Sultan öldü, yaşasın yeni sultan

Bir 'Muhteşem Yüzyıl' yazısıyla başlayan Dizi Gullümü yine bir 'Muhteşem Yüzyıl' yazısıyla kapanıyor. Radikal internette devam edecek, gullümünüzün hası en sevdiğiniz kanepenizde sürsün.
Sultan öldü, yaşasın yeni sultan

Evet, IŞİD Musul’u işgali ve konsolosluk baskını marifetiyle nihayet Türkiye’nin ilgisine mazhar olmuşken oturup Muhteşem Yüzyıl’ın finalini seyrettim gerçekten. İş icabı tabii ama zaten uzun zamandır bizde dehşet eşiği yüksek; yoksa zaten geçtim onca katliamı yolsuzluğu, linç çağrısı yapan Başbakan’ı olan memlekette eşik yükselmesin de ne yapsın? Serin sulardan kızgın kumlara elinde bir avuç tuzla koşturmakta olan stratejik derinliğimiz hakkında Tosun Paşa’dan bir alıntı yapıp bu faslı kapatıyorum: Tutmayın küçük enişteyi, salıverin gitsin.

* * *

Efendim tarihi dizilerin, filmlerin laneti kimin ne zaman öleceğini bilmemiz. Öyle olunca sıra sıra ölümler ana mevzu haline geldi kaç bölümdür. Bayezid’i Şah’ın değil Selim’in boğdurması ya da Rüstem’in Atmaca tarafından öldürülmesi gibi yurdum tarih yazımına yeni spekülasyonlar ekleyecek atraksiyonlara mecbur kalıyor tabii olarak senaristler. Gerçi sağ olsunlar her ölen için yaptıkları bölümler “ben bilmemkim” diye başlayan bol sıfatlı, tamlamalı cümleler ve flashback’lerle bizi öyle bezdirdiler ki kimse pek üzülemedi gidenlerin ardından. Hatice Sultan’ın ölümüyle başlayan bir trend olarak bölüm sonlarında bir ferahlama hissettiğimi itiraf etmeliyim.

* * *

Final elbette Süleyman’ın ölümüydü. Uzun zamandır kitap okumak ve depresyona girmekle meşgul olan Sülüman çok uzun zamandır nikristen (gut) mustaripti. “Padişah kocadı” demesinler diye sefere çıkıyor. Sadece ayakları değil elleri bile yara bere içinde, kıpkırmızı. Zigetvar kapılarında orduya gaz vermek üzere çadırından çıkıyor yanındakilerin desteğiyle. Bulaşıcı olacak ki şair ruhlu selvi boylu musahibinin elleri de kaygı verici düzeyde kızarıyor. Allahtan dış çekimde musahibin elleri temiz, ferahlıyoruz. Herneyse bir hamaset, iki gaz, çadırına geri dönüyor ve ölüyor. İki oğlunu boğduran, aşk-ı derûn’u ölmüş Sülüman son nefesini verirken kimin adını söylüyor sizce? Sonra bana fesat diyorlar ama adam “İbrahim” diye diye gitti. Biz dört sezondur yanlış aşk-ı derûna mı odaklanıyoruz ya Rabbi? Meğer Hürrem’e küsmeler, tripler falan külliyen gizleme amaçlı numaraymış. Sülüman latentmiş komşular.

* * *

Tarihi dizi olunca Gülfem gibi uzun zamandır işlevsiz bir karakter yaşayakalıyor; bir süredir senaristler bu manasızlığı görmüş olmalı ki bölüm başı birkaç replik veriveriyorlardı. Yalnız iş tirada bağlayınca ya biz ölecektik sıkıntıdan ya da Gülfem. Okuduğunuz üzere sağ salim yazmaktayım. Meğer Gülfem Bayezid öldürülünce intikam almak için Sülüman’ı öldürmek istemiş. Odaya girip önce konuşarak öldürmeye çalışıyor Sülüman’ı. Tabii cihan padişahı bu dayanıklı adam. Neyse içli musahip yetişip öldürüyor Gülfem’i yoksa vallahi can verecektim sıkıntıdan. Düşünün yani bir ara şuurumu kaybetmişim, Gülfem Sülüman’a “Sen, sen” diyerek bir şeyler söylerken bir kendime geldim ki göğsünde hançerle musahibin kucağında.

* * *

Mahidevran ve Fidan Hatun’un yaşlanamama zulmünün sona ermesi finalin en büyük kazanımı sayılabilir. Biliyorsunuz uzun zamandır saçlar 70, ten solaryumlu 25 muhteşem ikilimizde. Kısık sesle konuşarak aradaki 45 yılı kapatmaya çalışıyorlardı, ben denedim ciddi boğaz ağrısı yapıyor. Mahidevran’a Sülüman’ın öleceği bir rüyayla malum oluyor ve Bursa’dan hızlı feribota atlayıp İstanbul’da alıyorlar soluğu. Çarşıda tebdil halde gezen Sülüman’ı görüp, burunlarından soluya soluya “Bu dünya sana da kalmıyor, şükürler olsun” konuşmalarını yapıyorlar kendi aralarında. Bir de Mihrimah’ı yakalıyorlar saray kapısında. Selim tahta çıkınca Mahidevran’a itibarını iade edeceğini ve maaş bağlayacağını söylediği bir mektup yazmış. Mihrimah gıcık ya Selim’e, onu deyiveriyor ama arada Hürrem’e laf sokmadan da duramıyor. Annesi gibi elindeki kanı temizlemeye çalışıyormuş falan falan. Burundan solumalar gırla yine elbette. Kursağımda kaldı valla, evet tarihi ya öldüremiyoruz ama bir de onlar öleydi iyiydi.

* * *

Selim’in oğlu Şehzade Murat (Serhan Onat) dizi bir sezon daha sürseydi, yeni gözdem olabilirdi. Aras Bulut İyinemli’den daha can sıkıcı bir oyunculuk performansının eksikliğini giderebilirdi. Tek fark Bayezid daha çok burun deliği ve kulak oynatma ağırlıklı performans sergilerken Murat’ta dudaklar öne çıkıyor. Sarkmalı dudak, sulu dudak, büzüşmüş dudak ama hep nemli, hep pembiş. Çocuk oyuncu ayarındaki “Sıramı bekliyorum” duruşu tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Takipçisi olacağım Serhan Onat’ın köşenin geleceği açısından.
Dizi biterken ‘Kösem’ dizisinin reklamı çıkıverdi. Sultan öldü yaşasın yeni sultan. Bunca kostüm yatırımından sonra elbette ‘Sultan’da devamlılık esas’ oluyor. Merakla beklemekteyiz. Bu arada dizinin sergisi yapılacakmış: Teşhir-i İhtişam. Evet evet, doğru okuyorsunuz. Bunu yorumlamak gullüm sınırımı aşar sayın okuyucu. Görgüsüzlüğümüzden öleceğiz vallahi. Meğer yurtdışı yayınlarını teşhir bilirmişiz.

* * *

Yine de dizi bitti diye üzülmeye gerek yok, özellikle bu günlerde haber kanalları Mahidevran’lardan, Bayezid’lerden geçilmiyor. Asker toplayıp savaşa tutuşan şehzadelerinden tutun da Şehzade Mehmet’i öldüren Mahidevran’ın bile başlarına gelenlerden Hürrem’i sorumlu tutmak ama her şartta kendi masumiyetlerine imanlarındaki ısrarları niyeyse bana bugünkü sultanın muhiplerini hatırlatıyor. IŞİD niye büyümüş? Bush Saddam’ı yıkınca olmuş. Esad’ı Bush Esed etti di mi Mahidevrancım?
Tosun Paşa’dan tekrar: Tutmayın küçük enişteyi, salıverin gitsin.

* * *

Son Hamiş: Gullümün de kısası makbuldür. Efendim bir ‘Muhteşem Yüzyıl’ yazısıyla başlayan Dizi Gullümü yine bir ‘Muhteşem Yüzyıl’ yazısıyla kapanıyor. Radikal internette devam edecek, gullümünüzün hası en sevdiğiniz kanepenizde sürsün. Sabrınız için teşekkür ederim.