Topkapı Rezidans

Biliyorsunuz bu sezon 'Aşk-ı Derûn'un son sezonu. Depresif bir Süleyman hâkim diziye. Sürekli bir şaşırmalar, kalp sıkışmaları falan. Zannedersiniz 'Yaprak Dökümü'nün Ali Rıza Bey'i.
Topkapı Rezidans

Efendim bu köşenin doğmasına neden olan ‘Muhteşem Yüzyıl’ gullümlerinden uzun süredir uzak kaldığımı fark ettim 2013 muhasebesi yaparken. Annesini haftalardır aramayan bir üniversiteli vicdan azabı sardı bünyemi. 2014 projelerim arasında herkesinki gibi sigarayı bırakmak ve spora başlamanın yanında ara ara hünkârıma, sultanıma bu dönüşleri yapmak da var. Gerçekleşme olasılığı en yüksek olanın bu olduğundan emin gibiyim. 

***

Biliyorsunuz bu sezon ‘Aşk-ı Derûn’un son sezonu. Depresif bir Süleyman hâkim diziye. Sürekli bir şaşırmalar, kalp sıkışmaları falan. Zannedersiniz ‘Yaprak Dökümü’nün Ali Rıza Bey’i. O da her bölümde üç kalp krizi geçirirdi, ‘aile şerefimiz’ diye diye. Bu aralar Süleyman da sürekli güven krizleri yaşıyor; fonda Maktul İbrahim Paşa’nın sesi. Derûn taraf neresi derseniz, orası derim vallahi. 



Kahve-su-lokum Hürrem’in eseri mi?




Biliyorsunuz sarayda bir hanedandan çok bilmem ne rezidansta yaşayan bir kentli orta sınıf ailesi Sülümangiller. Çocuk doğar; koskoca padişah, sultan kalkar çocuğu görmeye Manisa’ya gider. Hünkârımız ile Hürrem de sürekli çocuklarının zırpçıktılıklarıyla uğraşır durur; kız türlü ayartmalarla boşanmaya kalkar, oğlanlar kâh Kaptan-ı Derya’nın, kâh hala kızına âşık olur. Gizli nikâhlar falan; ortalık bir karışık sormayın. Süleyman da yatak odasında hep bir şeyler okurken haber gelir, kalbi sıkışır, bir gürler, sonra da affeder.
Üstüne bir de paralel örgütlenme var Mustafa’yı tahta çıkarmak isteyen; başında Piri Reis. Zavallı Süleyman bundan habersiz ama hafiften işkilli. Meseleyi siyasi değil, aile içi bir mesele olarak görmekte kararlı. Hani günümüz sultanlığında da aralık ortasına kadar öyleydi ya. Günde sekiz-on vakit duyduğumuz miting hatibi sesiyle hönkürmek istiyorum: “Parahlel olmuşhlahrr!” 

***

Süleyman ile Mustafa arasında yaşananlar meramımı daha kolay anlatmama yardım eder. Efendim vakti zamanında Süleyman’ın babası Yavuz ona incili bir kaftan göndermişmiş. Kaftan zehirliymiş ama Valide Sultan fark etmiş de Süleyman kurtulmuşmuş. Veziriâzam Rüstem’in bir oyunuyla Mustafa hakkında ‘Müstakbel Padişah’ diye yazılmış çok sayıda mektup Süleyman’ın eline geçer. Eski usul telekulak denebilir yani. Rüstem, şehzade hakkında şikâyetler olduğunu söyleyerek sancakbeylerine, önemli zatlara mektuplar yazar; o zatlar da toptan canına susamış olmalı ki övgüde kantarın topuzunu kaçırırlar. Hasılıkelam Süleyman, Mustafa’ya “Ben sana güveniyorum” demek için bir kaftan gönderir ama Hürrem kaftana zehir döktürtür yola çıkmadan. Her validenin kaftandan koruma görevini hakkıyla icra eden Mahidevran, Mustafa’yı ölümden kurtarır. Mustafa da ordusunu toplayıp Topkapı Sarayı’nın duvarına dayanır. Bir şekilde yanlış anlaşılma giderilir ve Mustafa’nın ordusu çekilir. Süleyman ile tekrar iyi bir ilişkileri olur, o kadar iyi ki sefere çıkarken saltanat naipliğini ona verir Süleyman. 




Sarayda da ‘paralel örgütlenme’ var!


Peki ordusuyla saraya dayanan Mustafa’ya güvenini nerede kaybeder Süleyman? Kendisinden izinsiz Barbaros’un kızı Aklaziyan Mihrünisa Hatun ile evlendiğini duyunca. 

***

Daha eğlenceli kısmımız ise eski haremağası Sümbül ile Hürrem’in kültürümüze kazandırdıkları. Meğer kahve, lokum, su üçlüsü bu ikisinden çıkmaymış. Azat edilen Sümbül “Ne iş yapsam acaba?” diye çarşı, pazar gezerken bir tüccarda kahve çekirdekleri görür. “Kokusu güzel ama tadı berbat” minvalinde bir şeyler söyler satıcı.
Sonraki sahnede Sümbül evde bir ibrikte kahve pişirmektedir. Yan siteden Hürrem Sultan gece vakti çatkapı geliverir. Merak edince, Sümbül kahve ikram eder. Karşılıklı “Iyyyy”lamalardan sonra, Hürrem “Ağzımın tadı değişsin” diyerek bir lokum alır, zaten Sümbül de su getirmek için koşmuştur. Evet efendim, iddia odur ki kahve-lokum-su kombini Hürrem tarafından bulunmuş. Memlekete kahve alışkanlığı da SümbülBucks girişimi tarafından yayılmış olabilir, göreceğiz. Yazı ekibinin kültürel tarihimiz konusundaki bu katkılarını unutmamak gerekir; sağ olsunlar, var olsunlar efendim. 

***

Ama benim ve ‘Muhteşem Yüzyıl’ ruh ikizim Zeynep Arıkanlı’nın bir merakı var. Hazır teşekkür üzerine yazı ekibine onu da soralım. Bundan bir süre önce bir bölümde Mahidevran, Mustafa’nın kızı diye küçük bir kızı elinden tutup Hünkârımız ile tanıştırdı. Kız da bizim apartmanın yanındaki okulun ders zili tonunda “Yar dili dili, kuş dili dili, yar dili dili yar” diye bir şarkı söyledi, TRT Çocuk Korosu tedrisatlı gibi eteğini iki yandan tutup salınarak. 



Süleyman, Mustafa’ya güvenini nasıl kaybetti?


Soru şu: Yahu o kıza ne oldu? Niye gördük, niye dinledik? Vallahi hâlâ kulaklarımda ‘Dili dili’, kâbus gibi çöktü üstümüze. Hadi doğruyu söyleyin o kız kimin kızı, kimin yakını? O sahne birine hediye mi? Yoksa ‘parahleeeelll müdahale’ mi? ‘Muhteşem Yüzyıl’ üzerinde ‘amliyat’ girişimleri mi var? Ya da bu manasızlık ‘Ayşe tatile çıksın’ gibi bir işaret mi? Neyse, yar dili dili, kuş dili dili işte.
Son soru Aras Bulut İyinemli’ye: O kulak performansları için günde kaç saat çalışıyorsun allahisen? 




Bu sezon depresif bir Süleyman izliyoruz.