafın altından “Cee!” yapar teşkilat, o kadar severler yani. Yılmaz da Zehra’nın yerine atanmış maço komiserdir. Bir polisiye klasiği olarak, başta birbiriyle zıtlaşan partner durumu ile beklentimiz karşılanmış oluyor. Ormanlık alanda kanlı bir giysi ile bir diş bulunduğu ihbarı üzerine halef-selef birlikte yola çıkar. 

Bu sırada her zamanki gibi Uğur Polat’ı oynayan Uğur Polat, bu defa Aslan Kocatepe adıyla seçim hazırlıklarını sürdürmektedir. Danışmanı Umay (Şükran Ovalı) ile bir ilişkisi olduğunu öğreniriz. Önceki danışmanıyla da ilişkisi olan Aslan’ın diğer danışmanı Nurettin (Murat Garipağaoğlu) ile ne tür bir ilişkisi olduğu konusu henüz açıklığa kavuşmuş değil; ciddi şüphelerim var ama şimdilik beyanı esas alalım derim. Seçimlere bir ay kalmıştır ve iki güçlü aday arasında sokak çocuklarının sığınma evlerine dair projeler üzerinden bir tartışma yürümekte; seyirciler imrenmektedir. Rakibiyle yaptıkları Kanuni-Şehzade Mustafa tartışması, uyarlama sanatının doruğu olarak görülebilir. Rakibine göre Aslan, Şehzade Mustafa gibi erken başkaldırmıştır, Mustafa’nın sonu kötü olmuştur. Aslan’a göre ise Mustafa’nın başı ezildiği için Osmanlı çöküşe geçmiştir. Herhalde siyasetten dizi evrenine kadar ‘Muhteşem Yüzyıl’ kadar etkili bir dizi olmamıştır. 

Aslan’ın eski danışmanı ve eski sevgilisi olan Sezen, çalıştığı gazeteye Aslan ile ilgili olarak, tesadüf bu ya, özellikle yurtdışı seyahatleri ve otel masrafları ile ilgili bazı belgeler sızdırıldığını haber verir. Aslan ekibinden bu bilgileri sızdıran paralel yapının Umay mı Nurettin mi olduğunu merak etmektedir; ben olsam başbakanımızdan feyz alarak hepsini görevden alırdım ama bakalım Aslan bu #manidar durumda ne yapacak? 


Dizinin açık ara en iyisi Ahmet Mümtaz Taylan. Sadece oyunculuk manasında değil, pür iyilik-mertlik ihtiyacımızı da gideriyor. Nakliye işiyle uğraşan Tahir ve börek yaparak ev ekonomisine katkıda bulunan Meryem, Özel İki Yaka (!) Üniversitesi’nde burslu olarak okuyan kızları Gonca ve iki küçük oğullarıyla dizi evreninin bütün gecekonduları gibi deniz manzaralı küçük bir evde yaşamaktadırlar. Polis bir yandan, Tahir bir yandan bölüm boyunca kızını arar. Gonca’nın ölüm haberini aldıklarındaki performansları önünde, tüm madiliğimi bi kenara bırakarak hürmetle eğiliyorum.

Eğlenceli tarafa gelince iki mevzumuz var: Birincisi Abbas Güçlü’ye yapılan madilik. Üniversitede ‘Geleceğin Sesi’ diye bir program yapılacaktır başkan adaylarıyla. Öğrenciler okul yönetimi tarafından salona doldurulur, öncesinde soru soracak olanların kayıt yaptırması falan istenir. Ben Abbas Güçlü olsam, ‘Genç Bakış’ta işler öyle yürüyorsa açık ettikleri için ayrı, yürümüyorsa ayrı bozulurdum valla. İkincisi ise Komiser Yılmaz ile Gonca’nın hocası Ali arasında geçen diyalog. Yılmaz niyeyse(!) şüphelenmiştir adamdan. Memlekette Kürt meselesine Türklerin yaklaşımı hakkında güzel bir örnek oluyor.

- Nerelisin bakalım sen?
- Urfa.
- Hemşehri sayılırız, Suruç’ta askerlik yaptım ben.
- Hımmm...
Şimdilik ‘Cinayet’ de benden bir “hımmm” almayı başardı ama biraz olumlu anlamıyla.