Savulun liberaller, Kızılelma geliyor

'Kızılelma' kısaca bir MİT dizisi olarak özetlenebilir. Gerçi ben bir MİT yetkilisi olsam çok fena kızardım. Propaganda yapacağız diye bayağı saçmalamışlar.
Savulun liberaller, Kızılelma geliyor

‘Sakarya Fırat’ın çözüm süreci ile ilişkili olarak yayından kaldırıldığı iddia ediliyordu. Eğer bu iddia doğruysa, yani Osman Sınav’ın dizileri siyasi konjonktüre bağlıysa tehlikeli bir dönemden geçiyoruz demektir. Fetdua’sından “Parahhlelll olmuşlarr!” feryatlarına kadar, Tosun Paşa’nın hamam sahnesine dönmüş siyaset dünyamızda ‘Osman Sınav Effect’ ne anlama geliyor diye düşündükçe uykularım kaçıyor. 

* * *

Her şey Suriye sınırında başlıyor. Furkan Palalı ve Mesut Yılmaz askerlik yapmakta olan Murad Altay ve Şeker Ahmet rollerinde. Evet, ‘d’ ile ‘Murad’. Çok önemli olmalı çünkü birkaç defa hatırlatıldı. Hatta Murat adını ‘t’ ile yazan çavuşa kafa attı, dikkatli olmak lazım. Murad esas oğlanımız, Şeker de beklenebileceği gibi komik yancı halk kişisi. Devriye arabası bozulmuş, herkes gitmiş, sonra gelip bunları alacaklarmış. Şeker elinde bir tutam ot, “Koyunun yediği şey yenir” diyerek yiyor. Murad ise “Niye hep senle beni bırakıyorlar?” vs diye sızlanarak ‘değerli yalnızlık’ını korumaya çalışıyor. Koyun olmayacağını söylüyor. 



Şeker’i azarlayıp duruyor ama Şeker hep seviyor onu. Sonra niyeyse intihara kalkışıyor, bezmiş vatani görevinden. Temsili düşman işgali gösterilerindeki oyunculuk performansıyla tepişir gibi yaparlarken sınıra doğru ilerleyen 200 kişilik silahlı bir kaçakçı grubu görüyorlar. Şeker “Ben çok üzülüyorum ya bunlara” dese de Murad “Bunların niyeti başka” diye ayarını veriyor; tam da Roboski kararının tebligatının ailelere yapıldığı gün. Yani devlet kaçakçıyı öldürmez. Önce saklanıyorlar, sonra da bir aracı ele geçirip katliama girişiyorlar. Kaçakçılar kaçışıyor ve iki asker, 200 kişilik silahlı grubu durdurmuş oluyor. İşte niyet dekoderi kahramanlarımız böyle ‘kahraman’ oluyorlar. 

* * *

Girizgâh orduda ama Kızılelma kısaca bir MİT dizisi olarak özetlenebilir. Gerçi ben bir MİT yetkilisi olsam çok fena kızardım. Propaganda yapacağız diye bayağı saçmalamışlar. Yabancı dizilerden aparma bol metalik renkler kullanılmış ofisler, mankenlik ajansından çıkma kızlar ve küpeli (havalı diye okuyun siz onu) genç ajanlar falan. Bir de sesi ve arkasındaki ışıklı panosu ile jaluzi arkalarından teşkilatı dikizleyen Operasyon Daire Başkanı Meryem rolünde Zeynep Eronat’ın katkısı müthiş olmuş. Meryem ofisinde ciddi ciddi otururken televizyonda işte Suriye sınırındaki ‘kahraman’ları görüyor. Ceylanpınar herhalde Çankırı’da bir ilçe ki; halkın sınırın öte tarafındaki kimseyle bir akrabalığı, ahbaplığı yok ki ‘kahraman’larımızı “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sloganlarının atıldığı büyük bir nümayişle karşılıyor. Burada Murad dizinin de sloganı olan “Ülken için yaşa, aşkın için öl!” diye bağırıyor.

Slogan Meryem’in dikkatini çekiyor, 1993 yılına bir flashback ile bağlanıyoruz ve bir akademisyen süikastinden haberdar oluyoruz. Evet, Murad’ın babasıymış; zaten bu ‘d’ merakı bizim köyde pek yok. Hasılıkelam, Meryem asker hakkında tüm bilgilerin toplanmasını istiyor. MİT, kahramanımızı radarına almıştır. Dosyaya göre kimi kimsesi yok, dengesiz, asabi, okulunu bırakmış, yaralama olayına karışmış (toplumsal olay değil, adi yaralama; sordu da ondan biliyoruz) biri Murad. Hani MİT ilgileniyor olmasa biz de “Hırtın tekiymiş ayol” deyip geçeceğiz ama MİT’in aradığı özelliklere sahip ki Meryem üşenmeyip Ceylanpınar’a gidip iş teklif ediyor Murad’a. 

* * *

İş görüşmesi gullümün hası a dostlar. Üç şart öne sürüyor Murad: 1. Terhis olacak, 2. Rus enerji devi bilmemkimin kızıyla ilişkisi varmış da babası onaylamıyormuş da bu yüzden Rus mafyası peşindeymiş, o hallolacak, 3. Dizide ‘Mu-biiiiiip’ diye anılan Mustang.
İlk şart bana bedellicileri, askerlik kısalsıncıları ve ‘biz de vatan hizmeti yapıyoruz’ diyerek askerlik yapmak istemeyen polisleri hatırlattı. Üç grup da muradına erdi vatanperver vatanperver çok şükür, darısı vicdani redcilerin başına. İkinci şart Murad’ın hetero olduğunu beyan etmek ve “Vaaay, demek Rus devinin kızını!” dedirtecek kahvehane geyiği vermek dışında neye yaradığını bilemedim. Zaten Şeker hemen kahvehane moduna geçip bizim için yaptı. Üçüncü şart için ne desem bilemiyorum vallahi. İnşallah havaya uçurdukları araba o değildir; içim yandı. Keza Meryem bozkırın ortasındaki buluşma yerine iki siyah cip tarafından korunan bir helikopterle gelerek (Evet evet helikopterle geldi, ciplerin arkasından 8-10 metre yukarıdan uçarak) teslim ettiği Mustang’i havaya uçurdu. Mesaj çok iyiydi; Hansel ve Gratel’in cadısı tonlamasıyla Zeynep Eronat: “Şımarıklık yapan insanları hiç sevmem.”

* * *

Başlık Meryem ile Murad’ın ilk görüşmesinden: Meryem Murad’ı MİT’e davet ettiğinde “Ben MİT’e çalışmam” diyor Murad. Meryem çok sinirlenerek “Sen de o tatlı su liberallerinden misin yoksa? Bunlar (Evet ‘bunlar’ dedi) her şeye karşıdır, ülkenin ordusuna, polisine, inşaat yapan iş makinesine bile” diye cevap verdi. TRT, 17 Aralık, MİT; lütfen ilk paragrafa dönelim. Hükümetin ulusalcılara ittifak teklifi bile sayılabilir. Murad eğitimden geçerken dış sesimiz şöyleydi:

“Mülkiye Türkiye’nin beynidir, Meclis kalbi, Emniyet eli ve kolu, Silahlı Kuvvetler yumruğu, Maliye eti, Adalet kemiğidir. Bizse Milli İstihbarat Teşkilatı’yız. Türkiye’nin gözü ve kulağıyız. Ve biz Türkiye’nin aklından geçen ve kimseye söyleyemediği her şeyiz.”
Üstüne bir de Osman Sınav’ın her dizisinin olmazsa olmazı mütedeyyin ihtiyar âkil kişisinin cümlesini ekleyin: “Kanun bu, kurban arandı mı herkesin gözü koçlara döner.” Bakalım koçlar koyunlara ne edecek?