Star ışığı, halk âşığı

İzninizle gullümü bir kenara bırakacağım; çünkü gerçekten çok sinirlendim. Adanalı Sergen'in hikâyesine bir ağladılar bir ağladılar; sel olduk yani. Neymiş Sergen'in hikâyesi?
Star ışığı, halk âşığı

Efendim, oldu bitti müzik yarışmalarını sevmişimdir. Kuşadası Altın Güvercin ve TRT TSM şarkı yarışması anılarım bile mevcut. Bu ara ‘değerli yalnızlık’ mucidi iktidarımız, Eurovision’a küstü ama çok şükür artık çok sayıda hem de haftalık yarışma var. Popstarlardan sonra akamete uğrayıp ‘O Ses Türkiye’ ile yeniden yükseliş ‘X Factor Türkiye Star Işığı’na da kavuşturdu biz fanileri; hamdolsun. ‘American Idol’ ve ‘X Factor USA’ yarışmalarını zaten takip etmekteyim ama Adam Levine olmasına rağmen ‘Voice’ saramadı. ‘O Ses Türkiye’de de Murat Boz bile ‘muhteşem sevimli’ jüriyi aşıp izlememi sağlayamadı.

Türkiye’deki şarkı yarışmalarının bir eğlence şovu olmaktan çok müzik yarışması gibi algılanması önemli bir sorun. Elbette ses, şarkılar iyi olacak ama asıl önemli kısmı sahne şovları. Bu noktada Amerika’da muazzam bütçelerle oluşturulan şovlarla yarışmaları pek mümkün değil. Hele ‘X Factor’, ‘American Idol’a göre şov yanı daha baskın olan bir format. ‘Idol’dan Carrie Underwood, Kelly Clarkson, Fantasia, Adam Lambert, Phillip Phillips gibi starlar çıkarken ‘X Factor’un başarısı One Direction; o da İngiltere’deki yarışmadan. Bizde henüz yarışmalardan başarı sağlamış birisi yok. ‘Popstar Alaturka’dan Mehtap belki buna en çok yaklaşandı ama olmadı; kalbimde fena yaradır. ‘X Factor Türkiye’de de 2 milyon liralık albüm anlaşması kulağa iyi geliyor ancak hangi şirket bilemiyoruz. Amerikan versiyonunda Simon Cowell gibi aynı zamanda büyük bir müzik yapımcısı da olan kişi her iki programın da yapımcısı. Kendisi ‘X Factor’de jüride ama ‘Idol’da da Randy Jackson bu işlevi yerine getiriyordu. Bizde bir eski yapımcı olarak Orhan Gencebay belki bu kategoriye konulabilir ancak kendisi anlaşılmaz tiradlar ve alakasız anılar anlatmaktan o tarafını pek hatırlayamadı galiba. Hasılıkelam yapımcısı aynı zamanda müzik yapımcısı da olmayan yarışmalarda kazananların ilerlemesi çok mümkün değil. Keza daha yarışmaya katılırken uzun süreli sözleşmeler yapıyorlar ve daha sonra yapımcı sadece yarışmanın yeni sezonu ya da diğer işleriyle ilgileniyor. Bu yarışmadan da çok umutlu değilim ama inşallah bu sefer kazananalar Abidin’e bağlamazlar.

Gelelim ‘X Factor Türkiye Star Işığı’ jürisine: Oturma sırasıyla (niyeyse hiç değişmiyor yerleri) Armağan Çağlayan, Emre Aydın, Ziynet Sali ve Ömer Karacan. Armağan Çağlayan, Türkiye’de belki jüri olarak dünyadaki yarışma jürilerinin yaklaşımına en yakın kişi. Sektör bakışını olabildiğince yansıtmaya çalışıyor ama kendisi müzik değil TV sektöründen, biraz sarsıyor durumunu. Oysa Armağan’ın şöyle dev bir müzik şirketi olsa ne güzel olur. Bu yarışmada da Armağan’ın yorumlarını merak edeceğim, şarkılar söylenirken. Kıyafetiyle falan da tam bir TV insanı. O gömlek düğmesine yengesinin mendili sıkışmış gibi duran fular ne güzel ev gullümü yaptırır. Zamanında bir magazin ekindeki köşesine ölüm oruçlarını yazarak gönlümü fethetmiştir, bilmeyenler de not etsin.

Emre Aydın tam ‘Bizim Emre’ denecek bir adam. Bir Ankara havası olsa da İzmirli beyazlığı üzerine Cihangir ağzı eklenince öyle oluyor. Grafiker kılıklı ama filinta da; yeni şehirli maço böyle bir şey galiba. İtiraf edeyim ben oldukça sıkıcı buluyorum şarkılarını; maalesef jüriliği de biraz öyle. Sanırım hem şarkıcılara ‘abi’ olsun hem de genç kızları ekrana çeksin diye konulmuş jüriye ama Emrecim o kızlar Murat’ta bu ara. Abdominal eksik.

Ziynet Sali programın açılışındaki röportajda “Kendi tarzı olmalı” dedi, “Star ışığı olan kişi nasıl olmalı?” sorusuna. Bu sırada kendisinin klibi dönüyordu yanda; bir JLo bir JLo havalar... Yani geçiniz; muhtemelen aksanla Hadise havası katmaktan öteye geçemeyecek. Hadise de tabii çok saygın bir şarkıcımızdır ve bir o kadar da saygın bir jüri üyesidir.

Ömer Karacan’ı görmek bayağı ergenliğe taşıdı beni. Muhtemelen benim yaş grubum için genel bir durumdur bu. Sadece çok mutlu bir ergenlik yaşamadığımı söylemeliyim. Ömer Karacan benim için Pet Shop Boys demek, bence o konuşurken hep fonda çalsın; en azından onu dinleriz. Sektör abisi kontenjanına alınmış ama gerçekten yazlıkta sizinle zorla sohbet etmeye çalışan komşu abi gibi bir his yaratıyor.

İzninizle şimdi gullümü bir kenara bırakacağım; çünkü gerçekten çok sinirlendim. Adanalı Sergen’in hikâyesine bir ağladılar bir ağladılar; sel olduk yani. Neymiş Sergen’in hikâyesi? 17 yaşında, babası koltuk döşemecisi, annesi evlere temizliğe gidiyor, kendisi de bazen harçlığını çıkarmak için sokakta müzik yapıyor. Evet yoksul; ama yoksulluk acıklı bir durum değil. Ağlaşıp sonra da bir bembeyaz Emre abinin büyük bir samimiyetle kulise gidip kamera önünde çocukla numara alışverişi yapıp destekleyeceğini söylemesi Sergen’in hayatını değiştirir ama yoksulluk algımız hakkında ne diyor? Bunun bir adım sonrası sokaka hayvanlarına yaptığımız gibi sokağa mama ve su koymak. Oooh ağlarım, 3 liraya da mama alırım, bir beyaz, bir püripak vicdanım.

Seyyar satıcılık yapan Fırçacı Ahmet’e Ömer Karacan’ın yaklaşımı ise bu ikiyüzlülüğümüzü daha açık etti. Ömer Bey “Ne kadar saf, iyi, yoksul ama pozitif; böyle insanlar eksik dünyada” minvalinde şeyler söylüyor yanındaki jüri üyelerine birkaç kez. Hayır efendim; 1- Öyle insanlar, maalesef hiç az değil, bu memlekette yoksulluk dizboyu. 2- Öyle insanlar, yani yoksul insanlar azaldığında daha iyi olur dünya. Çünkü yoksulların bize insani değerleri hatırlatmak gibi bir var oluş nedeni yoktur.