Müjdeler olsun!

'Kardeş Payı'nda şükürler olsun oyunculuklar 'parahlel' olsa da hikâyede kolaycılığa gidilmemiş. Öyle olunca dizi; tekrar çiğnenen sakızdan çok, tekrar ısıtılırken helmelenmiş kuru fasulye tadı verdi bana ki paha biçilmez.
Müjdeler olsun!

Efendim bir hafta geciktim ama müjdeler olsun! Bu köşede yazmaya başladığımdan bu yana çoğunlukla zulüm altındayım gullüm yapacak dizi ararken. Genelde ilk bölümleri seyrettiğimden ne çıkacağını da çok bilemiyorum ama elbette çoğunlukla olumsuz. Beğendiğim de beğenmediğim de zaten kalkıyor yayından; yeni ilk bölüm bulmakta sıkıntı çekmiyorum hamdolsun. Bu hafta da dizimi benzer bir hissiyatla seçtim ama bu defa gullüm yapmaktan çok aktarmakla yetineceğim. Keza sağ olsunlar gullümün hasını yapmışlar dizi diye: ‘Kardeş Payı’.

* * *

‘Çalgı Çengi’den bu yana takipteyiz ekibi; ‘İşler Güçler’ GSM reklamına çıkacak kadar popülerleştirdi ekibi ve arkasından ‘Düğün Dernek’ gişede uçtu.
İtiraf edeyim; ‘Leyla ve Mecnun’ ekibinin yaptığı ‘Ben de Özledim’ gibi olmasından endişeliydim ‘Kardeş Payı’nın. ‘Ben de Özledim’ ciddi şekilde ikinci kez çiğnenen sakız hissi bırakmıştı ağzımda ilk bölümden itibaren; dolayısıyla final yapması ‘Leyla ve Mecnun’a hürmetimden mütevellit bir ferahlama sağlamıştı içimde. Benzer şekilde ikinci kez çiğnenen ‘İşler Güçler’ olması endişesine gark olmuştum. Şükürler olsun oyunculuklar ‘parahlel’ olsa da hikâyede kolaycılığa gidilmemiş. Öyle olunca tekrar çiğnenen sakızdan çok, tekrar ısıtılırken helmelenmiş kuru fasulye tadı verdi bana ki paha biçilmez. Tabii “Yoksa mesleki deformasyona mı uğruyorum; bir gün gelecek ‘Deniz Yıldızı’ndan bile toplumsal-siyasi okumalar mı yapıp sevmeye başlayacağım?” kaygısı içimi kemirmekte.

* * *

Hikâye kısaca şöyle: Ali (Murat Cemcir) ve Metin (Ahmet Kural) yirmili yaşlar haytalığı ile otuzlarını yaşayan iki kardeş. Sıhhi tesisatçılık yapmaktadırlar ama dünyayı değiştirecek bir icatları vardır. Patent almaya çalıştıkları icatlarının ne olduğunu hala bilmiyoruz ve muhtemelen hiç öğrenemeyeceğiz; yani öyle olsa iyi olur. Üçüncü kardeş kız doğunca tabii Feyyaz olamadığından çift y ile yazılan Feyyza (Seda Bakan) olmuş. Dizideki tanımlamayla ‘örümcek adamın dublörü gibi’ atlayıp zıplayan, tırmanan sportmen babaları Tahsin (Rıza Akın) ve mahallenin teyzelerinin gurusu olabilecek anneleri Hamiyet (Ayşe Kökçü) ile yaşamaktadırlar. Ali ve Murat önce patent alabilmek için, sonra da icatlarının prototipini yapabilmek için para aramaktadırlar ve olaylar gelişir.


Efendim Ahmet Kural da Murat Cemcir de bildiğiniz Ahmet Kural ve Murat Cemcir. Açıkçası Murat Cemcir belki de dünyanın en itici tipini oynuyor sürekli ama bir şekilde izletiyor kendisini. Belki de sürekli bastırdığımız kendi iğrençliklerimizi bastırmamızdaki haklılığımızı hatırlattığı için seviyoruz. Ya da olmadık yerde çıkan sivilceyi oynuyor da olabilir; varlığını hiç unutturmuyor, hatta yolma isteği veriyor. ‘Kardeş Payı’nda Murat Cemcir, Ahmet Kural hegemonyasını fena halde sarsıyor; dikkat.

* * *

Patent şirketinin yöneticisi rolünde Ali İhsan Varol’u görmek güzel bir sürprizdi. Çocukluğumuzun ‘Bizimkiler Nazan’ı Ayşe Kökçü ile karşılaşmak da çok iyi geldi bana. Hamiyet ‘Bir Demet Tiyatro’nun Telviye Hanım’ı ile kapışır vallahi. Sadece Rıza Akın için çok endişeliyim; aklım çıkıyor düşecek, bir yerine bir şey olacak diye. Mahallenin kürk yakalı görgüsüz zengini Hilmi rolünde de tahmin edilebileceği gibi Şinasi Yurtsever var; yine döktürüyor. Zaten bir süredir reklam kuşağı seyreder olmuştum Şinasi Yurtsever yüzünden. Ama favori karakterim Tahsin’in kahvehanesi Karapençe VIP’nin güvenlik görevlisi olan robot. TV’den değil internetten bipsiz versiyonla tamamen anlam kazanıyor robotumuz. Zaten diziyi de bipsiz versiyonda seyretmek lazım.

* * *

En sevdiğim bölüm mahalle kültürü gullümü yapılan bölümdü. Kahvehanede toplanan kalabalık mahalle kültürünü, komşuluğu överken park yerinden çocukların haylazlıklarına aslında birbirlerinden nasıl nefret ettiklerine geçiveriyorlar. Ama sonra öğrencileri döven dışarlıklı öğretmen üzerinden mahalleli kimliklerine geri dönüveriyorlar. Gezi sonrası mahalle çalışmaları yapan, işgal evleri oluşturanlara bir uyarı sayılabilir. Hatta ikiyüzlülüğümüzü de çok iyi faş ediyor.

Şahsen şu iki tezat cümleyi de kurabiliyorum mahallem için: 1. Ay mahallem çok güzel, herkes birbirini tanır. 2. Ay mahallem çok rahat, kimse kimseye karışmaz. Yücelttiğimiz ‘güzel’lik ile ihtiyaç duyulan ‘rahat’lık çatışması üzerine Tayfun Hoca’mdan aydınlatıcı bir yazı bekliyorum.

90’a şerbetlendiğimizden olacak; 60 dakikalık olunca dizi elbette çok yaydırma gerekmediğinden güle oynaya bitiyor ve tadı damağında kalıyor insanın. Espriler açıklanmıyor, yani bön muamelesi görmeden ‘valiz çorabı’na gülebiliyoruz; inşallah bozulmaz. Siz bu yazıyı okurken ikinci bölüm yayımlanmış olacak, ben de muhtemelen ikinci defa seyretmiş olacağım. Sadece ‘ürün’e isim vermek ya da ‘b.k’tan geyik tesisatçı karakterler için elzem ve komik, çok da güldüm ama Allah aşkına şu tuvalet sahnesi bir daha olmasın. Bir defa kâfi; b.ku çıkmasın.